
|

Körfez Savaşı’nda Özal’ın Özel Kalem Müdürü olan Engin Güner
SOHBET ODASI
Körfez Savaşı’yla ordumuz güçlendiGüner, "1991’de verilen sözler yerine getirilmedi ama Türkiye’nin tanınması, Batı içinde yer alınması, ordunun güçlenmesi gibi konularda kazanımlar oldu" diyor
DERYA SAZAK
Körfez Savaşı’nda Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü olarak Çankaya’da Turgut Özal’ın yanında görev yaptınız. 16 Ocak gece yarısından sonra Bağdat’a yönelik hava saldırılarını da siz haber vermişsiniz. 1990 - 91 yılları anılarından başlayalım, 12 yıl önceki durum bugüne göre nasıldı? ABD, ilk harekatta bugünküyle kıyaslanmayacak şekilde müteredditti. Saddam konusunda baştan beri Amerikan yönetimini uyaran ve savaşta yönlendirici olan Özal’dı. 1990 Ocak ayında Washington’da Başkan Bush’un dikkatini çekmişti. Kuveytin işgalinden önce de telefonda Irak’ın sınıra asker yığdığını belirterek Beyaz Saray’ı uyardı.
16 Ocak’ta Köşk’te bir ekonomi brifingi vardı, akşam üzeri toplantı dağıldıktan sonra Fransız televizyonundaki Körfez kriziyle ilgili haberlerden ‘harekat başlıyor’ gibi bir izlenim edindim, Özal’ı aradım. Yorumları aktardım. ‘Öyle mi’ dedi, fazla üzerinde durmadı. Gece on ikiye doğru Özal aradı, ‘Engin hemen gel’ dedi. Köşk’e gittim, Özal kravatlı ve ceketliydi, ABD Başkanı Bush aramış: ‘Harekat 1.5 saat sonra başlıyor.’
Büyükelçiden tehditvari cümle
Ne yaptınız? Çankaya’da bir gece yarısı zirvesi toplandı. Özal, başbakan, Dışişleri ve Savunma bakanlarıyla, Genelkurmay başkanını çağırdı. Bush, ‘Pilotlarımızın hayatı tehlikede, harekatın başlayacağı basına sızmasın’ demiş. Başbakanı ve bakanları Köşk’ün arka kapısından içeri aldık.
Haritalar açıldı, CNN’den haberleri izlemeye başladık. Makam masasındaki telefon çaldı. ABD Büyükelçisi Abromowitz aradı. Cumhurbaşkanı’yla görüşebilir miyim dedi. Özal, ‘Sen görüş’ dedi. Ben görüştüm. ‘Uçaklar geliyor, İngiltere’den kalkan B 52’ler, onlara geçiş izni istiyoruz’ dedi. Büyükelçinin sözlerini masaya aktardım. Hemen görüşüldü ve ‘hava sahasını açamayız’ denildi. Durumu ABD büyükelçisine ilettim. O zaman ‘ben bunu hemen Washington’a bildirmek zorundayım, Türkler bize yardımcı olmuyor’ diye... Biraz da tehditvari bir havada konuştu Abromowitz.
Uçaklara o gece izin verilmedi mi? Hayır. Hava sahasını açamazsınız. Meclis kararı yok.
Özal ne yaptı? Fazla aldırmadı, ‘Suriye’den falan bir yerden girsinler’ dedi.
Ertesi gün TBMM’den izin çıktı. 17 Ocak’ta Köşk’te sabahladık. İlk izlenim Bağdat’a yönelik hava saldırıları başladıktan kısa bir süre sonra bu işin tereyağından kıl çeker gibi sonuçlanacağı şeklindeydi. ABD’nin savaşı derhal bitireceği gibi bir kanaat doğdu. Bakanlar Kurulu ve MGK toplandı. TBMM’den 126 sayılı karar çıktı.
Özal tarihi sorgulamayı severdi
12 yıl sonra Meclis yeni bir kararın eşiğinde. ABD, Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a asker göndermek istiyor. Washington’da pazarlıklar sürüyor. Özal dönemiyle bugünkü gelişmeler arasında ne tür farklar gözlemliyorsunuz? Birinci harekatın amacı Saddam’ı Kuveyt’ten çıkarmaktı. Bu defa ABD, 11 Eylül’ün de etkisiyle terörizmle mücadele adı altında Irak’a müdahale etmek istiyor. Geri planda petrolden Ortadoğu’nun yapılandırılmasına kadar birçok faktör var. Olay çok farklı. Saddam rejimine son vermek isteniyor. Afganistan’da olduğu gibi ABD Bağdat’a yerleşecek. Benim tecrübeme göre Bush yönetimi tüm ihtimalleri göze alacaktır. Kuzey cephesi de hayati önemde. Türkiye hayır derse Irak’a müdahaleden vazgeçmez, güneyden operasyonu yapar.
