
|

Erdoğan’ı bekleyen...
ABD, önümüzdeki günlerde Irak’a karşı ve Türkiye’nin belki de hiç desteği olmaksızın bir askeri harekat başlatabilir. Ankara kendi çıkarını, bu savaşın neresinde yer almakta görürse görsün, AKP’nin bu konudaki icraatı, Washington’da "icraatsızlık" diye algılanıyor. ABD, Türkiye’ye ilettiği taleplerden henüz resmen vazgeçmedi, ancak bütün işaretler Amerika’nın AKP’den beklentilerinin hemen hemen sıfırlandığı yönünde.
Bu ortamda, Bush yönetiminin Recep Tayyip Erdoğan’a bakışının, 3 Kasım seçimlerinden bu yana, epey değiştiğini söylemeye bilmem gerek var mı?
Gerçi ABD yönetimi içinden ve dışından Türkiye’yi iyi tanıyanlar, Erdoğan’ın başbakanlığını, "Türk siyasetinin normalleşmesi ve demokrasinin gereği" sayarak samimiyetle kutluyorlar, o kesin.
Ancak kutlamalar, doğrusu bu ya, o noktada duruyor. Kasım, aralık aylarında pek sık işittiğimiz "Yeni bir Özal mı doğuyor" terennümleri zaten epeydir kesilmişti.
Artık Washington’da kafalardaki soru farklı:
Türkiye’nin dış ilişkileri, güvenliği ve ekonomisi açısından büyük risklerle dolu bir dönemde hükümet kuran AKP liderinin, son aylardaki "gölge başbakan" performansının, bu risklerin azalması yerine artması sonucunu verdiğine inanan ABD’li yetkililer, "Acaba Erdoğan, Türkiye’yi uçurumun kenarından döndürecek vizyonu ve cesareti bulabilecek mi" diye merak ediyorlar.
ABD’nin bakışında, Irak meselesinde istediğini elde edememenin öfkesi tabii ki belirleyici. Ancak Washington’da, Türkiye ile ilişkilere değer veren ve hatta Bush yönetiminin Irak politikasına sahip çıkmayan çevreler bile, Erdoğan’ın kendilerinde "hayalkırıklığı" yarattığını gizlemiyorlar. Tezkere fiyaskosu, Kıbrıs’ta çözümsüzlük çizgisine teslim olunması, ekonomide felaket habercisi olan popülizm eğilimi bu hayalkırıklığının üç ana nedeni.
ABD’nin Irak’la ilgili taleplerini, üç ay önce ilk dinlediğinde, bu talepleri karşılamak için gayret göstereceği izlenimi veren Erdoğan’ın, ilgili tezkereye Washington’ın umduğu kararlılıkla sahip çıkmaması, Bush yönetimini kızdırmıştı. Ancak hemen sonrasında, Erdoğan’ın bir danışmanı telefona sarılıp Pentagon’u aradı ve "Merak etmeyin, Gül’ün yapamadığını, Erdoğan başbakan olunca yapacak" dedi; Washington’da da, "Bekleyelim bakalım" havası doğdu.
Geçen hafta Başkan Bush’un mektubu ve Başbakan Yardımcısı Cheney’nin telefonu ardından, Erdoğan’ın ikinci tezkereyi hızla geçiremeyeceğinin anlaşılması ise, savaş için geri sayımı başlatan ABD’nin beklentilerini bitirdi. Üzerinde uzlaşılan askeri, siyasi, iktisadi belgeler şu an için geçersiz. Hava sahası ile sınırlı bir işbirliğinin son dakikada sağlanması bile, mutabakat unsurlarının tümüyle hayata geçmesine yetmeyecek.
Olur da dün Azorlar’dan gelen "hodri meydan" sonrasında, BM Güvenlik Konseyi bugün önündeki karar tasarısını onaylarsa, belki TBMM, ikinci tezkereyi beklenenden daha önce görüşebilir. Ancak ABD, Türkiye üzerinden tam kapsamlı bir Kuzey Cephesi’nin açılmayacağını çoktan kabullendi. Zira, K. Irak’a Türkiye üzerinden bir sevkiyat olsa bile, bu sevkiyatın az sayıda özel operasyon gücüyle sınırlı kalması bekleniyor.
Yukarıda Bush yönetiminin Irak politikasını olduğu kadar, Ankara’nın tavrını da eleştiren Amerikalılar’dan dem vurmuştum ya, bunlardan biri Demokratik Parti’li Kongre üyesi Robert Wexler.
