28 Şubat 2003 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 



Türkiyei pazarlığı tadında bıraktı

     Dışardan baktığınız zaman, Türk hükümetinin tutumunu ve Irak konusundaki iç gelişmeleri "perişanlık" gibi algılayabilirsiniz. AKP'nin ortasından bölündüğü, partinin yönetiminde sorunlar bulunduğu, her kafadan farklı bir ses çıktığı sonucuna varabilirsiniz. Ancak, bu değerlendirmeler çok yanlış olur. Zira diğer ülkelerdeki hükümetlerin durumları, bizdekinden çok daha beter... Saddam, daha savaş başlamadan Batı kampını birbirine sokmayı başardı.
     İngiltere'den başlayalım...
     Blair, Başkan Bush'u desteklediği için hemen her yönden eleştiri oklarını üstüne çekiyor. Partisinde son derece ciddi bir muhalefet var. Başbakan Blair öylesine sıkıştı ki, sonunda Amirikalıların boğazına basıp, BM Güvenlik Konseyinden ikinci bir karar çıkartılması için ikna etti. Washington'u riskli bir denemede bulunmaya zorladı.
     İngiliz Parlamentosundaki ayaklanmanın temelinde, milyonlarca İngilizin katıldığı barış hareketi yatıyor.
     Avustralya (ABD'nin kayıtsız şartsız müttefiği) aynı şekilde protesto yürüyüşlerine sahne oluyor. Başbakan her taraftan eleştiriliyor ve yerden yere vuruluyor.
     İtalya ve İspanya da ABD'yi destekliyorlar ve her iki ülke başbakanı da giderek artan bir muhalefet tarafından bombardımana tutuluyorlar.
     Anlayacağınız, Saddam Hüseyin yönetimine son vermek isteyenlerden oluşan "istekliler koalisyonu" perişan durumda. Bush yönetimini de unutmayalım. Kamuoyu yoklamaları hergeçen gün ters sonuçlar göstermeye başladı. Biraz daha uzarsa, kamuoyu tam anlamıyla karşı tutum alabilir.
     Avrupa Birliği paramparça oldu. Fransa ve Almanya'nın başını çektiği grup ile Amerikancı 8 ülke arasındaki uçurum giderek büyüyor.
     NATO, Irak nedeniyle varlık nedeni sorgulanır bir konuma geldi. Türkiye'ye "koruma şemsiyesi açılsın mı açılmasın mı" tartışması, Kuzey Atlantik Teşkilatını da paramparça etti.
     Bu manzara karşısında, kendi durumumuzu normal saymalıyız. Zira, son derece anormal bir olayla karşı karşıyayız. Bu defaki Irak krizi, başka hiçbir krize benzemiyor. Dolayısıyla, daha öncekilerle karşılaştırılamaz.
     AKP hükümeti, elindeki insan malzemesi, stratejik konumu, bölgedeki ağırlığı ve ekonomik gücü oranında ABD ile iyi bir pazarlık yaptı ve alabileceğinin azamisini elde etti. Daha da önemlisi işi tadında bıraktı. Biraz daha uzatsa, masadan büyük zararla kalkabilirdi. Başka bir hükümet olsaydı, daha fazlasını alamazdı.
     Gerisi boş laf...
     
      * * *
     
ERDOĞAN, KIBRIS'TA DONKİŞOT'A BENZİYOR
     Doğrusu hayret ettim.
     Türkiye'nin tüm ağırlıklı çevreleri, muhafazakar kesimleri HAYIR diyorlar... Denktaş, "Ya ben, ya Annan planı" diye karşı çıkıyor... Askerler "Bu plan ile biz savunma hattı oluşturamayız" diye tepki gösteriyorlar... Cumhurbaşkanı Sezer, plan ile bir yere varılamayacağına dikkat çekiyor... Dışişlerinin bazı bölümleri "kabul edilmez" notu koyuyor...
     Bütün bunlara rağmen, Tayyip Erdoğan ısrar ediyor.
     "Neden olmazmış? Masaya çözüm bulmak amacıyla oturursanız olur" diyor.
     Kıbrıs konusunda AKP liderini, Donkişot'a benzetiyorum.
     Çarşamba günü yaptığım söyleşi sonrasında da aynı direnişi gözledim. HAYIR Cephesi, 3 üncü Annan planını -daha ayrıntılarını dahi görmeden- reddederken, AKP lideri "3 üncü plan, bizi 2 inci plandan daha ileri götürdü. Çözüme daha yakınlaştık" diyor. Denktaş'ın masada kalması ve reddeden taraf gibi görünmemesini istiyor. "Bırakın Rumlar reddetsin, siz müzakere edin ve çözüm arayın" diyor.
     Acaba Tayyip Erdoğan yeldeğirmenlerine karşı mücadelesinde başarılı olabilecek mi?
     Kaşları çatılmış, "Devlet" adına konuştuklarını vurgulayan bu çevrelerin direncini kırabilecek mi?
     Ben bu olasılığı çok güç görüyorum. Bu çevreler Kıbrıs'ı bırakmak istemiyorlar. Hele Irak savaşı öncesinde, Kıbrıs konusunda "Dur bakalım. Sabah ola, hayır ola" yaklaşımı içindeler. Savaş sonrasında ortaya çıkacak manzarayı görmek istiyorlar. Kıbrıs'ın Kuzeyini, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine kadar bekletmek arzusundalar.
     Doğru veya yanlış yaklaşımları böyle...
     Başbakanlığın günlük yetkilerine dahi sahip olmayan Tayyip Erdoğan'ın bu ittifakı nasıl ikna edebileceğini anlayamıyorum.
     İnşallah tahminlerin yanlış çıkar.
     
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )     
     
     mabirand@e-kolay.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Zorlu pazarlık

Çetin ALTAN
Değişimin kasırgaları ve meleyen kuzular...

Melih AŞIK
Kıbrıs ve Irak...

Fikret BİLA
Yığınakta hata

Hasan CEMAL
Tezkereyi ret, belayı azaltmaz çoğaltır!

Güneri CIVAOĞLU
Yanlış doğru

Abbas GÜÇLÜ
YÖK yasa taslağı her gün değişiyor

Hurşit GÜNEŞ
Yatırımcıya öğütler

Sami KOHEN
Bir kritik tarih daha...

Mehmet Y. YILMAZ
Ne olursa olsun yaşamaya mecbursun...

Hasan PULUR
İletişim ve değişim...

Derya SAZAK
AKP’de tezkere çatlağı

Meral TAMER
Neden kalkınmış tek Müslüman ülke yok? (2)

Ece TEMELKURAN
Duygusal gerçekçilik

Güngör URAS
Savaşa ‘evet’ karşılığı ‘elma şekeri’

M. Ali BİRAND
Türkiyei pazarlığı tadında bıraktı

© 2002 Milliyet