
|

Rap rap rap, hooop güm...
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
- Sıradan baba - oğul’larla, baba - oğul Başkan Bush’lar arasında ne fark vardır?
Hoca’nın gözleri azıcık dalar gibi olmuş:
- Sıradan baba - oğul’lar aleminde, demiş; barış zamanında oğullar babalarını gömer; savaş zamanında da, babalar oğullarını...
- Ya peki, baba - oğul Başkan Bush’lar?
Onlar ise her zaman başkalarını gömerler.
***
Saddam Hüseyin, Amerikan askerleri Bağdat’ı işgal ederlerse diye saraylarından birisinin korusundaki ağaçlar arasına, ağaç kılığında girip saklanma talimleri yapıyormuş.
Ağaç kılığında, gecesi gündüzüyle bir süre öyle hiç kıpırdamadan duruyormuş.
Uykusuzluğa falan dayanıyormuş ama, bir gece bir sıçan girmiş, kök biçimindeki paçalarından içeri...
Meğer sıçan, oradan buradan aparttığı şeyleri saklayacak bir delik arıyormuş...
Ve deliği bulmuş da...
Ama Saddam, hiç kıpırdamadan yiğitçe durmuş yine...
***
2. Dünya Savaşı sırasında - hangi taraftan oldukları bilinmeyen - düşman askerleri, bir kasabayı işgal etmişler.
Kasabada bir yağmadır başlamış.
Bir manga asker de, bir eve dalmış. Evde bir büyükanne ile torunu iki genç kız ve anneleri varmış...
Askerler önce genç kızları sürüklemişler odalara, sonra annelerini...
Derken birkaçı büyükanneyi de sürüklemeye davranmış.
Kızı:
- Yapmayın, demiş; kızlarımın, benim defalarca geçtiniz ırzıma. Hiç değilse dokunmayın o zavallı ihtiyar kadına...
Büyükanne, kahramanca bir eda ile:
- Kızım dur, demiş; bu bir savaş... Hepimiz birlikte paylaşmalıyız başımıza ne gelirse...
***
2. Dünya Savaşı sırasında, kuzey İtalya kasabalarından birinde, Mussolini jandarmalarının arayıp durduğu gizli bir direnişçi genç, aşık olduğu bir köylü kızıyla evlenmek için, kasabanın halden anlayan papazına başvurmuş.
Papaz da gençleri, sessiz sedasız evlendirmiş.
Ancak gençlerin, birlikte yatacakları güvenceli bir yerleri bile yokmuş.
Papaz:
- Haydi bu gece kilisede yatın, demiş.
Ve o gece büyük bir bombardıman olmuş kasabaya. Kilisenin bile damının yarısı çökmüş, duvarları çatlamış.
Sabah erkenden papaz kiliseye koşmuş. Bakmış ki genç evliler mışıl mışıl uyuyorlar. Sarsarak zor bela uyandırmış gizli direnişçi yeni damadı...
Delikanlı gözlerini ovuştura ovuştura doğrularak, etrafına şöyle bir bakındığında, bir de ne görsün; kilisenin duvarları çatlamış, damın yarısı çökmüş, İsa’nın heykeli yere devrilmiş. Hemen papazın ellerine sarılmış:
- Affedin papaz efendi, demiş; bilmeden yaptığımız ziyanı, yavaş yavaş öderim, hiç merak etmeyin siz...
***
Paris’te ünlü Zafer Anıtı. Anıtın altında yanıp duran meşalemsi alevler...
Çocuk sorar babasına:
- Baba, neden yanıyor bu ateş?
- Meçhul bir asker yatıyor onun altında da, ondan.
- Kimsenin tanımadığı bir asker mi?
- Evet, kimsenin tanımadığı...
- Peki, öyleyse neden öldürmüşler onu?
Sahi niye öldürmüşler ki ve hala öldürmeye kalkıyorlar ki, tanımadıkları onca insanı?
İşte soru bu...
"To be, or not to be."
Vaktiyle Şinasi Nahit’in dediği gibi:
- Yok dibi...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|