24 Şubat 2003 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Pazarlığın ardından...

     Irak konusundaki uzatmalı müzakereler, Türkiye’ye ABD kamuoyu ve Kongresi nezdinde silinmesi pek de kolay olmayacak bir imaj kazandırdı. Artık çatır çatır para pazarlığı yapan, savaşa desteğinin ölçüsünü dolarla belirleyen bir ülke olarak algılanıyoruz.
     Bütün Amerikan gazeteleri, televizyonları Türkiye’nin "fiyatından" bahseder oldular. Beyaz Saray Sözcüsü, önerdikleri paranın "son teklif" olduğunu vurgularken, "Blöf yapmıyoruz" deyiverdi. Dışişleri Bakanı Colin Powell, iktisadi yardım paketinin kendileri açısından "tavana vurduğunu" söyledi. ABD’li bir gazeteci, Beyaz Saray brifinginde, "Türkiye’nin böylesi önemli bir konuda, ilkelerine göre karar vermek yerine işi para pazarlığına dökmesi, Başkan’ı rahatsız etmiyor mu" diye sordu. Fox televizyonunda konuk olduğum bir programda, programın "ters köşeye yatıran sorularıyla tanınan" sunucusu Greta Van Susteren, "Biz harekattaki yardımı karşılığında Türkiye’ye para vereceğimize, bölgeyi Saddam’dan kurtaracağımız için Türkiye’den para talep etmemiz gerekmez mi" diye başladı söze.
     
     "Dezenformasyon" dedikleri...
     AKP hükümeti, Türkiye’nin "desteği satın alınabilecek" bir ülke olarak dillere düşmesinden çok rahatsız. Başbakan Abdullah Gül ve çevresi, bu durumun nedeninin "ABD yetkililerinin dezenformasyonu," yani medyayı ve kamuoyunu yanlış bilgilendirmesi, olduğunu düşünüyorlar.
     Son günlerde, gerek hükümetin açıklamalarında, gerekse başta Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu olmak üzere Türk diplomatlarının özellikle dış basına verdikleri demeçlerdeki, "Sadece para müzakeresi yapılmıyor. Askeri ve siyasi konulardaki anlaşmazlıklar da var" vurgusu boşuna değil. Bu çabanın, oluşan imajı değiştirmeye yeteceği ise şüpheli.
     AKP’li yetkililerin "dezenformasyon" iddiasında bulunurken gözden kaçırdıkları şey, Türkiye’nin savaşa desteğinin "paraya bağlı" görünmesinin, aslında Bush yönetimini de çok zor durumda bıraktığı.
     Ankara ile Washington arasındaki pazarlığın ortalığa dökülüp saçılma biçimi, ABD’yi, Kore Savaşı’ndan beri her türlü askeri destek arayışında, hemen yardımına koşmuş olan Türkiye’yi bile ikna edemeyen ve Ankara’nın desteğini "satın alması gereken" bir ülke konumuna düşürdü. Nitekim, ABD’nin en saygın gazetecilerinden, mesleğe 1946’da başlamış bir basın emektarı olan ve halen ülkenin en ciddi haber organlarından NPR’da düzenli olarak siyasi yorum yapan Daniel Schorr, iğneyi Türkiye’ye batırırken, çuvaldızı da Bush yönetimine sapladı ve Başkan George W. Bush’un, Irak’a karşı askeri harekata girişecek ülkeler için kullandığı "coalition of the willing" (gönüllüler koalisyonu) sözünü, Türkiye’nin tavrı ışığında, "coalition of the billing" (fatura kesenler koalisyonu) diye değiştirmesini önerdi.
     ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, işte bu türden eleştirilere, diğer yönetim mensuplarından önce uyandı ve PBS televizyonunda üstüne basa basa, meselenin "para" olarak algılanmaması gerektiğini, Türkiye’nin "asker sayısı dahil" başka kaygıları olduğunu belirtti.
     Ankara - Washington müzakerelerinin her aşamasından haberli bir kaynağa, Türkiye’nin "koalisyonun fatura kesen üyesi" imajına kavuşmasında, kendilerini hatalı görüp görmediklerini sordum. "Biz, başından beri, müzakerelerin içeriği konusunda sessiz kalmaya özen gösterdik" diye, (daha önce, birçok sorusu aynı kaynak tarafından yanıtsız bırakılmış bir gazeteci olarak, doğruluğuna tanıklık edebileceğim) bir karşılık verdi. Aynı kişi, haftalar öncesinden "ABD komik paralar öneriyor" diye açıklama yapan Türk yetkilileri olduğunu hatırlattı ve AKP lideri Tayyip Erdoğan’ın birkaç kez, kendilerini şaşırtan bir açıklıkla rakamlar üzerine konuştuğunu vurguladı.
     Buna karşın, Amerikan tarafı, "işin, büyük ölçüde paraya takıldığında da" ısrarlı. Örneğin, 20 Şubat’ta Gül ile Powell arasındaki telefon görüşmesinde, iktisadi destek meselesinin ön plana çıktığını savunuyorlar; Powell’ın da ertesi günü, "Teklifimizin nihai olduğunu, tavana vurduğumuzu Başbakan’a söyledim" gibilerinden bir demeç vermesini buna bağlıyorlar. Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ile Devlet Bakanı Ali Babacan’ın Beyaz Saray’da Başkan Bush’la yaptıkları görüşmede de, akçeli meselelerin öne çıktığı iddia ediliyor.
     İmaj bahsini kapatırken, Türk diplomatlarının bu noktaya gelinmemesi için çaba sarfettiklerini ve AKP hükümetini çok önceden uyardıklarını eklemeliyim. Daha ocak ayının başında, Türkiye’nin iktisadi destek paketine ilişkin beklentileri, Türk siyasetçileri tarafından dillendirilmeye yeni başlamışken, bir diplomatımızdan, "Uluorta rakam konuşmak yanlış; bu, Türkiye’ye hakketmediği bir imaj yükler" sözünü işitmiştik.
     
     "Gel tezkere, gel..."
     Powell, 20 Şubat’ta "Ankara’dan gün sonuna dek yanıt beklediğini" söylemişti. Amerikan kaynakları, ertesi günü Türkiye’den "kesin yanıt değil, ama bir işaret aldıklarını" söylediler. Bu işaret, mutabakat metinleri üzerindeki çalışmanın haftasonu sürerek haftabaşında tamamlanabileceği ve asker tezkeresinin de 25 Şubat’ta TBMM’ye gelebileceği yönündeydi.
     Bir ABD’li yetkiliye "Tezkerenin birkaç gün içinde kabul edileceğinden emin misiniz" diye sordum.
     Yanıtı şöyle: "Bugüne dek Ankara’dan gelen bazı işaretleri yanlış yorumladığımız doğru. Türkiye’nin üzerinde çalışılan metinlerin ötesinde yeni koşullar öne sürmesi ya da parlamenterlerin hükümet kararı dışında oy kullanması olasılığını hesaba katmak zorundayız. Ancak şunu bilmelisiniz ki, Türk hükümeti bizim asker gönderme talebimize başından itibaren hiç ‘hayır’ demedi. Bunu, kamuoyuna kabul ettirmenin zor olduğunu söylediler. Ancak Kuzey Cephesi konusunda destek vermeye istekli olduklarını ifade ettiler."
     İşte bu son cümleler de, ABD’nin "imaj kaygısını" yansıtması açısından önemli. Washington, Türk kamuoyunda, "kendisine destek vermek istemeyen Ankara’ya baskı yapıyormuş gibi" algılanmak istemiyor. ABD yetkilileri, tersine, AKP hükümetinin Kuzey Cephesi için destek vermeye "başından itibaren gönüllü" göründüğünü, ancak yeşil ışık yakana dek, "çetin müzakereci" bir tavırla, kendisi açısından en iyi anlaşmayı yapmaya çalıştığını vurguluyorlar. ABD başından beri inanıyor ki, "Ankara, Türkiye toprakları üzerinden Irak’a cephe açılmasında, kendi çıkarını görüyor." Ve Türkiye başından beri inanıyor ki, "Washington, Kuzey Cephesi’nden kolay kolay vazgeçemez." Pazarlığı kızıştıran da buydu işte...
     
     ycongar@erols.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Lozan’dan sonra...

Çetin ALTAN
Mutlu evlilikler üstüne

Fikret BİLA
Tek tezkereyle tüm sorunlar çözülecek

Yasemin CONGAR
Pazarlığın ardından...

Hasan PULUR
"Gülüm" filmini seyredince...

Derya SAZAK
Özal, AKP, tezkere

Ece TEMELKURAN
İmparatorluk ve Sokaklar-2

Osman ULAGAY
Verimlilik liginin dibindeki Türkiye

Güngör URAS
Bankalar para kazanamıyor zarar ediyor (...ama vergi ödüyor)

© 2002 Milliyet