
|

Neden kalkınmış tek Müslüman ülke yok? (10)
Kıbrıs, AB, ABD, IMF, Dünya Bankası, Apo, AİHM... Dört bir yandan kapana kıstırılmakta olan Türkiye, kendine ne tür bir çıkış yolu bulacak? Nasıl kendi ayakları üzerinde duracak? Pek çok bakımdan sahip olduğu zengin potansiyeli ve insan malzemesini nasıl harekete geçirecek?
Türkiye, 2000’de 7.5 milyar dolar IMF kredisi kullandı. 2001 krizinden çıkış, IMF’nin 14 milyar dolarlık kredisiyle mümkün olabildi. Buna rağmen ekonomimiz 2002 yaz sonuna doğru tam tıkanma noktasına geliyordu ki, 11 Eylül imdada! yetişti. IMF 16 milyar dolarlık yeni bir kredi açtı ve böylelikle 2002’yi de atlatmış! göründük.
AKP hükümetinin vereceği kararla Türkiye, ABD’nin Ortadoğu’yu işgalinde kilidi açan ülke olduğu takdirde Hazinemize girecek yeni milyar dolarlarla 2003’ü de kurtarabiliriz belki. Ama ya sonra? 2004’te yağmur duasına çıkar gibi, savaş duasına mı çıkacağız? Diyelim ki gelecek yıl yeni savaş duasına çıktık ve Tanrı kabul etti! 2005’te bizi kim kurtaracak?
Halk yoksulluktan kırılıyor. IMF’den gelen her yüklü paranın karşılığı olarak yoksul kitlelere yeni milyonlar katılıyor.
Bu kadar köşeye sıkışmış olmak, acaba bu fasit daireden çıkış için de bir umut ışığı olabilir mi?
2 hafta önce ortaya attığım "Neden kalkınmış tek Müslüman ülke yok?" sorusuna gösterdiğiniz yoğun ilgiden cesaret alarak, sizleri Türkiye’nin değerlerini alt alta koyup fazla maliyet gerektirmeyen akılcı çözümler üretmeye davet ediyorum. (İlk çözüm önerisi alttaki yazıda)
Değinmek istediğim son bir mektup var. Görüş belirtenlerin çoğunluğu, kadınların toplumsal alanın dışında bırakılmasını, Müslüman ülkelerin kalkınamamasındaki en belirleyici etken olarak değerlendirmişlerdi. New Jersey’den e - posta gönderen Erol Eryılmaz ise "Eğer öyle olsaydı, Japonya’daki kadınların toplumdaki yerleri de benzeri bir durumu ortaya çıkarmaz mıydı?" diye soruyor.
Yayınlayamadığım çok değerli görüşleriniz için katkıda bulunan tüm okurlarıma sonsuz teşekkürler. Eğer yazıları kitaplaştırmayla ilgili olarak bugüne kadar sürdürdüğüm direnç bu konuya mahsus olmak üzere kırılırsa, mektupların tümünü topluca birarada görebilmeniz mümkün olacak.
Müslüman ülkelere melez çözüm gerek BZD Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni Zülfü Dicleli:
"Tarihsel - toplumsal olguları tek bir faktörle açıklamak (indirgemecilik) hep yanıltıcı oluyor. Kadınların yeri elbette çok önemli, ama şunlar da var: Doğulu - Asyalı ülkeler hidrolik toplumlardı (Wittvogel). Tarımsal sulama için merkezi devlet zorunluydu. Dolayısıyla özel mülkiyet gelişmedi (Marks, Asya Tipi Üretim Tarzı). Bunun sonucu olarak bilinçli, kararlı ve sürekli bir özgürlük mücadelesi olmadı. Bu yüzden özgürlüğün güvencesi olacak bir hukuk düzeni de oluşamadı (Hegel), sivil toplum da.
Tekçilik, mutlakiyet her şeye egemen oldu: Tek mülkiyet (devlet), tek çıkar (devlet sınıfı), tek fikir (erkek egemenliği, kadının dışlanması). Din bu yapıyı destekleyecek şekilde yorumlandı ve geliştirildi. O da dönüp yapıyı daha da pekiştirdi.
Özel mülkiyete, hukuk düzenine, çoğulculuğa, akılcılığa ve rekabete dayalı Batı’nın son 200 yılda doğrudan ve dolaylı olarak Doğu’ya nüfuz etmesiyle (emperyalizm, bağımlı modernleşme vb.) ve yukarıdan modernleştirme hareketleriyle, bizde her alanda melez biçimler ortaya çıktı.
Bence geri kalmamızın başlıca nedeni; Bangladeş’teki Grameen Bank ya da bizdeki pancar üreticileri - şeker fabrikaları - Şekerbank kombinasyonu gibi melez çözümler aramak yerine, bir tarafın hâlâ siyahmışız gibi toplumu ‘geleneksele’ çekmeye, diğer tarafın da sanki beyaz olabilecekmişiz gibi toplumu ‘Batılılaştırmaya’ çalışmasıdır. Melez çözümleri bulabilmek için, aşağıdan gelenin önü açılmalıdır. Tek çare, çoğulculuk ve katılımcılıktır."
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|