05 Mart 2003 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 




Aşk all’arrabbiata

Anormal olan benim. Hiç bazı kadınlar gibi aşk acısı çekmedim. Hiç bir erkeğin arkasından hıçkıra hıçkıra ağlamadım

     PARİS

     Cara Donatella, geçen hafta yazdığın mektubu kah kah ağlayarak, pardon, hüngür hüngür gülerek (yine olmadı galiba ama neyse) okudum. Aşk kıt’asının hatmetmiş olman gereken atlasını sanki ilk kez görüyormuşçasına keşfini ve özellikle yeni bir başkent DAHA buluşunu hararetle kutlarım. Biliyorsun insanlığın çizdiği coğrafi ve aşki atlaslar arasındaki fark, başkentlerin oluşumuyla ilgilidir. Coğrafi haritalarda önce ilçe, sonra illiğe terfi edilir ve pek çok il arasında BİRİ başkenttir. Oysa aşk atlasındaki her YENİ yerleşim birimi, önce başkent diye işaretlenir. Sonra yavaştan basit bir ile indirgenir, en sonunda ilçe, yani nahiye olarak bitirilir.
     Sevgili arkadaşım; seni tanımak mutluluğuna eriştiğim yıllarda, kadınları pek tanımadığımın bilincindeydim ama bu bilgisizliğim umurumda değildi. Daha açık bir "mea culpa" gerekiyorsa, hemcinslerimin duygu denizlerinde geçirdikleri fırtınalara karşı ilgisizdim. Hemcinsel vurdumduymazlığım, bencillik sayılmazdı. Kadın olarak elbette kadın haklarını; yaşamın dikey ve yatay her aşamasında dişinin erkeğe eşitliğini savunmakla kalmayıp, üstünlüğünü kanıtlamak peşindeydim ve zaten hâlâ peşindeyim. Ancak seni tanıdığımdan beri, kadınları tanımamakla kalmayıp asla anlayamayacağımı kavradım, Donatellacığım!
     Ya ben kadın değilim ya da sen ve hemcinslerin AŞIRI kadınsınız.
     Dişisel fazlalık eksikliğimden dolayı üzülmem mi, sevinmem mi gerektiğine bir türlü karar veremiyorum. Ama örneğin senin, en geç altı ay sonra yeni bir aşkla dirileceğini bile bile eski aşkından ölüp gitmeni seyretmek çok eğlendiriyor beni. Şimdi diyeceksin ki, "Mine, sen bir sadistsin!" Hatta o fettan kedi gözlerini iyice kısarak ve her zamanki gibi "höları yutarak, "Çok ainsin!" dediğini duyar gibiyim. Oysa hain değilim, sadece gerçekçiyim ve hatta senin, bu "höları yutma alışkanlığıyla kendini en iyi tanımladığını, "her zaman" yerine "er zaman" dediğinde senin sen olduğunu düşünüyorum.
     Yaşam demek olan zamanın her anı, senin için "er" anı, yani erkek, yani aşk. Özetle Donatella, sen tepeden tırnağa insanın dişisi, bir kadınlık dersisin! Üstelik normalsin. Anormal olan bendeniz. Hiç sizin gibi (çünkü benim bütün kadın arkadaşlarım aşağı yukarı senin gibi, dişi mi dişi) aşk acısı çekmedim. Hiçbir erkeğin arkasından hıçkıra hıçkıra ağlamadım, öleceğimi sanmadım. Yanıp kül olmadım ki küllerimden yeni bir aşkla dirileyim? Sanırım bir kez çok çok aşık oldum, zaten aşkımın hedefiyle sekiz yıldır birlikte yaşıyorum. Hedefi diyorum, çünkü adamcağıza göz açtırmıyorum. Tabii yine bir şeyler karıştırıyordur ama gizlemek için anasından emdiği burnundan geliyordur, kesin. Benimkine aşk hayatı denir mi, senin heyecanların, acıların ve sevinçlerinin yanında?
     
Ben o adamı vurrurrum!
     Bazen, seni ve senin gibi dişi arkadaşlarımı daha iyi anlayabilmek, duygularınızın yoğunluğuna ulaşabilmek için acaba diyorum, şöyle bol acılı bir aşk trajedisi mi koysam hayatımın sahnesine? Ama korkuyorum Donatella. Ben onu hâlâ severken terk eden adamı, gider iki kaşının ortasından vurrurrum! Zaten hiç şakam yoktur, ben sevmezken beni severek canımı sıkan adamı da vururum, icabında. Gördüğün gibi sana benzemeye çalıştığım takdirde, her halükarda elimi kana bulamak, kendi ellerimle kendi hayatımı oymak gibi bir sakınca var, canımın içi. Çünkü sizler kadar "şık" değilim, ne yazık ki. Bu tanım da bir erkek arkadaşıma ait. Bizim Nazım, ki kadından anlar, "Örneğin," dedi senden söz ederken, "Donatella’nın içi, ruhu, kendisi ve hayata davranışı; tıpkı giysileri gibi şık, zarif. Oysa Mine G. öyle mi? Giyimine, kuşamına, duruşuna baktığında o da ince, zarif, şık. Ama Mine kızıp konuşmaya başladı mı, o şıklığın içinden çıkardığı balyozuyla evire çevire döver adamı!"
     Üstelik suratıma söyledi köftehor, küfür mü yedim, iltifat mı aldım, anlamadım, ne diyeceğimi bilemedim Donatella. Sen olsaydın yerimde, ne yapardın?
     Böyle bir şey sana söylenemez ki Donatella, sen kadınsın! Oysa ben... Hepinizden daha kırılganlığını keşfetmesinler diye büründüğü çelik zırh içinde mahpus, gerçekten ölümüne oynayabilecek kadar kumarbaz ve küllerinden doğamayacak kadar zayıf, zaten "erkek karı valla..." diye tanımlanan bir zavallı...
     Biliyor musun, sen çok şanslısın! Türkiye’nin en güzel gamzelerini yanaklarında taşıyan sevgili arkadaşımız, bizi herkesten iyi anlayıp çözen Ahmet Tulgar’la sohbet ederek kim makarna pişirecek? Tabii ki sen, Donatella! Bu sırada Mine G. ne yapacak? İstanbul’dan Paris’e, bir sürü kötü adamla sütunlardan mahkemelere boğuşuyor olacak tabii. Senin yerinde olmak için neler verirdim, ah arkadaşım!
     Benim yerimde olmak için kaç aşk acısını feda ederdin? "Hiç" dediğini duyar gibiyim. Haklısın.
     Ciao bella. Böyle kal. Öpüldün.
     
     Yazara e-mail
     



 PAZAR


"Türkiye’nin ne kadar değiştiğini gördüm..."
Clinton, James Bond’da oynarsa...
İki kadın 2,5 milyar liraya ilk teknelerini yapıp sattı
"Güncel sanata karşı önyargılı olmayın"
"Dizilerimi kalabalık içinde seyredemem, utanırım"
Yıllanmış şarap içme sanatı
Genç Birleşmiş Milletçiler
"Kendimi sorgulayan bir yapım var"
Dahinin kadınları
Heyt babalar be!
Lokanta gibi lokanta
Aşk all’arrabbiata
Sevginin göz kamaştıran sembolü
İncilere kıymayın efendiler!
Kediler ve aşklar
Oyuncak yapamayan ülke büyümez


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet