05 Mart 2003 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 




İncilere kıymayın efendiler!

Bahreyn’de kıyıların doldurulması tatlı suların denize karışmasını engelliyor. Bu su kaynaklarına muhtaç istiridye yatakları yok olurken ünlü Bahreyn incileri de tarihe karışıyor

     Bahreynliler denizci ve tüccar geleneğinden dolayı geniş görüşlü bir halk. Ama bu keyfiyet iktisadi değil, kültürel. Nitekim kilise, Hindu ve Budist mabetlerin inşasına izin verecek kadar dinlere ve yabancı dillere açık olan bu ülkede milli gelirin bölüşümündeki eşitsizlik önlenemiyor ve gene bu yüzden ülkede bir gerilim var. Bu temel çatışmalar sırf Bahreyn’in değil, Ortadoğu’nun hayatını ne derece değiştirecek? Bunun cevabını vermek kolay değil. En önemlisi de artan nüfusun yarattığı arazi ve konut ihtiyacı. Sığ denizi doldurarak arazi kazanmak cingöz bir tedbir gibi görünüyor. Hükümet, Fransız ve Hollandalıların birtakım işbilir şirketlerine angaje etmiş; özellikle Hollandalılar, Bahreyn’in sığ denizini kazık çakarak doldurmakla mühendislik harikası yaratıyorlarmış gibi bir de böbürleniyorlar.
     Dışarıda pek çevreci geçinen memleketler dünyanın öbür köşelerinde öyle değiller. Hollanda ve Japonya bunların başında gelir. Kiyotolarını süsleyen ama Amazon’daki yağmur ormanlarını kazıyan Japonların yanında, Hollandalılar da Bahreyn’in su ve istiridye kaynaklarını tüketen sözde çevreciler... Kıyıların dolması yüzünden denize alttan alta karışan tatlı su kaynakları da tıkanıyor. Ve bu su kaynaklarına muhtaç istiridye yatakları yok oldukça da ünlü Bahreyn incileri tarihe karışıyor.
     
Ağaçların yerine binalar
     Banuş denen beyaz yelkenli balıkçı tekneleri denize açılmadıkça ve inci avcıları geçim kaynaklarının kuruduğunu gördükçe herkesin onlarla birlikte içinin kan ağlaması gerekir ama nerede? Üçüncü Dünya ülkesi sırf maddeten değil, zevk bakımından da fakir ülkedir. Nebi Salih’teki sık hurma ağaçlarının meydana getirdiği vahalar; o vahalardaki tatlı su göletlerinde rengarenk balıklarla yüzme öğrenen çocuklar (1970’lerde dahi bu böyleydi) artık kurumuş, beli bükülmüş, sararmış otlarla dolu arsalarda oyun oynuyorlar dahi diyemeyeceğim; çünkü yakında hepsinin yerine bina dikilecek.
     Kuruyan ve düşen eski sık ağaç gövdelerinin yerinde Theokratos ve Pilinius’un tarif ettiği zümrüt misali cennet Bahreyn’i aramıyoruz. 20 yıl evvelki Bahreyn’in bile kaybolduğunu herkes biliyor. Denizden arazi ve para kazanmak pek tatlı. Ama ağızları tıkanan tatlı su kaynakları denize kavuşamadıkça, onları bekleyen istiridye kaynakları kayboldukça ne eski inciler ne de balıklar bulunur. İnci avcılığı hemen hemen tarihe mal olmuş işkollarından. Banuşlar konvoy halinde beyaz yelkenleriyle lacivert denizin üzerinde süzüldüklerinde balıksız sularda boşuna aranan martıları hatırlatıyor. Sualtı kaynakları kurumaya başlamış.
     
Bahreyn’in müzeleri güzel
     Vahalarıyla ünlü yemyeşil Bahreyn; Sümer mitolojisinden beri ölümsüz insanların bereketli Enki ülkesi diye bilinen Bahreyn kuruyor. Boyunları kopan palmiyelerin devrilen gövdeleri yerini beyaz dikintilere (Bina karşılığı kullanılan bu Azeri sözcük mimari üslubun tatsızlığını da belirtiyor sanırım) terk ediyor. Üçüncü Dünya’nın tarifi ne fakirlik ne endüstrinin gelişmemişliğidir. Üçüncü Dünya yarını düşünmeyen toplumlardan oluşur.
     Bahreyn inanılmaz güzellikteki uzmanca hazırlanmış müzelerin ülkesi; Beyt’ül Kuran bizi imrendirecek bir yazma eserler koleksiyonu. Beyt’ül Kuran müdürüyle konuşuyorum. Müzesine aşık. Literatürden haberi var. Etnografya, arkeoloji ve yakın çağları içeren Bahreyn Milli Müzesi’ndeki tertibe ve zenginliğe ve pedagojik yöntem üstünlüğüne hayran olmamak mümkün değil. Bahreynliler hiç şüphesiz Mısır’ın müzelerindeki dağınıklık ve çapaçullukla; Türkiye taşrasındaki fakir müzelerin çok ötesine geçmişler. Bahreyn kütüphaneleri nefis ama gel gör ki Batı Avrupa’yı bile kıskandıracak bu kültürel gelişim nadide bir tabiatı tahrip etmek isteyen maddiyatçılığı önleyemiyor.
     İnsanlar ananelerine çok düşkünler ve çok kişinin sandığının aksine modernlikle geleneği de çok iyi bağdaştırıyorlar. Giyim kuşamda, günlük hayatta gıpta edilecek bir armoni var. Ama torunlar maddi kazanç için dedelerinin yüzdüğü suların, gölgesinde serinlediği vahaların yok olmasına üstelik "ortalığın tadı kaçtı" diye şikayet ede ede göz yumuyorlar. Birkaç asır önceki Bahreyn’in haritası değişmiş. Vah vah deniyor ama hayata devam ediliyor. Acaba bu manzara sırf oraya mı özgü?
     



 PAZAR


"Türkiye’nin ne kadar değiştiğini gördüm..."
Clinton, James Bond’da oynarsa...
İki kadın 2,5 milyar liraya ilk teknelerini yapıp sattı
"Güncel sanata karşı önyargılı olmayın"
"Dizilerimi kalabalık içinde seyredemem, utanırım"
Yıllanmış şarap içme sanatı
Genç Birleşmiş Milletçiler
"Kendimi sorgulayan bir yapım var"
Dahinin kadınları
Heyt babalar be!
Lokanta gibi lokanta
Aşk all’arrabbiata
Sevginin göz kamaştıran sembolü
İncilere kıymayın efendiler!
Kediler ve aşklar
Oyuncak yapamayan ülke büyümez


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet