
|

Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü
Ünlü tuluatçı Kel Hasan’a sormuşlar:
- Biliyorsun, Recep Tayyip Bey de, tuluata çok meraklı. Sence Tayyip Bey, tarihteki ünlü kişilerden en çok kime benziyor?
Kel Hasan:
- Cristophe Colomb’a, demiş.
- Neden?
- Çünkü Tayyip Bey de, bilmediği denizlere açılan bir kaptan. İkincisi, Tayyip Bey de, nereye varacağını tam bilmiyor. Ama asıl büyük bezerlik; her ikisinin de, "yumurta"yla ilgili bir başarıya imza atmaya kalkmış olmaları. Cristophe Colomb, "yumurtayı dik durdurabilir misin" diyenlere; yumurtayı vurarak oturtup, göstermişti dik durdurabileceğini. Tayyip Bey ise, tam tersine, oturmuş bir yumurtayı, yeniden dik duramaz bir hale getirmeye uğraşıyor.
***
Keloğlan Kırk Haramiler mağarasında nağra atıyormuş:
- Şu Kıbrıs sorunu ne olacak?
Mağara da, birbirine eklenen bir yankılanmayla yanıt vermiş kendisine:
- Şu Kıbrıs sorunu ne olacak... Şu Kıbrıs sorunu ne olacak... Şu Kıbrıs sorunu ne olacak...
***
Bektaşi Babası, "Siyasette palavra ve asparagas" adlı, imzası neredeyse silinmeye yüz tutmuş bir kitap bulmuş.
Hemen kalemi alıp eline, dilini dudağının kıyısından azıcık çıkararak, özene bezene bir ad yazmış kitabın üstüne.
Ve Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
- Acaba kimin adını yazdı, diye...
Hoca:
- Kimsenin hakkını yemek istemem, demiş; getirin bana şu parti liderlerinin listesini...
***
Abdullah Gül’ün bir karikatürünü yapmışlar. Upuzun bir kazığa, zor bela bir merdiven dayamış; merdivenin dengesini bozmadan, yukarı doğru tırmanmaya çalışıyor.
Altında da iki satırlık bir yazı:
- Nereye çıkıyorsunuz Sayın Başbakan?
- Tayyip Erdoğan, Siirt seçimlerini kazanır da Meclis’e girerse, oturmak zorunda kalacağım yere...
***
Bir uçakla bir politikacı arasında ne fark vardır?
Hiçbir fark yoktur.
İkisi de birilerini taşıyarak yükseklerden uçar. İkisi de bazen bir kazaya uğrar. İkisi de sonunda mutlaka iner yere.
***
Editörlüğünü Prof. Dr. Emine Gürsoy - Naskali ile Doç. Dr. Gülden Sağol’un yaptığı "Türk Kültüründe Argo" kitabında, Doç. Dr. Emel Kefeli’nin de "Edebiyat Argo İlişkisi" adlı bir incelemesi var.
O incelemede eski dostlarımdan Suat Taşer’in "Abuzettin Bey" adlı şiirine rastladım. Aynen alıyorum:
Toriğini çalıştır kaşalot
Gır geçme
Çaparize gelirsin sonra zıngadak
Kasıntından denizler bulanıyor
Bamya tarlası mı sandın dünyayı
Bak atı alan Üsküdar’ı dolanıyor
Her gün ağzın dört köşe
Ama çıngırağı çektiğinin resmidir
Kim dedi sana rüzgara karşı işe
Asma sakal takma bıyık
Behey ıspanakzade
Bu gidişin sonu karanlık
Tenhalarda bocurgat yaparsın
İşin gücün haminto
Bilirim her taşın altında varsın
Fazla viraj alıyorsun ağır ol
Eşekten düşmüş karpuza dönersin sonra
Aheste çek kürekleri kendine gel
Bu devran böyle kalmaz
İmam kayığı yanaştı mı iskeleye
Gözünün yaşına bakan olmaz
Baba mirası değildir hayat
Söylemesi benden
İşlet toriğini bay kaşalot
1955’te yayımlanmış bir şiir. Suat Taşer’i de 1982’de kaybettik. "Abuzettin Bey" ise gitgide çoğalarak yaşıyor... Bazen adına Saddam, bazen Bush bile diyorlar son dönemlerde...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|