09 Mart 2003 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 



Savaşla daldan dala...

     Savaş... Hızla yaklaşıyor. Ölüm, acı demek savaş. Son anda bir mucize olsa, Saddam’dan, bu beladan savaşsız kurtulsa dünyamız. Ölüm haberi gelse, bir saray darbesiyle devrilse, sürgüne gönderilse...
     Savaş belirsizlik demek. O kadar çok soru var ki karşılığı kestirilemeyen...
     Ne çıkacak Irak’tan?
     İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi, Amerika eliyle demokrasiye açılan bir Arap Almanyası, bir Arap Japonyası mı? Yoksa Soğuk Savaş sonrasının paramparça Yugoslavyası mı? Yani bütün bölgeyi istikrarsızlaştıracak yeni bir Lübnan, Lübnanlaşma?..
     Kocaman, büyüyen bir sıkıntı.
     Bilgisayarın başında, omuzlarında bilmem kaç bin tonluk ağır bir yük ve klavyenin üstünde güçlükle hareket eden parmak uçları...
     Bu da işkenceye girmez mi?
     Ne yazayım?
     İçimden gelmiyor.
     Not defterimi karıştırıyorum.
     Demirel’le Kuleli Sokak’ta keyifli bir sohbet... AKP, merkez sağda, yelpazenin muhafazakar tarafında DYP ve ANAP’tan kalan boşluğu tümüyle dolduracak mı?
     Demirel buna ihtimal vermiyor.
     AKP’de çekirdek kadroların gerçek niyetiyle ilgili bazı soru işaretleri var Demirel’in kafasında. Milli Görüş’ten vazgeçtiler mi? Ne kadar Cumhuriyetçiler? "Bu konudaki sorulara ne kadar açık cevap verebilirler?" diye soruyor.
     Takiye iması mı Demirel’den?
     1970’lerde, Amerikan silah ambargosu döneminde Washington’un aynı zamanda ekonomik ambargo da uyguladığını, bir ara parasızlıktan Türkiye’nin kendi altınlarını rehin etmesini bile el altından engellediğini anlatıyor.
     Demirel özetle diyor ki:
     Türkiye’nin birçok açıdan çıkarları Irak’ta Amerika’yla işbirliğini gerektiriyor; bunun için de ‘ikinci tezkere’nin geçmesi iyi olur.
     Financial Times’da bir yazı.
     Osmanlı ordusu 1917’de çekildikten sonra Bağdat’a giren İngiliz ordusunun komutanı halka çağrı yapıyor:
     "Bizim askerimiz sizin ülkenize, sizin topraklarınıza düşman ya da fetihçi olarak değil, kurtarıcı olarak girdi. İngiltere’nin arzusu odur ki, topraklarınızın verimli olduğu, atalarınızın dünya edebiyatına, sanat ve bilimine katkıda bulunduğu ve Bağdat şehrinin dünyanın harikalarından biri olduğu eski zamanlardaki gibi refah içinde yaşamanızdır."
     Yazar soruyor:
     "Amerikan kuvvetlerinin komutanı General Tommy Franks de Bağdat’a girdiğinde halka buna benzer bir çağrı mı yapacak?"
     Belki de...
     İlk bildiriden, 1917’den bu yana bir yüz yıl geçmiş. İngiliz komutanın bildirisindeki o temenni gerçekleşmemiş, böyle bir gelecek hiç kapısını çalmamış Irak’ın, hep dünde kalmış...
     Eski Avrupa, yeni Avrupa...
     Hangisi eski, hangisi yeni? Amerika’ya karşı olan Avrupa mı, yani Fransa, Almanya, Belçika mı? Yoksa Amerika’nın yanında yer alan Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Bulgaristan mı yeni Avrupa olan?
     Aydınlar hangi safta?
     Batı Avrupalı aydınlar genellikle anti - Amerikan. Amerika’nın Irak politikasına ateş püskürüyorlar. Buna karşılık Doğu Avrupalı entelektüeller daha farklı. Amerika’yı kendilerine daha yakın hissediyorlar.
     Bu yıl Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Macar romancı Imre Kertesz New York Times’a demiş ki:
     "Ben bir sanatçıyım ve Avrupalıyım. Soğuk Savaş sırasında özgürlük ve demokrasinin gelişmesi, Amerika olmadan gerçekleşemezdi. Amerika’yla Avrupa arasında önemli bağlar var ve bu bağlar, Avrupa’nın iki diktatörlükten kurtulmasına yardımcı oldu."
     İki totaliter diktatörlük:
     Nazizm, Komünizm.
     Ve insanlığın bu iki beladan kurtuluşunda Amerika’nın rolü... Özellikle ikinci felaketi yaşayan Doğu Avrupa aydınlarıyla Batı Avrupa’dakilerin Amerika’ya farklı bakışlarının anlaşılır nedenleri vardır. Çünkü, Batı Avrupa’daki birçok ünlü aydın Moskova’yla yol arkadaşlığı yaparken, Doğu’dakiler Moskova’nın baskısı altında boğuluyorlardı.
     Almanya’nın haftalık Die Zeit gazetesinin başyazısında giriş ilginç:
     "Batı’daki en güçlü adam, Saddam Hüseyin adını taşıyor. Birleşmiş Milletleri, Avrupa’yı böldü. Türkiye’ye yardım fiyaskosuyla birlikte NATO’yu müzelik hale getirdi. Almanya’yla Amerika arasında çok büyük bir çatlak yarattı."
     Sonunda yazdım işte!
     Laf bitti, torba doldu.
     İyi pazarlar!
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Düttürü, düttürü, düttürü, düt...

Melih AŞIK
Falımızda ne var?

Fikret BİLA
Yakış: Kasten beklemiyoruz

Hasan CEMAL
Savaşla daldan dala...

Güneri CIVAOĞLU
Kurbağanın gözleri

Can DÜNDAR
Önce leylekleri vurdular

Abbas GÜÇLÜ
Askerden sonra polis de...

Mehmet Y. YILMAZ
Bir yanlış mı var? Önce aynaya bak!

Hasan PULUR
"Havada Bulut"u seyrederken

Derya SAZAK
Pascal bizi diskoya götür

Meral TAMER
Unilever’in CEO’sundan kriz ürünleri

Ece TEMELKURAN
Kadınlar için bir hediye

Osman ULAGAY
Babacan ile Derviş, umutlarla kaygılar

Güngör URAS
"Taktak" ve "Zonaro" sergileri Beyoğlu’nda

Serpil YILMAZ
Mennan Usta kazandı Türkiye de kazanabilir

© 2002 Milliyet