
|

Kıskaca karşı çare ne?
Türkiye uluslararası ilişkilerinde yakın tarihinin en zor en sıkışık dönemlerinden birini yaşıyor. Bu kez birkaç yönden aynı zamanda gelen zorluklar ve sıkıntılar, gerçekten Türkiye’yi kıskaca almış bulunuyor.
Kıskacın bir boyutu, Irak krizi nedeni ile, ABD’nin Ankara’yı yoğun biçimde sıkıştırmasıdır. Bush yönetiminin önümüzdeki günlerde girişeceği muhakkak görünen askeri operasyonla ilgili olarak Türkiye’den istenenler karşısında, artık açık - seçik "evet" veya "hayır" deme aşamasına gelindi. Ankara’nın (yani yeni kurulacak hükümetin) bu konuda özellikle zaman açısından da manevra alanı çok kısıtlı...
Kıskacın diğer boyutunu Kıbrıs sorunu nedeni ile AB ile ilişkilerde görülen gerilim oluşturuyor. Brüksel’den gelen uyarılar veya tehditler, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini zora sokuyor ve bir güven bunalımı yaratıyor.
Kıbrıs sorunu nedeni ile BM’nin takındığı tavırdan tutun, Kuzey Irak’taki Kürtlerin başlattığı Türk aleyhtarı eylemlere ve Dünya Bankası ve "Moody’s" gibi etkin mali kuruluşların giriştiği kampanyaya kadar, Türkiye şu sırada, birçok cephede birden ciddi sıkıntılarla karşı karşıya...
***
TÜRKİYE’nin bu olumsuz gelişmeler karşısında bir refleks olarak tepki göstermesi doğal.
Özellikle kamuoyu, duyarlı olduğu konularda kıskacın daraldığı hissi ile hareket ederek kızgınlığını, hiddetini sergiliyor. Bu tür tepkiler açıkça ABD, AB, BM, IMF, vs. "düşmanlığı" şeklinde de kendisini göstermeye başlıyor.
Kamuoyunun bu hissiyatının siyasiler, hatta bir kısım akademisyenler ve aydınlar tarafından paylaşıldığını ve sert bir üslupla yansıtıldığını da görüyoruz. Son olarak bir konferansta bazı katılımcıların olanları Batı’nın, hatta Hıristiyan dünyasının Türkiye’ye ve İslama karşı tutumuna bağlamaları ve nerede ise Samuel Huntington’un "uygarlıkların çatışması" teorisine hak verircesine konuşmaları dikkat çekici idi...
***
TÜRKİYE’nin oluşmakta olan kıskaca karşı tavrını belirlerken, bazı noktaları göz önünde tutmasında yarar vardır.
n Birincisi, şimdi yüzeye çıkan sorunların veya sıkıntıların, bir ölçüde Ankara’nın şimdiye kadar izlediği yanlış politikalardan, vizyonsuzluktan, kararsızlıktan ve yetersizlikten, kaynaklandığı gerçeğidir...
n İkincisi, Türkiye’nin sadece öfkesini göstererek karşılık vermesinin, sonuçta bir "radikalleşme"ye ve dolayısı ile dış ilişkilerinde bir "izolasyon"a yol açması tehlikesidir...
n Üçüncüsü, Ankara’nın sadece günlük reaktif politikalarla yetinmeyip daha uzun vadeli stratejiler geliştirilmesi ihtiyacıdır...
***
TÜRKİYE’nin birkaç yönden birden gelen sıkıntılar karşısında, herkesi düşman gibi görüp işbirliği halinde olması gereken ülkelere ve kurumlara karşı cephe açması hiç de akılcı bir yol değildir. Türkiye dış ilişkilerini yersiz korkular ve kuşkularla değil, kendi gücünün ve konumunun öneminin bilinci içinde yürütmelidir.
Şimdi sorumlu mevkilerde oturanların görevi de işte burada başlıyor...
skohen@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|