Temsilciler Meclisi’ndeki Türkiye - ABD Dostluk Grubu’nun eş başkanı olan, Siirt seçimi öncesinde Ankara’da Erdoğan’la da görüşen Wexler’la, geçen hafta uzun bir sohbet yaptık. Bakın siz de dinleyin...
"Türkiye kaybetti..."
"60 yıldır yakın müttefik olan iki ülke pazarlık masasına oturdu, uzun müzakerelerden sonra, her ikisi de masadan kaybederek kalktı, bu nasıl iştir" diye soruyor Wexler. Irak konusunda çuvaldızı Bush yönetimine batırıyor; Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın medya önünde Türkiye’ye ültimatom vermesini, bu süreçte Ankara’yı bir kez bile ziyaret etmemesini eleştiriyor ve ABD’yi, "Bush yönetimi Türkiye ile ilişkisine saygısızlık etmiştir" diye yargılıyor.
Ancak Wexler, TBMM’nin tezkereyi reddetmesinin "Savaşa destek olmayı reddetmekten ziyade, zaten gerçekleşecek bir savaşın Türkiye’nin çıkarlarına vereceği zararı en aza indirmeyi ve Ankara’nın kendi güvenliğini de yakından ilgilendiren bir konuda söz sahibi olmasını reddetmek" anlamına geldiği kanısında.
Bundan sonra "Türkiye’nin dostları" olarak, Kongre’de işlerinin çok daha zor olduğunu, ancak kendisinin, Ankara - Washington ilişkisinin değerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğini anlatan Wexler, Türkiye’nin hali konusunda, Irak dinamiklerinin ötesine taşan bir hüküm veriyor:
"Irak ve Kıbrıs konusunda aldığı son kararlarla, Ankara kendisini olabilecek en kötü duruma düşürdü. Türkiye, Irak ve Kıbrıs’ta şu andaki konumunda değişiklik yapamaz ise, çok ciddi sıkıntılar yaşayabilir. Kıbrıs nedeniyle Avrupa Birliği’nden uzaklaşacak, Irak nedeniyle ABD ile eskisi kadar yakın olamayacaksınız."
Söz, Bush yönetiminin, "Türk askeri Irak’a girerse fena olur" açıklamalarına geldiğinde ise, Wexler’a, Türk askeri ile Kürt peşmergelerin ya da Amerikan askerinin çatışacağı bir senaryoya inanıp inanmadığını soruyorum.
"Herkes buradaki büyük tehlikeyi idrak etmeli" diyor Demokrat siyasetçi ve ekliyor, "Eğer savaşa, ABD ile Türkiye arasında bir askeri mutabakat ile gidilebilseydi, iyi olurdu. Şimdi bölgede kaos yaşanırsa, bu aşırı uçların tam da istediği türden bir ortam oluşturabilir ve Türkiye’ye çok zarar verebilir."
Azor sonrası...
ABD, Britanya, İspanya ve evsahibi konumundaki Portekiz liderlerinin Azor Adaları’ndaki karar zirvesi ardından, BM bugün tarihinin en önemli 24 saatlerinden birini yaşayacak. Güvenlik Konseyi, önündeki tasarıyı onaylasa da onaylamasa da, (Saddam Hüseyin sürgüne gitmedikçe ya da Bağdat silahsızlanma konusundaki tavrını birkaç gün içinde ve 180 derece değiştirmedikçe) ateşin önümüzdeki günlerde başlayacağı artık kesin görünüyor.
Savaşın, Erdoğan hükümetinin güvenoyu almasından önce mi sonra mı çıkacağı konusunda tahminini sorduğum bir Türk diplomatı, "Hükümetin siftahı ile savaşın siftahı aynı gün olursa şaşırmam" diyor.
Demokrasimizin ayıplarından birini aşarak başbakanlık koltuğuna oturmayı başaran Erdoğan, son aylarda Irak ve Kıbrıs bulutlarının Türkiye’nin Batı ufkunu karartmasına engel olmadı, olamadı. Bu bulutları bu saatten sonra dağıtıp dağıtamayacağı, ikinci AKP hükümetinin olduğu kadar, hepimizin de kaderini belirleyecek.
ycongar@erols.com
SAYFA BAŞI

|
|

|