
|

Lütfen biraz daha sıkışınız, sıkışınız, sıkışınız...
Kalabalık bir otobüse bindiğinde sıkışırsın. Çişin gelir sıkışırsın. Ödenecek taksitler peş peşe yağmaya başlar, sıkışırsın.
Belirli bir tarihte yapmaya söz verdiğin işleri savsaklar, yumurta kapıya dayanınca sıkışırsın.
Sevisevda ilişkilerinde iki nazenin, yahut iki yakışıklı arasında kalır, sıkışırsın.
Oraya buraya bazen elin sıkışır, bazen ayağın sıkışır, bazen parmağın sıkışır.
Bazen de, başbakan olunca sıkışırsın...
***
Fındıklı’dan Cihangir’e doğru çıkarken, Somuncu Baba türbesinin karşısında, nefis pastırma satan bakkal Ahmet var; ne Irak savaşı çıkacak diye sıkışıyor; ne de Türkiye, İnsan Hakları Mahkemesi’nde uğradığı 3 bini aşkın mahkumiyetin, milyonlarca dolar tutan cezalarını nasıl ödeyecek, diye...
Bendenize sorarsanız, bizim bakkal Ahmet’in durumu; Mardin, yahut Şanlıurfa, yahut Hakkari valilerinin durumlarından iyi...
***
ABD Başkanı Bush da dahil, "siyasetçilik", gitgide başa bela olmaya başladığında; kursaklarında şatafatlı bir yaşam hırsı yatanların aşırı özendikleri "bir paye" olma özelliğini yitirecek...
Siyasetçiler de, eski takunyacılarla, laternacılara dönecekler; ne işlevleri, ne de anlamları kalacak...
Çok da iyi olacak...
***
1. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da birtakım savaş zenginleri çıkmıştı.
İttihatçılar, kendi yandaşlarına, demiryollarında özel furgonlar tahsis ediyorlardı; İstanbul - Berlin arasında, özellikle besin maddeleri alıp satarak zengin olmaları ve partiye de yardım etmeleri için...
Bazıları da, kendilerine tahsis edilen vagonları, yüksek para karşılığında, başkalarına devrediyordu.
Ve İstanbul’un albenili semtlerinde Fasulye Palas’lar yükseliyordu.
***
Sarıkamış’ta da, 73 bin nefer, soğuğa karşı korunacak bir kaputları bile olmadığı için, donarak ölüyordu.
Falih Rıfkı ise "Zeytindağı" yapıtında, "Biz Türk neferini savaşta değil, kumarda harcadık" diye yazıyordu.
Ne var ki Cumhuriyetçiler de, iktidara geldikten sonra; 1. Dünya Savaşı’nın objektif bir analizini yapmaya yanaşmadılar.
Politik hırs volkanları; eski sultanlar benzeri, sonsuz bir yetki sahibi olmak istiyor, ama asla sorumluluk istemiyordu...
Şark tipi egemenlik böyleydi; hem yetki sahibi olmak, hem de sorumsuz olmak...
***
Şimdiye dek kurulmuş olan 58 hükümetin başında ve içinde koltuk sahibi olmuş bulunanlar; acaba, ekonomik açıdan ne kadar bir olanakla atıldılar siyaset hayatına ve siyaset tezgahından yuvarlandıklarında, olanakları ne kadardı?
Bu konuda hiçbir inceleme yapılmadı, yapılmıyor, yapılmayacak...
***
Olaylar Türkiye’yi sıkıştırıyormuş.
Olaylar Türkiye’yi sıkıştırmıyor; Türkiye’nin asla saydam olmayan oligarşik yapısını sıkıştırıyor.
Ve bizim bakkal Ahmet, omuz silkiyor bütün bunlara...
***
Silopi’de ev kiraları 500 milyon liraya çıkmış...
Japonlar da, 900 milyon dolar yardım gönderiyorlar.
Bush’un da, uzun vadeli ve düşük faizli krediye de dönüştürülebilecek 8.5 milyar dolarlık yardım paketi hazır...
Üstelik Güneydoğu köylülerinin tarlaları da, dolarla kiralanıyor.
Şimdiye dek Ankara’dan KKTC’ye gönderilmiş olan 2 milyar doların ise, nasıl harcanmış olduğunun dökümünü, hiç kimsecik bilmiyor.
Tayyip Bey, 2. tezkereyi Meclis’ten bir kez daha geçirecek mi, geçirmeyecek mi?
Siz ne diyorsunuz?
***
Geçenlerde Prof. Dr. Eser Karakaş’ın, TV Haber Türk’teki programında; yazar Ali Bayramoğlu’lya, yazar ve öğretim üyesi Dr. Şahin Alpay, Türkiye’nin AB üyeliğiyle Tayyip Bey’in iktidarını tartışıyorlardı.
Türkiye’de "iktidar" ve "devlet" kavramlarının, kendine özgü anlamları olduğu üstünde durdular.
Kamu hukuku doktrinlerine göre "devlet"; "milletin, yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşan bir örgütlenmesi"yken; Türkiye’de, seçilmişler iktidarının dışında, "militer ağırlıklı bir atanmışlar örgütlenmesi"ydi.
Ve Tayyip Bey’in iktidarı, "devletöle yeni tanışıyordu.
***
Türkiye sıkıştıkça sıkışıyor, diyorlar.
Bize göre ise sıkışan Türkiye değil; Türkiye’nin çağdışı, çarpık ve asla saydam olmayan yönetim yapısı...
Hiç enseyi karartmayın, her çarpıklık düzelir sonunda; biraz zaman alsa da...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|