Kuzey cephesi Özal döneminde de tartışılmıştı, Musul - Kerkük’e ilişkin hesaplar yapılıyordu. Özal tarihi sorgulamayı severdi. Osmanlı İmparatorluğu nasıl yıkıldı? Cumhuriyet hangi şartlarda kuruldu? Körfez krizini de Türkiye’nin karşısına yüzyılda bir çıkan fırsat olarak görüyordu. Çok aktif rol aldı. Başkan Bush’u yönlendiren kişi oldu. Lozan’ı okudu, o zaman güçsüz oluşumuzdan ötürü Musul - Kerkük’te haksızlığa uğradığımızı düşünüyordu. Bir emrivaki ile oraları kaybetmiştik. Irak’ta yeni bir yapılanma olacaksa Türkiye de yer alabilmeliydi.
Musul’u dışarıda yokladı
Körfeze askeri birlik göndermeyi mi düşündü? Özal, bu tür düşünceleri seslendirerek nabız yoklardı. Tepkilere göre pozisyon alırdı. Musul - Kerkük meselesinde de dışarıyı yokladı. ABD ve İngiltere’nin Türkiye’ye Kuzey Irak’a sokmayacakları kanaatini edindi. Zaten bir toprak işgalinden kazanımından çok, orada bir Kürt devleti oluşumunu da hesaba katarak ulusal çıkarlarımızı korumaya çalıştı.
‘Bir koyup üç alma’ lafı nereden çıktı? Özal bunu hiç söylemedi. Bir tarafta Saddam gibi bir diktatör, öte yanda medeni bir dünya vardı. Türkiye böyle bir durumda tercihini BM kararları çerçevesinde uluslararası koalisyondan yana yaptı.
Herkes yanıldı, Saddam kaldı
Savaştan sonra Saddam’ın ayakta kalacağına da ihtimal vermiyordu Özal. Bush’un davetlisi olarak Campdavid’de ABD Başkanı’yla sorunu tartışmış... Arabada konuşuldu. Campdavid’e helikopterle gidilecekti, sis vardı, havalanmadı. Başkan Bush, ‘yolda konuşalım’ dedi Özal’a. Asıl konuşma orada geçti. Bush yanına ulusal güvenlik danışmanı General Scow Croft’u aldı, Özal da beni. Savaş sona ermiş ancak Saddam ayakta kalmıştı. Mülteci sorunu başlamak üzereydi. ABD Başkanı Irak’ın geleceğini açınca Özal dayanamadı Bush’a sordu: ‘Bağdat’a niye girmediniz?’ Bush da Vietnam sendromundan söz etti. Saddam’ın Cumhuriyet Muhafızları’yla çarpışmak zorunda kalınacağı için asker kaybını göze alamadıklarını anlattı. Özal’ın tahmini şuydu: ‘ABD Saddam’ı devirerek Nasır gibi bir kahraman yaratmak istemedi.’ Bazı duyumlarımız vardı: Suudi Arabistan Kralı Fahd’ın İran ve güneydeki Şii’ler nedeniyle Bush’u durdurduğu öne sürüldü.
Özal dahil herkes yanıldı, Saddam kaldı.
Kürt sorununu önceden gördü
Özal’ın Kuzey Irak’la ilgili senaryosu da tutmadı. Federasyonu tartışalım derken Türkiye az daha bölünecekti, PKK terörü o yıllarda tırmandı. konuda Özal’a haksızlık yapılmasın. Federasyonu tartışalım derken neden olmayacağını göstermek istedi. Kürt sorununu da Özal o zamandan gördü. ‘Türkmen kartı’nı oynamaya başladı. "Güneydoğu’daki Kürtlerin akrabaları Kuzey Irak’ta. Osmanlı’dan kalan bu toplulukların biz ağabeyiyiz. Halepçe’de Saddam Kürtleri zehirledi, bunlara kayıtsız kalamayız" derdi. Niye ABD, İngiltere gelsin orayı düzenlesin de Türkiye bizim arka bahçemiz olan bölgeye dost elini uzatmasın?
