
|

Yeni süpergüç dünya kamuoyu
Umutsuzluğun bir araya getirdiği protestocu dünya kamuoyu çok şeyi değiştirebilir
11Eylül bardağı taşıran son damla oldu ve 3. Dünya Savaşı aslında fiilen başladı. (Bu sonsuz ve sınırsız bir savaş.) Askeri cephelerin yanı sıra ekonomik, demokratik, hatta etik ve ekolojik cepheler de açılıyor.
Savaşın tarafları da bir tuhaf! Haluk Şahin’in Radikal’deki son yazısında okudum. Geçen hafta dünyanın çeşitli ülkelerinde Başkan Bush’a karşı dev protesto gösterilerinin ardından New York Times gazetesinde Patrick E. Tyler şu yorumu yapmış: "Belki de dünyada hâlâ iki süpergüç var: ABD ve dünya kamuoyu."
Kamuoyu patlaması savaşa doğru sürüklenmeyi durduramasa da, Haluk’un da dikkat çektiği gibi "Irak’ı alıp, dünyayı kaybetmek" şeklinde oluşacak bir denklem, ABD’nin hiç hoşuna gitmez herhalde.
Körfez Savaşı’nda, Bosna’da, Sırbistan’da, Afganistan’da sesini yükseltmeyen dünya kamuoyu, bu kez neden farklı davranıyor? Genel Yayın Yönetmenimiz Mehmet Y. Yılmaz’ın dünkü yazısında vurguladığı gibi bu kez hukuki meşruiyet yok. Savaş kararı BM’de kabul edilerek, uluslararası toplumun ortak kararı haline getirilmiş değil.
Ayrıca Seattle’dan, Cenevre’den, Porte Alegre’den antrenmanlı sivil toplum kuruluşları da küreselleşmeye ayak uydurdu artık. Eylemlerini küreselleştirmeyi başarıyor. Dünyada iklim dengesinin bozulmasına bayrak açanlar da savaşın bir parçası, devlet başkanlarıyla dev şirketlerin CEO’larının kucak kucağa yarattıkları akıl almaz mali skandalların mağdurları da...
Bitmedi!
Küreselleşmeyle birlikte işlerini -daha da kötüsü umutlarını- kaybeden yeni yoksulları da unutmayalım. Afrikalı yoksulun hiçbir zaman sesini duyurması mümkün değil. Ama borsa balonunun patlamasının ardından işsiz kalan milyonlar, sendikayı da biliyor, eylemi de, sesini nasıl yükselteceğini de, kendisini kimlerin bu duruma düşürdüğünü de, 90’lı yıllarda zenginlerin nasıl hoyratça zenginleştiğini de...
En önemlisi de umutların yitirilmiş olması. Küreselleşmenin yoksullaştırdığı kitleleri, geçmişin yoksullarından ayıran en önemli fark bu. Etik açıdan da, ekolojik açıdan da, ekonomik açıdan da, demokratik açıdan da yarının dünden daha iyi olacağına ilişkin umutları kalmadı artık kitlelerin.
Umutsuzluğun bir araya getirdiği protestocu dünya kamuoyu çok şeyi değiştirebilir.
Bush fıkrası:
Kovboy şapkası ve atın kıçı Hülya Gürcan’dan bir Bush fıkrası daha: Teksaslı 3 mikro - cerrah, bir yandan golf oynarken bir yandan da en unutamadıkları ameliyatlarını birbirlerine anlatıyorlarmış. İçlerinden biri "Ben Teksas’ın en başarılı cerrahıyım. Ünlü bir piyano virtüözünün bir kazada 7 parmağı birden kopmuştu. Öyle güzel diktim ki 8 ay sonra İngiltere Kraliçesi’ne özel konser bile verdi" derken ikinci cerrah lafı ağzından kapar:
"O da bir şey mi? Adamın birinin bir kazada hem 2 eli, hem de 2 ayağı kopmuştu. Onları öyle güzel eski yerlerine taktım ki 2 yıl sonraki Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazandı!"
İkisini de sessiz dinleyen üçüncü cerrah, anlatılanları küçümseyerek "Çocuklar siz ikiniz de amatörsünüz" diye kestirip atar ve kendisinin en unutamadığı ameliyatı anlatır:
"Yıllar önce bol miktarda kokain ve alkol almış genç bir adam, atıyla dört nala giderken rayları fark etmemiş ve 120 kilometre hızla seyreden bir trene cepheden dalmış. Beni acilen ameliyathaneye çağırdıklarında önümde sadece atın kıçı ve bir kovboy şapkası vardı. O şimdi ABD’nin Başkanı."
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|