
|

18 Mart’a bakın hele!
Çanakkale Zaferi’nin 88. yıldönümü "kutlandı" dün. Seksen sekiz yıl geçmiş aradan. Bu 88 yılın neresinde yanlışlık yaptık da bu hallere düştük diye düşünüyor musunuz?
Mustafa Kemal Samsun’a çıkmakla mı hata etti?
Yoksa bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı mı yanlıştı?
Acaba "çok partili demokrasiye" geçmese miydik?
Keşke Tayyip Erdoğan Amerikalara gidip o görüşmeleri yapmasa mıydı?
Acaba Türkiye Büyük Millet Meclisi birinci "tezkere"yi kabul etmese miydi? Yoksa ikinci "tezkere"yi kabul mu etseydi? Birini kabul etti, öbürünü reddetti de sonuçta ne değişti, birkaç günlük moral soluklanmasından başka?
Şimdi şu hale bakın! Tezkereyi mezkereyi takan mı var? Bundan sonra çıksa n’olur, çıkmasa n’olur?
Türkiye’nin her yanı savaş alanına döndü. Bir işgal havası esiyor.
İki ihtimal var; ya ABD gizli bir "mutabakat"a dayanarak ya da "metazori", onların diliyle "difakto" olarak savaş hazırlıklarını pervasızca sürdürüyor; gerisini siz düşünün, istim arkadan gelirse gelsin, diyor.
İkinci tezkere için Amerikan kaynaklı "savaş lobisi"nin dün dünyayı nasıl telaşa verdiğini, nasıl korku saldığını gördünüz.
Yerine göre şantaj ve tehditlere, yerine göre pohpohlamalara ve vaatlere pabuç bırakmayıp, kendi gücümüzün değerini bilerek, asıl şimdi onurlu bir direniş göstermenin zamanıdır. Kendine güvenen, dik duran bir Türkiye’yi Amerika göz ardı edemez. Yeter ki, önemimizi kendi elimizle yok etmeyelim, siyaset üretebilelim.
Sanıyor musunuz ki, Amerikan - İngiliz emperyalizminin yanında yer almak Ortadoğu’da ve dünyada Türkiye’ye huzur ve refah getirecek?
Bir kenara yazın; Amerika umduğunuzun üçte birini bile vermeyecek. Körfez Savaşı’ndan sonra olduğu gibi, yine "Savaştan çok zarar gördük. Amerika sözünde durmuyor, zararlarımızı karşılamıyor" diye yakınacaksınız. Kurduğu üslerden, işgal ettiği topraklardan (tezkerede yazıldığı gibi 6 ayda değil) yıllarca çıkmayacak.
Ya onurumuz ne olacak mı diyorsunuz?
Önce aşağıya bakın, sonra yukarıya; tarlasını, fabrikasını kiralamak için yarışanları görmüyor musunuz?
Boşuna dememişler "paranın Allahı yoktur" diye! Ya politikanın Allahı var mı?
Bir şiir 21 Mart, Dünya Şiir Günü. Bu yıl Ataol Behramoğlu’na Uluslararası PEN Kulüpleri Federasyonu tarafından "2003 Dünya Şiir Günü Şiir Büyük Ödülü" verildi. Behramoğlu’nu kutluyoruz. Ve tabii, tadımlık dizelerimiz, şairin "Yeni Aşka Gazel"inden (Adam Yayınları, Ekim 2002):
"Uçurumlardan geçerek gelirim sana / Delice, uçarak gelirim sana // İçim şarkılarla dolup taşarken / Dilim dolaşarak gelirim sana // Dünyaya henüz gelenden farksız / Çığlık çığlık, çırılçıplak gelirim sana"
ngureli@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|