
|

Tayyip Bey, Demirel’in yolunda mı?
Süleyman Demirel’in, CNN Türk’teki Kafe Siyaset’te, tezkerenin TBMM’de kabul edilmemesi üzerine görüşlerini belirtirken sarf ettiği 2 cümle, tüylerimi diken diken etti:
1) "Eğer bir milletvekili, siyasi iktidarın nimetlerini toplarken, milletvekili olarak gayet iyi geziniyorsa orta yerde, siyasi iktidarı sırtında taşırken de o sorumluluğu hissetmesi lazım."
2) "Amerika ile çok büyük meselelerde birlikte olmuşuzdur. 2. Dünya Savaşı’ndan beri bize hep yardımcı oldu. Her meselede destek oldu. Şimdi onların meselesi var. (...) Amerika ile arayı bozamayız."
Amca’mızın siyaset anlayışının; yeğenler, manevi oğullar, kayınbiraderler ve "dava arkadaşları"yla omuz omuza iktidarın nimetlerini toplamaya odaklanmış olduğu malum. Milletvekilleriyle işbirliği içinde sürdürülen bu nimet toplama meselesi, sadece devr - i Süleyman’la sınırlı da değil. Türk ekonomisi 2001’de duvara toslayıncaya dek Turgut Özal ve Mesut Yılmaz’ın ANAP’ından Tansu Çiller’in DYP’sine iktidara gelen tüm partiler için geçerli.
AKP’nin ilk sınavı
Vatandaş, son seçimlerde bu siyasi zihniyete dur dedi. Halkın sesine, iktidara geldikten sonra da kulak vereceğini umduğu partiyi denemeye karar verdi. Ve şimdilik yanılmadı. Umarız böylelikle, Türk siyasi geleneğinde parti içi muhalefetin yok edildiği süreç de tersine çevrilmiş olsun. AKP bu sınavdan parçalanmadan çıksın. İktidar, nimetlerin toplandığı değil, hizmetlerin götürüldüğü bir mevki olarak algılansın. Kendisine biat edilen liderlerin hepsinin, siyaset sahnesinden şöyle ya da böyle uzaklaştırıldığını, Tayyip Bey de idrak etsin.
Gerçi Tayyip Bey, TBMM’deki tezkere şokunun hemen ertesinde kıvrak zekasıyla müthiş hoş bir ilk tepki verdi: "Daha ne istiyorsunuz. Tam demokratik bir sonuç oldu!" Ancak bu sözlere rağmen AKP’de parti içi demokrasinin giderek lafta kalacağı, Tayyip Bey’in sistemle, devlet politikasıyla hızla bütünleşme yolunda emin adımlar attığı, bu arada seçim kampanyası için gittiği Siirt’te çelik yelek giymeyi bile ihmal etmediği dikkat çekiyor.
Morison Tayyip mi?
Tayyip Bey, Türk - Amerikan ilişkileri konusunda da yarın - öbür gün ortaya çıkıp Demirel gibi "Amerika her konuda bizim yardımımıza koşmuştur" derse şaşmam. 60’lı yılların Morison Süleyman’ına yakışan, 2000’li yılların Kasımpaşalı Tayyip’inde çok eğreti duruyor! Kaldı ki aradan geçen yıllar içinde Hanya’yı - Konya’yı iyice anlamamız için yeterince fırsat da oldu!
Amerika’nın kendinden başka kimseye hayrı dokunsaydı, ABD yönetimlerinin 90’lı yıllarda büyük maddi - manevi destek sağladığı Arjantin, bugün dünyanın ilk iflas eden ülkesi unvanını kazanır mıydı? Arjantin’de 90’lı yıllar ABD üst yönetimiyle Menem yönetiminin, IMF desteğinde alt takke ver külah ülke kaynaklarını çarçur etmeleriyle geçti. Bush yönetiminin 2000’li yıllara ilişkin senaryosunda umarız Türkiye’ye benzeri bir rol biçilmemiştir.
Tayyip Bey’e uyarı
Tezkerenin geri çevrilmesi, bence ne Türk - Amerikan ilişkilerinde, ne de Türk ekonomisinde derin yaralar açar. Belki kısa vadede biraz yalpalarız, ama bakın daha ilk günden hükümet nasıl hizaya gelip, IMF’yle anlaşma zemini yaratmak üzere gerekli önlemleri alıverdi!
IMF’yle anlaşma tamah edilecek bir durum mu? Hayır. Ama tezkere geçseydi Amerika’dan gelecek 20 küsur milyar dolar kredi artı hibeyi har vurup harman savurarak ekonomiyi kısa süreli bir rahatlatıp, ardından yeni bir maceraya sürüklemek daha da vahim sonuçlar doğurmaz mıydı?
Nedeni ne olursa olsun tezkerenin reddi, Tayyip Bey’e kimin oylarıyla iktidara geldiğini hatırlatması ve yıllardır dönen iktidar çarkının bir dişlisi olma tehlikesinden kendini kurtarması açısından da ciddi bir uyarıdır. Umarız Tayyip Bey sokakların sesine kulak verir.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|