27 Şubat 2003 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 



Köyceğiz’de askere giden gençlere sevgi gösterisi...

     Malum ve mahut "tezkere", BMM’den geçer mi? Geçer geçer...
     Geçmezse bedelinin neler olacağını, Hazine’den geçinmeli takımın üst kesimi, derinliğine ve genişliğine öyle bir bilir ki...
     Hele toplam 200 milyar dolarlık; dönme dolap gibi, boyuna faizlerini ödeyerek, durmadan döndürülmesi gereken bir borç varsa...
     Hele savunma donanımının yüzde 90’ı, ABD kaynaklıysa...
     Hele Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi’nden; TC aleyhine çıkan kararların toplamı 3 bini aşmaya başlamışsa ve TC’yi mahkum ettirenler arasına, KKTC Türkleri de girmeye başlamışsa...
     Hele Ermeni sorunu gibi geçmişte kalmış konuların, bir anda dünya gündemine gelmesi dahi olanak dışı değilse...
     Ve daha nice nice, öngöremeyeceğimiz kıskaç...
     ***
     Soğuk Savaş yıllarında, ABD’nin Türkiye’de ne kadar üssü ve füzesi bulunduğu, kimsenin aklına bile gelmiyordu. Ankara’nın, Washington’a aşırı bağımlılığını eleştirmek, "vatan ihaneti" gibi bir suçtu...
     Ve bizim kuşağın militerleri, bol harcırahlı dış davet ve dış görevlerden çok hoşnuttular.
     Kazara Meclis’te biri çıkar da:
     - ABD’nin kucağına fazla oturmaya başladınız, derse; Süleyman Bey’in milletvekilleri hep bir ağızdan bağırırlardı:
     - ABD’nin kucağına oturmayalım da, Sovyetler’in kucağına mı oturalım namussuz...
     ***
     Bugün Meclis’teki "tezkere", o dönemlerin sadece küçük bir bedelidir. Ne var ki, "geçmiş" ayrıntılarıyla bilinmediğinde, "hal"i anlamak zorlaşıyor.
     7 yüz yıl önce yazılmış ünlü bir beyit geliyor aklıma:
     Derviş Yunus bir sözü eğri böğrü söyleme
     Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir
     Bazen de böyle bir "tezkere" gelir Meclis’e...
     ***
     Birkaç gün önce güneşli ama serin bir öğle üstü, Köyceğiz Gölü’nün tenha mı tenha kıyılarında yürüyorduk...
     Birden bir düğün arabası gibi, bayraklarla donanmış bir araba, korna çala çala geçti yanımızdan...
     Solmaz Kamuran:
     - Askere giden bir genç, dedi. Köyceğiz’de askere giden gençlere, özellikle anneleri, düğün gösterilerine benzeyen bir uğurlama düzenlerler, biraz da ağlayarak...
     Çevre mezarlıklarında uzaktan gözüme çarpan, bazı bayraklı mezarları hatırladım, yanında bir kadının dua ettiği...
     O mezarlar, askere gittikten sonra; Gabar, yahut Cudi Dağı operasyonlarında şehit olmuş gençlerin mezarlarıydı. Düğün şenlikleriyle gitmişler ve dönmemişlerdi...
     Çevre mezarlıklarının önünden geçerken, arada bir uzaktan gözüme ilişiyordu, bayraklı mezarlarının başında annelerinin dua ettiği...
     ***
     Köyceğiz’in, bilinen dost bakkallarından birinden; her gelişimizde olduğu gibi, eve bir damacana su göndermesini rica ettik. Bir damacana suyu her zaman oğlu getirirdi.
     Bakkal dostumuzun birden gözleri buğulandı:
     - Oğlum askere gitti, dedi. Suyu gönderecek kimsem yok...
     Belli etmek istemese de, herhalde çok kaygılıydı. Hele Irak sorunu bu kadar ön plana çıkmışken...
     ***
     Dünya edebiyatında, anti - militarist yapıtların büyük bir ağırlığı vardır. Emile Zola’nın, Sedan’daki Fransız yenilgisini anlatan "Bozgun"u gibi; Erich Maria Remarque’ın, 1. Dünya Savaşı trajedisini anlatan "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok"u gibi; yine 1. Dünya Savaşı’nın Fransız cephesini anlatan Francis Carco’nun "Tahta Haçlar" ve "Güzel Kadın Meyhanesi" gibi; Norman Mailer’in, 2. Dünya Savaşı’nı çuvaldızlayan, "Çıplak ve Ölü"sü gibi...
     Bizde ise bu tür hümanist bir edebiyat yerine, abartmalı bir hamasete daha çok ağırlık verilmiştir...
     O nedenle de "barış" yandaşlığının geçmişten gelen bir kökeni pek yoktur bizde...
     Şayet olsaydı, ekonomide bu kadar güçsüzken, savunma harcamalarında bu kadar cömert bir dengesizliğin sonucu olarak; çaresiz onaylanacak "tezkere", ortalığı bu kadar ırgalamazdı.
     ***
     Yelesi, poturlu patileri ve karanlık grilerle, yer yer kirli bir sarımsılığın upuzun tüylü orman kedisi, Tüyloş; her zaman olduğu gibi, daha biz gelir gelmez, hemen çıkıp geldi bir yerlerden.
     Başını okşayarak:
     - Tüyloş, ne düşünüyorsun "tezkere" hakkında, dedim.
     Sadece:
     - Miyav, miyav, dedi...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Amerika’ya güvenilir mi?

Çetin ALTAN
Köyceğiz’de askere giden gençlere sevgi gösterisi...

Melih AŞIK
Güney problemi

Fikret BİLA
‘Kürtlere silah’ krizi sonunda bitti!

Hasan CEMAL
Savaşa karşıyım ama...

Yılmaz ÇETİNER
Savaşı unut, düğüne bak!

Güneri CIVAOĞLU
Savaşın nefesi

Can DÜNDAR
Bugün savaşa gidiyoruz

Hurşit GÜNEŞ
Faizler ne zaman düşecek?

Doğan HEPER
Irak savaşı değil Kuzey Irak savaşı

Sami KOHEN
Zor(unlu) karar...

Hasan PULUR
Eğer David Hotham bugünleri görseydi

Derya SAZAK
Savaş tezkeresi

Meral TAMER
Neden kalkınmış tek Müslüman ülke yok?

Güngör URAS
‘Haysiyet’ çok önceden gitti

Serpil YILMAZ
UND’de ‘1 milyon mark’ depremi

M. Ali BİRAND
Türkiye, Kuzey Irak'ta ne yapmak istiyor?

© 2002 Milliyet