16 Mart 2003 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 



Tam manasıyla bir bahar yazısı
Enayi!

Savaşmış mavaşmış, sıkıldım. Nesrin Sipahi’den geliyor şarkı: "Benim de canım var! Ben de insanım!" Ekrandan geçen tanklara bakacağıma bu sefer de camdan baktım. Bakamaz mıyım canım!

     Bakınız, işte tam buraya yazıyorum, bu kış hallerinin tamamı geçecek. Öyle mi yapsak, böyle mi tereddütleri, mütereddit cennetine gidecek. Gömleğin ilk düğmesinden içeri gelin teli gibi bir rüzgar kaçacak, karnımız gıdıklanacak. Biz yeniden gün ışığının insanları olacağız. Ellerimizi ceplerimizden çıkardığımız için, bizi terk edecek sümük gibi sündürüp durduğumuz hazin hallerimiz. Biz yeniden -bakın görürsünüz- çamurdan köfte yapan çocuklar gibi aptallaşacağız. Bu, yine bir ilk baharmış gibi, ilk kez gelen bir baharmış gibi hafif tertip oynatacağız.
     Hatta bahar gelince ABD filan da geri çekilecek sanki. "Geçmiş olsun!" diyeceğiz. "Artık geç kaldınız. Çok özür dileriz, ancak zamanaşımına uğramıştır sevgili savaşınız!"
     Bu kış vitaminleri, bu renkli, sinsi şeyler, bir sonraki kışa kadar buzdolabı kapağına kesin bir mağlubiyetle doluşacak. Televizyonda selülit kremleri reklamları başlamışsa yakındır sıcaklar, bu kez kuşların geri dönmesini beklemeye gerek kalmayacak. Yine bir çocuk bir kızın elini tutsam mı tutmasam mı derken yaz saati uygulamasına geçilecek. Kızın yüzü bir saat önce uyandığı için normalden biraz daha şiş olacak. Oğlan kızı yine de sevse mi bilemeyecek. Olur böyle şeyler, sonra zaten hızla yaz gelecek. Dokunmanın baharlık enayilikleri tedavülden kalkacak; kollarımız, bacaklarımız yine şımarık şımarık olacak.
     
Fötür fötür
     Bakınız, şimdi Boğaz’dan bir adam geçiyor; fötr. Bir de sigara yakmış; fötür fötür... Yürürken yürürken duruyor. Hesap soracak değiller ya! Duruyor öyle. Güneşin fiyakalı bir açısını buluyor, sağ yanağında yüz mumluk bir ampul yanıyor. Fötr adam, kimse görmeden, yeryüzüne karşı bir klark çekiyor. Bahar her seferinde ilk kez baharmış gibi yapıp insanı komik durumlara düşürüyor.
     Sarıyer’e, yine bir yeryüzü şakası gibi, pelikanlar gelmiş. Koca koca adamlar durmuşlar deniz kenarında, ellerini arkadan kavuşturmuşlar, iş makinelerini izler gibi bir çift pelikanı izliyorlar. "Bunlar yirmi kilo balık yer" diyor biri, diğeri "Otuz kilo alır bunlar. Otuz!" diye zıplıyor. Pelikanlar Türkiye kıyılarında olduklarından tamamen habersiz, ağır ağır olay yerinden topukluyorlar. Adamlar birbirleriyle kafa buluyorlar:
     "Hani otuz kiloydu. Bak doydu gidiyor!"
     Ama pelikanlar aslında yirmi kilo balık da yemiyor. Söyleyeceğim geliyor... İnsanın canı böyle ağır tartışmalara girmek istemiyor.
     
Deliler geçidi
     İstiklal Caddesi’nde bir deli var, ama
     tam zır. Her sabah zavallı yaşlı simitçinin yanında durup uzun bir konuşma yapıyor. Simitçinin bir yıldır, her sabah ömründen yiyor deli, sonra da bedava simidini alıp gidiyor. Dün sabah zat-ı alileri "hırsızlık" konusunu ele alıyor:
     "Hırsızlığın çeşitli boyutları vardır.
     Şöyle ki..."
     Derken yan dükkandan bir adam, bütün kış dayanmış zavallı, bahar geldi ya, çıldırıp dışarı çıkıyor. Yapışıyor adamın yakasına:
     "Sen ne biçim delisin kardeşim. Biraz sussana!"
     Kavga çok fena. Sonra delinin halini göreceksiniz. İstiklal Caddesi’nin ortasına gidip duruyor, gülerek halkına sesleniyor:
     "Beni bilirsiniz. Kavga gürültü sevmem. Bir şey değil, bakın ayakkabım kirlendi."
     İnsanlar da tuhaf, bahar ya, durup başlarını sallıyorlar. Beyoğlu’ndan akıp güne doluyorlar.
     
"Görevimiz Tehlike"
     Bir uyuz köpek var bizim sokakta. Uyuz olma konusunu açmayı kesinlikle reddeden bir köpek bu, azami bir ciddiyet sahibi. Kendisi her gün bizim sokakta ciddi bir mesai harcıyor. Öyle ki, akşam kahveye gidip "Yine yordular beni namussuzlar" diyor bile olabilir yani, o derece. Köpeğimiz, tamamen "Görevimiz Tehlike" psikolojisinde, sabah akşam gelen geçen yabancıya hesap soruyor:
     "Hav hav? Hav hav hırrr?"
     Son bölümü biraz küfürlü olduğu için çevirmek mümkün olmuyor. Dün baktım, gerçek bir salak gibi kuyruğunu sallayarak, havada atarak adımlarını, Viyana valsi hesabı, kuşların peşinden koşuyor, uyuzlu kıçını müthiş bir ahenkle sallıyor. Belli ki bugün izinli, rahat bırakmış kendini. Bu köpekler sevinince kulakları son derece enayice sallanıyor. Bakmadım yine de yüzüne, dalga geçtiğimi falan sanır,
     keyfi bozulup huysuz bir jandarmaya dönüşür diye.
     Bahar geliyor velhasıl. Kapıdan içeri paldır küldür giren, vücudunun ne kocaman olduğunu unutup çocuk gibi dans eden, hayatta hiç eşekten düşmemiş bir genç adam gibi. Enayi gibi. Komik
     ve neşeli.
     
     ecetem@hotmail.com
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Hemen acele bez getir, elini çabuk tut tez getir...

Melih AŞIK
Bahane lügati

Fikret BİLA
Bush’un Kürt kartı

Hasan CEMAL
Çok gezen iyi yaşar!

Can DÜNDAR
Zülküf ile Süheyl

Abbas GÜÇLÜ
8 ayda 4’üncü bakan

Mehmet Y. YILMAZ
Kendi yaşamının efendisi ol, kölesi değil!

Hasan PULUR
Alo 155, polis imdat!

Derya SAZAK
Körfez Savaşı tutanakları (2)

Meral TAMER
Gülriz kitabında soyunuyor

Ece TEMELKURAN
Enayi!

Tamer HEPER
Zorla para alınmaz

Osman ULAGAY
Deneyimsiz AKP ile büyük poker oynuyoruz

Güngör URAS
Marmara Üniversitesi 120’inci yaşını "Kuğu Gölü" ile kutladı

Serpil YILMAZ
Washington’da enerji ve inşaat kovalanacak

© 2002 Milliyet