
|

‘Tepük’ten ‘futbol savaşı’na
Savaş diye diye, önce futbol savaşı geldi. Hem de ne savaş! Taraftarlar yetmedi, İstanbul’da "şeref tribünü"nde yöneticiler birbirine girdi. Ankara’daki maçtan sonra savaş alanına dönen sahada, bir futbolcu, rakipleri tarafından linç edilmekten zor kurtuldu. Bir kulüp başkanı amigolara taş çıkartırcasına "nezih" kol hareketiyle Metin Uca’nın TV programındaki "kol amigoları takımı"na aday olduğunu gösterdi.
Sanki futbol maçlarını değil, dünya belaları Bush ile Saddam’ın kapışmasını izledik.
Futboldaki bu savaş ortamından çıkılabilmesi için, tarihten örnek alınarak, kadın ve erkek oyunculardan oluşacak altışar kişilik karma takımlarla maç yapılmasını öneriyoruz. Bunu işkembe - i kübradan atmıyor, tarihi gerçeklere dayanıyoruz.
Spor yazarı Doğan Yıldız övgüye değer bir emek anıtı olan dev bir kitap yayımladı. (Telebasım Yayıncılık - Reklamcılık Ltd. Şti. İstanbul). Büyük boy 800 sayfalık kitap Çağlar Boyu Türklerde Spor adını taşıyor. İçinde akla gelen gelmeyen her türlü spor tarihçesiyle, birbirinden ilginç resimleriyle yer alıyor. Futbolun eski Türklerde "tepük" adıyla başladığını öğreniyoruz. Doğan Yıldız’ın tepük oyunu tanımından bir bölüm aktaralım:
"Oyuncular Tepük’te ayaklarına ‘tomak’ giyerlerdi. Tomak, altı da üstü gibi, yumuşak deriden yapılmış, topuksuz, kısa konçlu bir tür çizmedir. Oyun genellikle 6’şar oyuncudan oluşan iki takım arasında oynanır, takımlarda bayan oyuncular da yer alırdı. Oyunun özü, topu belli kurallar içerisinde karşılıklı olarak dikilen kalelerden geçirmek suretiyle sayı kazanmak esasına dayanırdı."
Futbol takımlarına yabancı futbolcu kontenjanı gibi, bir de "kadın futbolcu kotası" konulmasına ne dersiniz? FİFA’nın dikkatine sunulur!
Bir fıkra Hoca Nasreddin eşekten düşünce, etraftan gülüşenlere, Zaten inecektim!" yanıtını vermiş.
Kıssadan hisse: Amerikan işgaline karşı tezkere arayan güvercinlerin önüne "mutabakat belgesi"ni koyan şahinlerin yanıtı Nasreddin Hoca’nın sözüne benziyor: "Zaten tezkereyi verecektik!"
Sevgili Hoca, sen de biliyordun ki; ona inmek değil, düşmek denir! Bizimkinin adı da "mutabakat" değil, "tezkereyi by - passötır! Ya da "örtülü işgal" denir.
Bir şiir Bu haftaki tadımlık dizelerimiz Turgay Fişekçi’nin "Gözlerinöden. (Kumral Gökkuşağı, Adam Yayınları, Ekim 2002):
"Boğazın akıntılarıdır gözlerin, giderken geri dönen / Çağlar bin bir yıldır bin bir renk ve ışıkla / Aydınlatır yeşil karanlığını yamaçların / Gözlerinden manolya tohumları düşer kıyılara // Gözlerin ağaç denizim, içinde uyuyacak dal bulamadığım / Gözlerin yeşil denizim, içinde boğula boğula yaşadığım"
ngureli@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|