
|

Gerçekten yolun sonu mu?
AB Komisyonu sözcüsünün kesin ve keskin ifadelerinin Ankara’yı şoke etmesi doğal, ama sergilenen tavır sürpriz değil. Başta Gunther Verheugen olmak üzere, birçok AB yetkilisinin daha önceki demeçleri, çözüm yolunun kapanması halinde, böyle bir durum ortaya çıkacağının işaretini veriyordu.
AB sözcüsü, Lahey’deki fiyaskodan sonra, dilinin altındakilerini çıkarmaktan çekinmedi. Şöyle ki, durumda bir değişiklik olmadığı takdirde, Kıbrıs adına sadece Rum kesiminin AB üyeliği 16 Nisan’da kesinleşecek ve böylece bir "AB toprağı Türkiye’nin işgali altında" sayılmış olacak...
Bu açıklamanın özellikle ikinci bölümü çok ağır. Bu kritik aşamada bir sözcü tarafından söylenmemesi gereken laflar bunlar.
Ancak şu da bir gerçek ki, eğer önümüzdeki 2 veya en geç 3 hafta içinde çözüm yönünde bir hareket olmazsa, karşılaşılacak durum, sözcünün dediği gibi olacak. Bu da, çözümsüzlüğün özellikle Türk tarafı için yaratacağı olumsuzluklardan sadece birini oluşturacak...
***
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Lahey’deki 19 saatlik maraton görüşmelerin ardından söylediğine bakılırsa, "artık yolun sonuna" gelindi. Yani ipler koptu. O kadar ki, Annan, özel temsilcisi Alvaro de Soto’ya "adadaki büroyu kapat, New York’a dön" talimatını vermiş bulunuyor.
Gerçekten her şey bitti mi? Aslında De Soto, "Annan planı hala masada" diyor. Gerçekten taraflar bir kez daha düşünüp bu planı - belki bu kez direkt bir Denktaş - Papadopulos diyaloğu veya ortak bir Türk - Yunan girişimi olarak - ele alırlarsa, BM (ABD’nin de itelemesi ile) tekrar devreye girebilir. Yahut görüşmeler yepyeni bir zemine oturtulabilir. Bu şekilde kalan çok kısa süre içinde bir anlaşma sağlanabilir mi? Çok şüpheli, ama denemeye değer... Değer çünkü aksi halde açıkçası ortaya çıkacak durum Rum tarafını değil, asıl Türk tarafını büyük sıkıntıya sokacak, Ankara için de ciddi sorunlar yaratacaktır.
***
TÜRKİYE ve KKTC için çözüm şanslarının tamamen ortadan kalkmasının yol açacağı olumsuzluklardan daha önce de çok söz edildi. Herkes biliyor ki, bu Kıbrıs Türklerini umutsuzluğa sevk edecek, KKTC halkını bölecek, adada huzursuzluk yaratacak, Türkiye’yi AB ile ve Avrupa Konseyi’nden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar çeşitli kurumlarla karşı karşıya getirecek, Ankara ile Atina arasındaki ilişkileri gerginleştirecek, BM’de zor duruma düşürecek vesaire...
Denilebilir ki, Türkiye, AB üyeliği uğruna Kıbrıs’tan vazgeçmez. Kaldı ki, AB’nin Türkiye’yi üye alacağı çok şüpheli... Kuşkusuz Kıbrıs’ta çözümü sadece AB yolunu açmak için düşünmemek lazım. Ancak, çözümsüzlük, AB’nin ve birçok Avrupa ülkesinin Türkiye’ye karşı bir tavır almasına yol açacaktır. Üyeliği bir yana bıraksak dahi, Avrupa ile yaşanacak soğukluk veya kriz - hele Irak sorunu nedeni ile içine girilen kritik dönemde, - Türkiye’ye çok sıkıntı verecektir.
Gene denilebilir ki Türkiye bütün bu sıkıntılara göğüs gerecek güçtedir. Eğer o noktaya gelinirse, tabii ki Türk ulusu buna katlanacaktır. Ama önemli olan bu sıkıntıları önlemektir. Hem Türkiye için, hem de çözümü çok isteyen Kıbrıs Türkleri için...
***
ANNAN planı tabii ki yani Türk tarafının tüm istek ve beklentilerini karşılayan bir belge değildi. (Rum tarafı için de olmadığı gibi)... Ama, KKTC’nin bu sorunun ortaya çıkmasından bu yana nereden nereye geldiği dikkate alındığında, bu planın içerdiği kazanımlar daha iyi anlaşılır. Bu bakımdan Annan planı bir anlaşma için son bir fırsat olabilirdi...
Hükümetin başına geçmeye hazırlanan Tayyip Erdoğan dünkü konuşmasında yeni iktidarın Kıbrıs politikasının "çöz ve yaşat" anlayışına dayanacağını söyledi. Pratikte bunun nasıl hayata geçirileceğini göreceğiz.
skohen@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|