|


Kıbrıs düğümü ve siyasi irade...
Hükümet kulisinde bir süredir kulağa çalınan bazı sorular:
Reddedilen tezkere, ABD ile ilişkileri bozarken AB ile ilişkilerde düzelmenin kapısını aralayabilir mi? TBMM’nin bağımsız çıkışı, AB yolunda bir imkan olarak kullanılabilir mi? Paris’te, Berlin’de uç veren, "Ankara’da askere rağmen karar alınabiliyormuş!" düşüncesi bu açıdan işe yarayabilir mi?
Hükümette bu sorular uçuşuyor.
Başbakan Erdoğan’la Dışişleri Bakanı Gül’ün kurmay çevresi, Avrupa Birliği’yle ilişkileri haklı olarak önemsiyor. Türkiye’nin Avrupa rayından çıkmasını ülke menfaatlerine aykırı buluyorlar.
Bunun püf noktası malum:
Kıbrıs düğümü...
AB ile işlerin rayında gidebilmesi için bu düğümün çözülmesi şart. Bu gerçek elbette Tayyip - Gül ikilisi için de sır değil. Nitekim, hükümet mutfağında şu sıralar Kıbrıs’a ilişkin bir şeyler pişiriliyor.
Başbakan Erdoğan, düğümün Ankara’yla Atina arasında çözülmesinden yana. Dışişleri Bakanı Gül bu konuyu son Brüksel ziyaretinde Yunanlı meslektaşı Papandreu’yla görüştü. Öncelikle iki noktada mutabık kalındı:
Dışişleri Bakanlığı müsteşarlarının buluşması... Türk ve Yunan Millet Meclisi başkanlarının bir araya gelmeleri... Böylece Erdoğan’la Simitis arasında zirveye giden bir zeminin oluşturulmaya başlaması...
İyi güzel.
Keşke sonuç verse...
Burada eksik olan nedir?
Radikal yazarı Erdal Güven, Kıbrıs’la ilgili yeni çıkan güzel kitabında (Helsinki’den Kopenhag’a KIBRIS, Om Yayınevi) bu sorunun yanıtını vermiş:
"Çözüm açısından iç ve dış dinamikler 1960’ların başıyla kıyaslanmayacak kadar elverişli. Üstelik bir de AB üyeliği gibi özendirici bir etken var çözümün ucunda. Peki eksik olan ne? Eksik olan siyasi irade... Özellikle Türk tarafında. İşin kötüsü bu iradenin oluşması için bekleyecek bir kırk yıl daha yok... Özellikle Türk tarafı için."
Evet, son defa da siyasi irade yoktu!
Ankara’da yaşanan şöyle özetlenebilir:
Kıbrıs’la ilgili son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Başbakan Gül’ün karşısında Cumhurbaşkanı Sezer’le asker kanat ağır bastı.
Neden?
Sonunda Sayın Gül de ikna mı oldu? Yani Annan Planı çerçevesindeki bir çözümün, "Türklüğü Anadolu’ya hapsedeceğine mi" inandı?
Yoksa Kıbrıs düğümünün çözülmesi konusunda Çankaya’yla askerden farklı düşünmesine rağmen muhataplarını ikna edebilecek siyasal kararlılık ve iradeyi gösteremedi mi? "Kıbrıs’ı satan adam!" damgasını yemekten mi çekindi? Ya da çözüm konusunda kamuoyunun, AKP tabanının hazır olmadığını mı düşündü?
Galiba bu ikinci bölüm geçerli.
Ama artık zaman hızla daralıyor.
Fırsat tümüyle kaçarsa, günün birinde Annan Planı da mumla aranabilir. Türkiye’nin Avrupa’yla yolları tamamen ayrılabilir. Türkiye eğer içine kapanık, yalnız, sıradan ya da tapon bir Ortadoğu ülkesi olmak istemiyorsa, Kıbrıs’ı çöze-rek Avrupa yolculuğunu mutlaka sürdürmeli.
Ama bunun için siyasal irade ve kararlılık lazım.
Hazır mısınız bu kez?
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|