
|

Öörö ööö... Öörö ööö... Öörö ööö...
Tayyip Bey, Başkan Bush’la telefonda tartışıyormuş. Bush:
- Horozlar, diyormuş, sabah olurken ötmeye başlar.
Tayyip Bey ise:
- Hayır, diyormuş, horozlar ötmeye başladığı için sabah olur.
- Allah Allah, bundan emin misiniz?
- Elbet de eminiz. Yoksa Türkiye’de de sabah olması için, hepimiz çırpına çırpına bu kadar öter miydik?
***
Yine Başkan Bush, Abdullah Gül’e:
- Siz, demiş, beni kızını evlendirmek isteyen petrol milyarderine döndürdünüz. Milyarder gözüne kestirdiği bir delikanlıyla konuşurken:
"- Biliyor musunuz, demiş, kızım evlenirken kendisine çeyiz olarak, bir villayla, lüks bir araba vereceğim."
Delikanlı:
"- Ne kadar güzel, demiş, hemen görebilir miyim?"
"- Kızımı mı?"
"- Hayır, villayla arabayı."
Ben de size:
- İsteklerimizi kabul ederseniz, şu kadar milyar dolar para vereceğiz, diyorum.
Siz de:
- Hemen görelim, diyorsunuz.
Soruyorum:
- İsteklerimizi mi?
- Hayır, diyorsunuz, vereceğiniz parayı...
***
Gazeteler, "MGK toplantısında top, AKP’nin elinde kaldı" diye yazıyorlar.
Ankara zirvesinde, atanmışlarla seçilmişler arasında oynanıp duran garip bir top oyununun sonucu...
Peki şimdi, top AKP’nin elinde kalınca, atanmışlar ne diyorlar acaba?
Ne diyecekler; herhalde şöyle diyorlar:
- Sen oyna yavrum, sen oyna...
***
Ankara’da genç bir heykelci, Rodin’in ünlü "Düşünen Adam" yapıtından etkilenerek, bir de "düşünmeyen adam" heykeli yapmak istemiş.
Ve bir model aramaya başlamış kendisine. Ona sormuş, buna sormuş. Özellikle siyasetçiler, usulca birbirlerini gösteriyorlarmış:
- "Düşünmeyen adam" heykeline, işte en iyi model olacak kişi, diye...
Genç heykelci sonunda, avucunu uzatmış dilenen birini bulmuş model olarak. Ve azıcık değiştirmiş yapacağı heykelin adını; "düşünmeden dilenen adam" diye...
***
Üç ayrı ülkenin ünlü üç estetik cerrahı tartışıyorlarmış.
Biri:
- Bizde, diyormuş, estetik cerrahlık o kadar ilerledi ki; kalçadan dudak, yanak, hatta burun yapabiliyoruz.
Öteki:
- Bizde daha da ileri, demiş; biz baldırdan boyun, taban derisinden kulak memesi yapabiliyoruz.
Üçüncüsü:
- Haydi canım, demiş; iş mi onlar da... Biz, apandisit ameliyatlarında çıkarılmış kör bağırsaklardan, politikacı yapıyoruz.
Cerrahlardan ikisi hemen bağırmış:
- Olmaz öyle şey, inandıramazsın...
Üçüncü cerrah:
- Gelin isterseniz göstereyim, demiş.
Göstermiş de...
Soru şimdi şu:
- Acaba kimi, yahut kimleri göstermiş? Saddam’ı mı, Bush’u mu, yoksa bizden birilerini mi?
***
Bektaşiye sormuşlar:
- Eski siyasetçilerle, yenileri arasında ne fark var?
Bektaşi erenler:
- Eskiler, demiş, kürsülere çıktıkça, "Nurlu ufuklar yakındır" diye bağırıp dururlardı. Yeniler ise kürsülere çıktıkça, "Irak savaşı yakındır" diye bağırıyorlar.
- Peki, sen bunu nasıl yorumluyorsun?
- Demek ki siyasette, herkesin "nurlu ufku" kendine göre değişiyor. Hele bir de Başkan Bush’dan, ilk atılacak kurşunda, 8.5 milyar dolar para alınacaksa...
***
Necdet Rüştü’den dörtlüklerle bitirelim yazıyı:
Yüzüne vururlar ayıbını elin
Hiç kendi suçunu gören olur mu?
Kabahat kız olsa, etseler gelin,
Acaba gerdeğe giren olur mu?
Kaide değişti: Sabreden derviş,
Murada ermeden yoksul gebermiş.
Aslanın ağzına el atmaktır iş,
Lokmayı kolayca veren olur mu?
Bu hasis dünyada yetmişlik ninem,
Diyor ki: Altınla süslensin sinem.
Mahşerde aylıklı olsa cehennem,
Atını cennete süren olur mu?
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|