
|

Gülriz kitabında soyunuyor
Son günlerde geceleri sık sık, kan - ter içinde uyanıyorum ve ancak, Amerikan bombardıman uçaklarının, henüz hava sahamızdan geçip Irak’taki masum insanları öldürme izni olmadığını anlayınca yeniden uykuya dalabiliyorum.
Kabus gibi günlerden geçiyoruz. Savaşla yatıp, Bush’la kalkıyoruz. İngiltere Başbakanı Tony Blair’in neden Bush’un kuyruğuna takılarak siyasi geleceğini mahvettiğine hayret ederken, tezkereye gözü kapalı evet dememekte kararlı AKP milletvekilleriyle moral buluyoruz. Bu arada bizim medyamızda, Amerikan medyasına taş çıkartırcasına, bu savaşın dışında kalırsak başımıza gelecek felaketleri sıralayanlara kulaklarımızı tıkıyoruz...
Adanmış bir yaşam
Ve bu iç karartıcı kısır döngü içinde Gülriz Sururi’nin kitabı ilaç gibi geliverdi. Anı kitaplarının, romanların peşine hiç de kolay takılamayan beni yolumdan çevirip esir aldı. "Bir An Gelir"i bir solukta okuyuverdim.
Neden biliyor musunuz? Çünkü kitap hiç yapmacıksız, çok içten. Ayrıca değme yazara taş çıkartacak düzgün bir Türkçeye ve akıcılığa sahip. Her satırında tiyatroya adanmış bir yaşam var. Engin Cezzar’a adanmış bir yaşam var. Kendine saygıya adanmış bir yaşam var. Alma - Özer Kabaş gibi yaşarlarken kıymetini bilseniz de ölümle elinizden kayıveren güzel arkadaşlıklar, dostluklar var. En yalnız ve umutsuz günlerinde bile, mum ışığını yakmadan akşam yemeğine oturmayan bir zarif hanım var. Dahası çıkarabilene, o kitapta çok önemli hayat dersleri var.
Kaderin payı çok az
"15 yılda Karaca’dan Dormen’e, Dormen’den Cezzar’a, bulvar tiyatrosundan sanat tiyatrosuna Gülriz’in aldığı yola bakın. Ne istediğini iyi bilerek, üslûplar - iklimler atlayarak, dünya görüşleri değiştirerek... Kaderin, tesadüfün payı çok az bunda. Kaderini kendi çizdi bu kız. Kararını verdi. Gerçekleştirdi sırf iradesiyle. Doğuştan yeteneklerine her gün yeni bir şeyler katarak taa arkalardan geldi. Türk tiyatrosunun en önde kadın sanatçıları arasında yerini alıverdi."
Haldun Taner, böyle yazmış Gülriz Sururi için. "Nota olsaydı do olurdu. Renk olsaydı nar çiçeği. Kraliçe olsaydı Nefertiti. İçki olsaydı Fransız şampanyası" diye de eklemiş...
Gülriz Sururi ile bugüne kadar değişik vesilelerle karşılaşıp sohbet etmişizdir. O birbirinden enfes ve çok pratik yemek tariflerini verdiği televizyon programı A La Luna’nın da ilk konuklarından biriydim. Tuhaf bir şey ama o, yüzyüze konuştuğunuza oranla yazarken yüreğini daha fazla açıyor gibi. Sanki siz (yani okur) onun en samimi arkadaşısınız ve koltuklarınıza gömülmüş en mahrem duygularınızı birbirinizle paylaşıyorsunuz. Kitapta o lezzeti buluyorsunuz. Ve zaten onun için de elinizden bırakamıyorsunuz:
Boşanma kararı
"Bir an gelir, sabrınız biter.
Bir an gelir, bir şeyler değerini yitiriverir.
Bir an gelir, sizi özgür olmaktan başka bir şey ilgilendirmez.
Bir an gelir, gözünüz kararır.
Bir an gelir, artık eylem arzusu sebebin önüne geçmiştir.
Ve her şey biter.
Aslında her şey bir anda olur, yavaş yavaş büyüyen bir çığ gibi üstünüze gelse de ayrılık.
Her şey bir anda olur."
Ve Gülriz her sabah olduğu gibi o sabah da yatakta kahvaltı tepsisi önünde gazete okurken kapı çalınır. Muhtardan bir takım evraklar gelmiştir. Engin Cezzar’ın imzalaması gerekmektedir. Gülriz’in kalbi küt küt atmaktadır. Bir süre sonra sokak kapısı kapanır. Engin yatak odasının kapısına gelmiştir. "İmzaladın mı o kağıtları?" diye sorar. Engin "Evet" der. Ve işte o an gelmiştir. "Biz boşandık Engin" der. Engin bir anda sararır ve koridorda boydan boya yere uzanıverir...
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|