
|

Ağızda pilav pişse benden Tuna kadar yağ...
Olayların değişim hızı, nasıl da geometrik olarak yükseldikçe yükseliyor.
Haftaya çarşamba gününe kadar, kimbilir neler ve neler olacak?
Bizim yerli siyasetçilerin önemli bir bölümü ise, hala daha yüz yıllık bir hamaset plağını döndürmeye çalışmaktan medet umma peşinde...
Kimi:
- Bize şeref lazım, para değil, diyor.
Kimi:
- Güneydoğu’da ABD’nin, askeri faaliyetlerini yoğunlaştırdığını görmek, tüylerimi diken diken ediyor, diyor.
Kimi:
- Gerekirse sade ABD ile değil, Avrupa ile de dövüşebiliriz, diyor.
Kimi:
- ABD’ye Kuzey Irak’ta ikinci bir cephe açma izni vermek, vatan ihanetidir, diyor...
Ve o sırada Dünya Bankası Türkiye temsilcisi Chhibber de şöyle bir demeç veriyor:
- AKP’nin hazırladığı bütçe yoksulu ezen bir bütçe...
***
Şayet Chhibber, bugün söylediklerini, 12 Mart 1971’de söyleseydi, ne olurdu acaba biliyor musunuz?
Sabahın erken saatlerinde kapısına dayanacak bir siyah arabayla, doğru Selimiye Kışlası’nı boylar ve tuvalete dahi ellerine kelepçe vurularak götürülürdü.
***
12 Mart 1971 askeri muhtırasının 32. yıldönümü bugün...
O dönemlerden bu yana, Yunanistan’ın çizmiş olduğu rotayla, Türkiye’nin çizmiş olduğu rotayı karşılaştırıp kıyaslamak, artık iyice basmakalıplaşmış bir hamaset edebiyatından medet ummaktan ve kamuoyunda prim yapmaya çalışmaktan, daha akılcı, daha düzeyli, daha realist bir değerlendirme olmaz mı?
***
Neden kimse gündeme getiremiyor böyle bir kıyaslamayı?
Asıl sorun burada...
Hatta bendenize sorarsanız, 1821 Mora başkaldırısında, II. Mahmut’un benimsediği yöntemlerle neler olup bitmiş olduğunu da, yeniden bir tülbentten geçirmekte yarar vardır.
O tarihlerde bir haftalık sadrazam olan Benderli Ali Paşa, Yunan başkaldırısını yeniçeri ordusuyla ezmek yerine; barışçı yollardan, örneğin Yunanlılara otonomi tanıyarak çözmeyi önerdiği için, idam edilmişti.
***
Sonra ne oldu?
Hem yeniçeri ordusu başarısız kaldı, hem tüm dünya karşımıza dikildi, hem de 1826’da 140 bin kişilik yeniçeri ordusu - artık işe yaramadığı gerekçesiyle - katliamdan geçirildi.
Kuzey Irak’taki Kürtlerin, ABD desteğinde bir otonomiye yönelmek istemesi ve ortaya bazı hırçınlıkların çıkması, nedense bendenize 180 yıl öncesini anımsattı azıcık...
***
Türk yönetimleri hiçbir zaman yeterince saydamlaşamadı.
Dışarıdan gelen eleştiriler:
- Onlar zaten Türk düşmanı, diye peçelendi ve halk yığınları, Dünya’dan koparılarak hep ortak bir koro içinde koşullandırıldı:
- Türk’e Türk’ten başka dost yok.
***
Bir yanda "Türk’e Türk’ten başka dost yok" korosu; bir yanda da Ankara’nın, ABD’nin dümen suyuna ne ölçüde girmiş olduğunu belgeleyen, "12 Temmuz 1947 tarihli, Türkiye’ye yapılacak yardım hakkındaki anlaşma..."
O anlaşmanın 3. maddesinin 2. fıkrası aynen şöyleydi:
"Türkiye hükümeti, bu yardımın amacı, kaynağı, mahiyeti, genişliği, miktarı ve ilerleyişi hakkında Türkiye’de tam ve devamlı yayın yapacaktır."
Ve 12 Mart 1971 askeri muhtırasından sonra Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay Paşa şöyle diyordu:
- Amerika’ya karşı çıkmanın ne anlamı var; donumuza kadar her şeyimizi Amerika veriyor.
***
1971’de Yunanistan’da da albaylar cuntası vardı. Cunta 1974’te devrildi ve Karamanlis geldi iktidara...
1974’ten sonra Atina’nın benimsediği demokrasi modeliyle, Ankara’nın benimser göründüğü demokrasi modeli; birbirinden yüz seksen derece ayrıldı.
***
Haftaya bugüne kadar neler olacağını hiç mi hiç bilmiyoruz; ya hazirana kadar neler olacak acaba?
Türkiye’ye de yılda 20 milyar dolarlık global sermaye yatırımı gelinceye dek; öngöremediğimiz birtakım belalı sarsıntılardan geçeceğe benzeriz...
Ama tabii isteyenler, yine de hamaset nutuklarıyla çözmeye çalışabilirler bunları...
2020 - 30 arasında da globalleşmenin dalgaları içinde, bambaşka bir evreye geçilir; daha mutlu ve şovenlikten de artık iyice arınmış bir evreye...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|