02 Mart 2003 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 



Bağdat’tan Saddam Hüseyin’li bir anı...

     Klasik deyişle yıllar çok çabuk geçiyor. Belki de hayat öyle. Kayıp giden zamanın peşinde bitmek bilmeyen bir koşuşturmaca...
     Yine kaç yıl geçmiş.
     1990’ın Aralık ayı.
     Körfez Savaşı patlamak üzere.
     SHP lideri Erdal İnönü’yle birlikte Bağdat’tayız. Anamuhalefet lideri savaşa karşı. Saddam Hüseyin’in işgal ettiği Kuveyt’ten barışçı biçimde çıkartılabileceğine inanıyor İnönü. Savaş çanlarının gittikçe daha yakından duyulduğu Bağdat’ta yaşam normal akışında.
     Bu da şaşırtıcı.
     Ama biz gazeteci milleti heyecanlıyız. Çünkü buralarda, çok yakında bir kıyametin kopacağı konusunda kuşkumuz yok. Ayrıca Saddam’la görüşmeyi bekliyoruz. Bu da mesleki bir heyecan kaynağı...
     Harun Reşit Oteli’nin lobisinde birdenbire telaş havası esiveriyor:
     "Haydi gidiyoruz, acele edin!"
     "Nereye, Saddam’a mı?"
     Sorular yanıtsız. Mihmandarlar, sabahın köründen beri otelin lobisinde dağılmış bekleşen bir grup Türk gazetecisini toplamak için bir oraya bir buraya koşturuyorlar.
     Emirler kesin:
     "Teyp yok, fotoğraf makinesi yok, TV kamerası yok. Yasak hepsi!"
     Anlaşıldı artık, Saddam’a gidiyoruz.
     Bağdat’a ilk gelişim 1974’tü. O tarihte daktilo makinesine sahip olmak, ülkeye sokmak izne tabiydi Irak’ta. İkinci kez 1978’de geldiğim zaman Bağdat Havalimanı’nda babadan kalma Hermes - Baby marka daktilo makineme el koymuşlardı. Baasçı diktatorya için tehlikeydi daktilo makinesi! Çünkü rejim karşıtı bildiriler yazılıp, çoğaltılıp dağıtılabilirdi.
     Bugün de çanak anten yasak Irak’ta. Helikopterlerin Bağdat üzerinde turladığı, damında çanak anten tespit edilen evlerden beş bin dolar ceza kesildiği bilinmekte...
     Otelin önünde minibüse ite kaka doluşuyoruz. Kimliklerimiz bir kez daha saptanıyor. Perdeler çekilmiş, minibüsten dışarısı görünmüyor. Sorularımız yanıtsız.
     Şoför gazlıyor arabayı. Dört beş dakikalık hızlı bir turdan sonra bahçe içindeki bir binanın, Konferans Sarayı’nın önüne yanaşıyoruz. Minibüste bir saat zorunlu ikametten sonra yine komut:
     "Yallah yallah!"
     Koşar adım alt kata iniyoruz. Çatık kaşlı, askı suratlı bir memur, "Cebinizde ne varsa boşaltın. Cüzdan, kalem, defter, saat ne varsa çıkartın. Hiçbir şey bırakmayın."
     Düüt düüt!
     Bir arkadaşımız elektronik denetime takılıyor. Kravat iğnesini unutmuş çıkarmaya... Loş koridorda hızlı adımlarla giderken, bir kavşakta Erdal İnönü’yle burun buruna geliyoruz. O her zamanki muzip gülümsemesiyle, "Ben görüştüm, şimdi sıra sizde" diyor.
     Saddam her yerde!
     Bir ilah, bir tanrı, bir put. Her akşam sekiz haberlerinden önce televizyonda bir Saddam filmi oynatılıyor. "Saddam Saddam... Kanımız, canımız, ruhumuz, her şeyimiz sana feda... Saddam Saddam..." İç bayıltıcı bir fon müziği, biteviye bir şarkı...
     Saddam karşımızda!
     Gri, kruvaze bir kostüm var üstünde. İnönü’yü askeri üniformayla kabul etmiş. SHP liderine dönüyor, "Gazetecilere üstümü değişip geldim" diyor.
     Saddam’a ilk sorumuz:
     "İncirlik’ten kalkacak Amerikan uçakları Irak’ı vurursa, siz de Türkiye’yi vurur musunuz?"
     Saddam’ın yüzünü bir an donuk bir gülümseme yalayıp geçerken yanıtı boğuk bir sesle geliyor:
     "Siz böyle bir onursuzluğu kabul eder misiniz? Bir Amerikan uçağı Türk toprağından kalksın bizi vursun. Türk halkının onuru bunu kabul etmez. Unutmayın, hükümetler gelip geçicidir, halklar kalıcıdır. Sorunuz bir varsayıma dayalı. Önderlere varsayıma dayalı soru sorulmaz."
     Bu arada büyük düşmanı Cumhurbaşkanı Özal’a diyalog çağrısı yapıyor, kendisini Bağdat’ta beklediğini söylüyor. Bütün dünya tek bir sorunun yanıtını bekliyor Saddam’dan:
     Kuveyt’ten çekilecek mi?
     15 Ocak’a uyacak mı?
     Son derece katı Saddam. Kuveyt için Irak’ın bir ili demekle yetiniyor. "Biz barıştan yanayız. Amerika’nın, müttefiklerinin ve bölgedeki hainlerin arzusuna kalsaydı, savaş çok önce çıkardı" diyor. Saddam, sohbet boyunca iki kartı elinde sallıyor:
     Filistin ve İslam kartları...
     Amerika, kutsal toprakları işgal etmişti, kurtuluş için cihat gerekliydi. Ortadoğu sorunu bir bütündü, temelinde Filistin ve İsrail’in Arap toprağını işgal etmesi yatıyordu.
     On iki yıl önceki Saddam...
     Bugün de değişmiş değil.
     Ve yine savaşın eşiğindeyiz.
     İyi pazarlar!
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Öörö ööö... Öörö ööö... Öörö ööö...

Melih AŞIK
Strateji önerisi...

Fikret BİLA
Meclis’in kararı ve anlamı

Hasan CEMAL
Bağdat’tan Saddam Hüseyin’li bir anı...

Güneri CIVAOĞLU
ABD ve TBMM

Yasemin CONGAR
Washington’a soğuk duş

Can DÜNDAR
"Geldikleri gibi giderler!"

Abbas GÜÇLÜ
YEK Başkanı kim olacak?

Hasan PULUR
Kıssadan hisse...

Derya SAZAK
Savaşa ret

Meral TAMER
Neden kalkınmış tek Müslüman ülke yok? (4)

Ece TEMELKURAN
İnsana bir "şeyhler" olur!

Tamer HEPER
İşiniz zor

Osman ULAGAY
Senaryo tutmazsa ne olacak?

Güngör URAS
Kurtlar sofrasında bir Türk: Arif Mardin

Serpil YILMAZ
UND’de kılıçlar çekildi

© 2002 Milliyet