
|

Güçlü devlet olmak için!
Lütfen, alın elinize bir Türkiye haritası. Doğu ve Güneydoğu illerinden Akdeniz’e, Adana ve İçel’e kadar uzanan coğrafyaya şöyle bir göz gezdirin.
Bu coğrafyada oylar, bir ölçüde Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay’ın oluşturduğu bir şerit ya da bir koridor dışında 1990’lardan beri her seçimde hep aynı partiye gidiyor. Bu partilerin isimleri, yani tabelaları değişiyor ama kendileri hep aynı parti olarak kalıyor.
Ve bu coğrafyadaki nüfusun büyük çoğunluğunu meydana getiren Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hep bu partiye oy atıyorlar.
Bu partinin adı HEP oluyor.
Kapatılınca, DEP oluyor.
Kapatılınca, HADEP oluyor.
Kapatılınca, DEHAP oluyor.
Yani hep aynı oyun...
Anayasa Mahkemesi’ndeki davası dört yıldır süren HADEP’in kapatılacağı anlaşılanca, son seçimden önce DEHAP kuruldu. Yine bu coğrafyadaki oyların çok büyük çoğunluğu bu partiye gitti. Ancak yüzde 10 barajı nedeniyle milletvekili çıkaramadılar.
Kısaca:
Türkiye’nin seçim haritasında Doğu ve Güneydoğu’dan Adana ve İçel’e kadar uzanan coğrafyada bazı bölgeler hariç oylar kaç seçimdir kemikleşmiş durumda. Büyük çoğunluk, ‘kendi partisi’ne oy vermeye devam ediyor.
İşte bu durum, devletin iç odaklarında tedirginlik kaynağı. Belki de bu yüzden HADEP’in, DEHAP’ın oyları topladığı coğrafya, ileriye dönük bir tehlike işareti olarak kırmızı renge boyanmış...
Çare nedir?
Parti kapatmak mı?
Parti kapatılabilir. Terör ve şiddete destek eylemi içindeki bir partinin kapatılması, yöneticilerinin belli süreyle siyasetten men edilmeleri, demokratik hukuk devletine aykırı değildir. Nitekim, Avrupa’da da bunun son örneği İspanya’da görüldü.
Bu bakımdan, PKK’ya eylem desteği tespit edilen bir parti bizde de kapatılabilir. HADEP kapatıldı. Şimdi sıra DEHAP’a gelebilir.
Çare bu mu?
Bunun altını çiziyorum, çünkü bir sorun varsa, parti kapatmakla çözülmüyor. Ertesi gün yeni bir parti kuruluyor ve değişik bir isimle Güneydoğu’nun oyları yine onda toplanıyor.
Şunu düşünün lütfen:
Yarın kurulacak ‘yeni’ parti, demokrasi oyununu tümüyle kuralına göre oynar ve siyaset sahnesinde silahlı mücadele ve şiddetle her türlü bağı reddederse ne olacak?
Sorun çözülmüş olacak mı?
Yoksa biz yine bir tarafından tutturup ya da bir punduna getirip ‘yeni’ partiyi de kapatacak mıyız?
Soğukkanlı ve çok boyutlu düşünmekte yarar var. Çare, parti kapatmak değil. Çare, bu kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının oy verdiği bir partiyi parlamentodan dışlamak değil. O insanları küstürmek, sisteme yabancılaştırmak değil.
Çare, tam tersine oyuna dahil etmektir onları. Oyunu tabii kuralına göre oynamaları koşuluyla, siyasal sistemle bütünleştirmektir.
Eğer siz, sorunu sadece güvenlik ve aş ve iş olarak görürseniz... Kültürel kimlik, demokrasi ve insan hakları boyutuna, yani demokrasi nimetlerinin yaygınlaştırılmasına gerekli önemi vermezseniz... Korktuğunuz işte o zaman başınıza gelir.
Yani ayrılıkçılık güçlenir.
Üstelik bu kez şiddete, silahlı mücadeleye hayır diyerek, ona hiç ihtiyaç duymadan kapıyı çalabilir. Eğer ayrılıkçı güçleri etkisiz kılmak, silahlı mücadele yandaşlarını da iyice marjinalleştirmek istiyorsak, ufkumuzu genişletmek zorundayız.
Ufkumuz mutlaka Avrupa Birliği’ni de kapsamalı. Çünkü, AB’den dışlanan bir Türkiye’nin Güneydoğu’su çok daha fazla, çok daha rahat karıştırılır.
Ufkumuz, Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizi de içine almalı. Çünkü, Türkiye’ye yabancılaşacak bir Kuzey Irak da bizim için istikrarsızlık kaynağı olur.
Oysa, aş ve iş sorunları çözülmeye başlayan, demokrasinin nimetlerinden daha çok yararlanan, siyaseten dışlanmayan Güneydoğu’muzu karıştırmaya kimsenin gücü yetmez. Ve Kürt vatandaşları mutlu bir Türkiye, bütün bölge Kürtleri için bir cazibe merkezi haline gelir.
Asıl o zaman güçlü devlet oluruz.
Bunun için Ankara’nın, devletin bir master planı var mı?
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|