05 Mart 2003 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 



ABD anladı, ya biz?

     Fikret Bila’nın önceki gün özetlediği gibi, "1- ABD, Türkiye’yi anladı, 2- ABD hatasını anladı."
     Acaba ABD bu hataya neden düştüğünü de tam anladı mı? Ve biz de ABD’nin bu hataya sürüklenmesindeki payımızın farkına varabildik mi?
     Eğer bunun farkında değilsek, başımız daha çoook ağrır.
     Efendim kamuoyu, tepkisinin Meclis’çe dikkate alınmasıyla deşarj oldu; ABD’ye demokrasi dersi verildi, hatası kafasına dank etti deyip geçersek, yarın öbür gün yine aynı Amerikan dayatmalarıyla karşılaşabiliriz.
     Bu nedenle önce kendi özeleştirimizi yapmalıyız. ABD’yi Türkiye’ye karşı böylesine dayatmacı ve saygısız davranmaya yönelten faktörleri cesaretle ve içtenlikle sorgulamalıyız.
     Bizce ABD şahinlerini yanıltan faktörlerin başında Tayyip Erdoğan’ın Amerika gezisinde takındığı tavır geliyor. Erdoğan orada (altyapı eksikliği ve meşruiyet telaşıyla) bir "Arap emiri" edasıyla konuştu; ABD’nin Irak’a saldırı iştahını okşadı. İşler sarpa sarınca Başbakan Abdullah Gül, Türkiye’nin "emirlik olmadığını" belirtmek ihtiyacını hissetti.
     İşin başından beri "asli yetkili" olarak Başbakan Gül ABD’ye muhatap olsaydı, "sorun bu noktaya gelmeyebilirdi, Türkiye’nin onuru bu kadar zedelenmeyebilirdi, AKP böyle bir bunalım yaşamayabilirdi" diye düşünüyoruz.
     ABD’nin yanılgısının nedenini anlamak için, Tayyip Erdoğan’ın Amerika’daki özel görüşmelerinin en "mahrem" taraflarıyla sorgulanması gerekiyor.
     Neyse ki, gelinen noktada halkın öfkesinin deşarj olması sağlandı ve "Türkiye’de demokrasi olduğu" cümle aleme gösterildi. Bunda Başbakan Gül’ün kişiliğinin ve tavrının payı bulunduğu da göz ardı edilmemeli.
     Bundan sonra ise, demokrasi rehavetine kapılmanın alemi yok. İpin ucunu her zaman sıkı tutmalı. ABD’ye dur demekle dünyanın sonunun gelmediği görüldü. Akıllı ve sıkı bir ekonomi politikasıyla, kemerleri sıkarak, ABD ile ilişkileri kesmeden barışa yürünebilir. Bunu sağlama şansına Erdoğan’dan çok Gül’ün sahip olduğu anlaşılıyor. Bu şansı değerlendirme olanağına ise, şu anda Siirtli seçmenler sahip bulunuyor.
     Erdoğan’ı başbakan yapma yolları tartışılırken, seçimden hemen sonra 27 Kasım 2002’de bu köşedeki yazımızın başlığı "Başbakan Gül genel başkan da olsun" idi. Bizce bugün yine en salim yol bu. Nasıl olur diyeceksiniz. O da Siirtli seçmenler ile "parti içi demokrasi"nin tadını alan AKP’lilerin işi.
     
Bir şiir
     Uluslararası Yalova Şiir Akşamları’nın kurucusu Nuri Taner’in dizeleriyle noktalayalım haftayı:
     sen mi denizsin / saçların mı denizde / ben mi düş görüyorum / ne! / zamandan süzülerek geliyorsun / dudaklarında ılık bir buse / bulutlarda mı yürüyorum / ne!"
     
     ngureli@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Demirel’den uyarılar

Çetin ALTAN
Kükredikçe tüyü dökülen bir aslana dönmeyelim

Melih AŞIK
Cüneyd Zapsu...

Fikret BİLA
Kraldan fazla kralcı olmak

Hasan CEMAL
Asker neden rahatsız?

Güneri CIVAOĞLU
Türk ‘B’ planı

Yasemin CONGAR
ABD çok uzatmayacak

Abbas GÜÇLÜ
Kamuoyunun önemi

Nail GÜRELİ
ABD anladı, ya biz?

Sami KOHEN
Kuzey Irak krizi...

Mehmet Y. YILMAZ
Irak’ta Kürt devleti.. Sadece bizim sorunumuz mu?

Hasan PULUR
Hele Tayyip Erdoğan başbakan olsun...

Meral TAMER
Neden kalkınmış tek Müslüman ülke yok? (5)

Ece TEMELKURAN
Sevinçli bir telaş içindeydiniz

Güngör URAS
‘Dolar, faiz, borsa’ üretimi unutturdu

M. Ali BİRAND
Kıbrıs'ta da halkın sesini dinlesenize...

© 2002 Milliyet