Irak politikası oluşturulamadıOlası Irak harekatı ve ABD’nin kuzeyden cephe baskısı karşısında Türkiye’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Birinci harekattaki meşru nedenler bu defa yok. ABD, İngiltere ve İsrail dışında destekleyen ülke yok. Dünyada da büyük tepki var. Türkiye, soruna kendi açısından bakmalı. Saddam’ın orada olması potansiyel bir tehdittir ama 11 Eylül nedeniyle başında ‘Demokles’in kılıcı’ gibi silahsızlanması baskısı hep olacaktır. Dolayısıyla bizi ilgilendiren Saddam’dan çok ekonomik kaygılardır. Türkiye’nin çıkarlarıdır. Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmaması önemlidir. Kimse savaş istemez, ABD bu harekatı mutlaka yapacak. Irak ve Kuzey Kore’yi ‘şer ekseni’ ilan etti. Türkiye BM Güvenlik Konseyi kararını aramalıdır. Ancak hükümet savaşın olası sonuçlarını da düşünüp ona göre hareket etmeli.
Ne yapılmalı? Saddam sonrası Irak tablosunu çok iyi görmeliyiz. Kürt gruplarla ABD’nin teması çok iyi izlenmeli. Savaştan sonra Kuzey Irak’ın statüsü ne olacak? Orada gevşek bir federasyon kurulur mu? Türkiye ileriyi düşünerek bu işin dışında kalamaz. ABD’ye sırt çeviremez. Stratejik ortağız. İlk harekatta da savaşa girmedik ama üsleri açtık. Özal bugünleri görmüştü, aradan geçen 12 yıl süresince ne yazık ki Türkiye bir Irak politikası oluşturamadı. Ben yine de ABD’nin stratejik ortağı olarak gördüğü Türkiye’ye karşı bir Kürt devleti kurulmasına izin vermeyeceğini düşünüyorum.
Nedense Özal çok üzgündü...Özel doktoru Cengiz Arslan Cumhurbaşkanı Özal’a Musul - Kerkük’ü sorunca Türkiye’nin bir daha Enver Paşa maceralarına tahammülü olmadığını söylemiş. Oysa askerlere Kuzey Irak’a girilmesi yönünde hayli baskı yaptığı biliniyor. O yüzden Genelkurmay Başkanı istifa etmedi mi? Özal Kuzey Irak’a girmenin, orada kalmanın ne bataklık olduğunu bilmiyor muydu? Çok iyi biliyordu. Kesinlikle işgal niyeti yoktu. Özal, ABD’nin gücünün farkındaydı, Avrupa’dan bir şey çıkmayacağını görüyordu. Amerika’nın yanında olmanın faydalarını düşünüyordu. "Üstleri açalım", "cephe açalım" sözlerinin gerisinde bu düşünce yatıyordu. Özal’ın yanıldığı konu, o zaman verilen sözlerin maalesef yerine getirilmemesiydi. ABD ve Körfez ülkeleri sözlerinde durmadılar. Gereken ekonomik desteği alamadık. Buna karşılık Türkiye’nin tanınması, Batı dünyası içinde yer alması, ordunun güçlenmesi gibi konularda kazanımlar oldu.
Haddam gelir!
Özal yaşasa bugün nasıl bir politika izlerdi? Bugün de aynı şeyi yapardı. Irak’ta diktatörlükten değil, demokrasiden yana tavır alırdı. Hep şunu söylerdi: ‘Saddam gitse ne olacak, Haddam gelecek.’ Önemli olan rejimin değişmesi.
1991’de milletvekili seçilinceye dek Özal’a en yakın isimlerden biriydiniz. Özal’ın ani ölümünde ailesinin sonradan dile getirdiği kuşkuya hiç kapıldınız mı? Hayır. Avrasya seyahatinde çok yorulmuştu. Ölümünde sağlık nedenleri dışında bir şey aramak doğru olmaz. Ancak son zamanlarda çok üzgündü Özal, sebebini ben de bilmiyorum.
SİYASET


SOHBET ODASI
Kıbrıs Planı’nda beş değişiklik!..
Ankara'da bunlar konuşuluyor
Böyle öpücük görülmedi!
Cem Uzan kongrede coştu
SAYFA BAŞI

|
|
|