|


Tayyip Bey’e de hayret, Amerika’ya da...
Yoksa bende mi bir tuhaflık var? Son günlerde olan - biten o kadar çok şeyi akıl almaz bulmaya başladım ki...
Mesela Başbakanımız Tayyip Bey, Kanal D’deki Arena programında Uğur Dündar’ın kamu bankalarıyla ilgili sorusu üzerine Vakıfbank’ı da kamu bankaları arasında zikretmekte bir sakınca görmüyor. Bu bilgisizlik yetmiyormuş gibi "Vakıfbank felaket durumdaydı, neredeyse ha gitti, ha gidiyor..." diyebiliyor.
Aynı cümleyi ben yazımda kullansam, bankacılıkla ilgili yasalar çerçevesinde hakkımda dava açılır, ceza yerim. Tayyip Bey’in bu sözleri üzerine halkımız Vakıfbank’taki mevduatını çekse sorumlu basın mı olur, Tayyip Bey mi?
Kutman’ın moratoryumu
Mehmet Kutman’ın suçu çok daha büyük. Çünkü Tayyip Bey’inki için bilgisizlik artı patavatsızlık diyebiliyorum da, yıllardır piyasaların ince ayarı üzerine çalışan Kutman için çok daha kötü şeyler geliyor aklıma. Biliyorsunuz ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın yeğeni, Global Menkul Değerler’in sahibi Mehmet Kutman, New York Times’a "Türkiye moratoryuma gitmek zorunda kalabilir" anlamına gelebilecek sözler söylemiş. ANAP’ın iktidar döneminde pek çok ayrıcalığa mazhar olan yeğen Mehmet Bey, yoksa kendisinin hâlâ farklı gemide olduğunu mu düşünüyor? Dünkü gazetelerde okudum. Savcılık Kutman’ın demecini "mali piyasaları karıştırmaya yönelik" bulmuş ve hakkında soruşturma açıyormuş. Münasiptir! Basına "aslında ben öyle demek istememiştim" türünden bir açıklama göndermişti, şimdi onları hakimlere anlatsın.
Derviş’in reformları
En az Kutman’ın sözleri kadar hayret verici bulduğum bir diğer husus, kamu bankalarına başına Tayyip Bey’e fevkalade yakın isimlerin atanmasıdır. Hani kamu bankaları siyasilerin tasallutundan kurtulsun diye yapısal reformlar yapılmıştı? Hani Ziraat ve Halkbank gibi devasa bir kara delik, dışarıdan borçlanılıp bu bankalara 20 milyar dolar konulmak suretiyle kapatılmıştı? 90’lı yılların siyasetçilerinin bu 2 bankada yarattıkları görev artı hortumlama zararını karşılamak için kemer sıktırılan halkımızın çektiği eziyet boşa mı gidecek şimdi?
Yani Devlet Bakanı Kemal Derviş’in gerçekleştirdiği birbirinden önemli yapısal reformlar, iktidar değişir değişmez çöpe atılabilecek iskambil kağıtları mıydı? Türkiye, her yeni gelen siyasetçinin kendi meşrebine göre at koşturacağı, yol geçen hanı gibi bir ülke olmaktan ne zaman kurtulacak?
Amerikancı medyamız
Gelelim medyamıza... Dün nihayet Washington Post gazetesi bile "Türkiye ile ilişkilerinde attığı yanlış adımlar, Bush yönetimine pahalıya mal oldu" dedi. Glenn Kessler ve Philip P. Pan imzalı makalede özetle "Kore Savaşı’ndan bu yana ABD askeri harekatlarının sadık destekleyicisi olan Türkiye’nin tezkereyi reddi, Bush yönetimi için ne kadar şaşırtıcıysa, bu gelişmenin ertesinde ABD yetkililerinin, çiçeği burnunda Türk hükümetinden gerçekçi olmayan taleplerde bulunması fevkalade yanlıştı" deniyor.
Irak’taki toplu cinayetleri ABD’nin bakış açısıyla izleyen, bizim hükümetimizin hemen her davranışını hatalı bulan meslektaşlarımız, Amerikan medyasındaki bu U dönüşünün ardından, bakalım şimdi nasıl bir tavır sergileyecek?
Abdullah Gül haklı
Fatıh Altaylı’nın Kanal D’deki Teketek programına katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, medyamızla ilgili çok haklı bir saptaması vardı: "Basın, bizim Türkiye olarak ABD’ye karşı yürüttüğümüz politikayı değil, Amerika’nın bize karşı yürüttüğü politikayı destekledi. Bizi yalnız bıraktı."
Gül yerden göğe haklı. Bush yönetimi baştan beri ürtküttü. "Gücüyle" değil, "hafifliğiyle" korkuttu. Güvenilmezliğiyle korkuttu. Amerika’yla birlikte davranmamızda ısrar edenler, Bush’un neyine güvendi? Bu sorunun yanıtını katiyen bulamıyorum.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|