
|

Savaş şarkıları ve dağ başında bir kokoreççi...
İstanbul’da hava yine sisli ve puslu... Ah bu mart ayları... Mart ayı, dert ayı...
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır...
Ve mart; karşılıklı birtakım zart zart zart...
***
Irak savaşı hakkında, karşılıklı yapılan açıklamalardan, verilen demeçlerden, bildirilen görüşlerden, sıralanan olasılıklardan, ileri sürülen öngörülerden, objektif olmasına çalışılan analizlerden; sade insanın içi kararmıyor, ruhu da yoruluyor.
Hele bir de Can Kozanoğlu’nun hazırladığı, "Savaş Şarkıları" belgeselini izliyorsanız...
Çocuk denecek yaşta; başında kaskı, sırtında asker çantası, omuzunda tüfeği, savaşa giden askerler...
Namlularını oraya buraya çevirerek ateş eden umacı tanklar...
Karşılıklı mermi yağdıran topçu bataryaları...
Ve yollara düşmüş kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar...
***
Tüm cephelerde askerlerin kendi dillerinde dinlediği hasret şarkıları, sıra sıra idam edilmiş insanlar, direnç şarkıları, marşlar...
Bir yanda "Marseillaise", bir yanda Edith Piaf’ın "La vie en rose"u; bir yanda "Lili Marlin"...
Çocukluğumda daha sık duyduğum, 1. Dünya Savaşı’ndan arta kalmış bir türkü yankılanıyor eski zaman bahçelerinde:
Adı Yemen’dir
Yolu çimendir
Giden gelmiyor
Ecep nedendir
***
Bir de tanklı, toplu, bombalı, gencecik askerli, savaş vahşetinden; süzülüp çıkmış, çeşit çeşit dillerdeki şarkıların yanında; düpedüz anti - militarist şarkılar vardı; tıpkı Roland Dorgeles’in romanları gibi...
Cezayir savaşı sırasında, "Deserteur - Asker Kaçağı" şarkısı, Fransız radyolarında da yasaklanmıştı.
***
Hala savaşlar neden önlenemiyor?
Çünkü hala bazı siyasetçiler için; hamaset edebiyatı da, savaş da, birtakım "büyük primler" sağlayacakmış gibi görünmede...
Gerek siyasetçiliğin, gerek silah endüstrisinin, gerek militarizmin artık "prim" sağlamadığı dönemlere gelinceye dek, daha kimbilir ne kadar insan ölecek?
***
Tabii bir de gerek bireylerin, gerek toplumların koşullanması var.
Irak konusunda sürdürülen siyasal edebiyattaki övmelerle, övünmeleri görmüyor musunuz:
- Gurur verici bir olay...
- ...
- Onur yükseltici bir tavır...
- ...
- Şerefli bir yaklaşım...
- ...
- Haysiyetli bir karşı çıkış, vs...
Ezik insan yığınlarının, "üstün insan" olma özlemleri; "kahramanlık" payesiyle sulanır durur, özellikle gelişmemiş toplumlarda...
***
Köyceğiz’den dönmeden, güneşli bir günde, çam ormanları arasından geçen otoyoldan Marmaris’e kadar uzandık...
Marmaris Koyu’nun görünmeye başladığı ıssız bir tepede, yol kıyısında; kamyonetiyle gelip, müşterileri için portatif masasıyla, iki sandalyesini açmış bir adamın, kokoreç pişirdiğini gördük...
Kimsecikler yoktu çevresinde ve o, pişiriyordu kokoreçini...
Dönüşte ise bir müşteri oturmuştu portatif masasına, kokoreç yiyordu...
***
Kimsesiz bir tepenin yol kıyısında, kokoreç pişirerek, hayatı hak etmeye sıvanmış olan o insan, bilmezsiniz ne kadar büyüdü gözlerimde...
Ne siyasetçi olmaya ihtiyacı vardı, ne Hazine’den geçinmeye...
Boğayı boynuzlarından tutup, her gün diz üstü çökertecek bir gücü olanlardandı; ıssız bir tepenin ormanları kıyısında, tek başına kokoreç pişirerek de olsa...
***
Vaktiyle Elif Naci’nin dediği gibi:
- Emir almadan, emir vermeden ve kimseye muhtaç olmadan, hayatı hak ede ede yaşayan, gizli kahramanlar vardır.
Marmaris tepelerinde rastladığımız kokoreççi de onlardandı. Bush da umurunda değildi, Saddam da...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|