03 Nisan 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Frankenhausen’de Hartmut Beck ailesi

     Irak savaşı, kanlı bir deli pöstekisine doğru dönüşe dursun... Analizler, yorumlar, abartmalar, övünmeler, cihat çağrıları; çöllerde çocukları ölmüş Amerikan ailelerine Bush’tan minnet sunmalar; İngiliz İşçi Partisi içinde kabaran eleştiri dalgaları...
     Bir de tüm dünya üstünde ve değişik koşullar içinde yaşayan milyarlar...
     Babamın deyimiyle "kim kime, dumduma" dünyası...
     * * *
     Hartmut Beck, 38 yaşında bir Alman inşaat mühendisi...
     Kendisi, eşi Petra, 3 yaşındaki oğlu Lenny, 5 yaşındaki kızı Johanna ile Köyceğiz’e yerleşmiş bir konumdaydı.
     Hartmut’un bağlı olduğu Alman firması, Türk firmalarıyla birlikte Köyceğiz yöresindeki kanalizasyon ve arıtma inşaatını üstlenmişti.
     Köyceğiz’de geçirdiğimiz günler sürecinde şenlikli bir aile dostluğu başladı aramızda.
     Yıllardır bizi Almanya’daki evine davet edip duruyordu.
     Martın sonunda 4 - 5 günlüğüne Paris’e gitme zorunluğu doğunca, hadi Frankfurt’a kadar da uzanalım, dedik. Hartmut’lar 40 km. uzakta oturuyorlardı Frankfurt’a...
     * * *
     Almanya’ya, özellikle de Batı Berlin’e gittiğim dönemler olmuştu. Ama ne Hessen eyaletini biliyordum, ne Odenwald bölgesini, ne Wiesbaden’i, ne de Heidelberg’i...
     Oysa dedem, 6 aylığına staja gönderildiği Alman ordusunda, 10 yıl boyunca unutulduğu ve orada binbaşılığa terfi ettiği için, Alman dünyasına yakındı; arada sırada da Wiesbaden’e giderdi.
     Bize ise, Hartmut’lar sayesinde Wiesbaden’i görmek, 76 yaşında nasip oldu.
     * * *
     Biz Frankfurt’a indiğimizde, Hartmut henüz Türkiye’deydi. Akşama doğru gelecekti Almanya’ya. Eşi Petra karşıladı bizi.
     Almanya’nın ünlü otoyolları... Ormanlar, ormanlar, ormanlar... Ortaçağdan kalma derebeyi aristokratların, tepelerdeki şatoları...
     Ve artık "villa - köyölere dönüşmüş eski Alman köyleri, küçük köy kiliseleri, bağlar, elmalıklar, koyun, inek ve geyik çiftlikleri...
     Dik arduaz damlı, üçgen ve kare biçimi kalın dış çıtalarıyla tipik bir görünüm sergileyen; sıram sıram beyaz köy evleri; daha doğrusu "villa köyöler...
     Pencerelerde, ortadan iki yana ayrılıp toplanmış küçük tül perdeler ve renk renk çiçek saksıları; saksıların kimi pencerelerin içinde, kimi dışında...
     Ve evlerin hemen hemen hepsi özenilmiş bir bahçe içinde...
     * * *
     Otoyolları bırakıp "villa köy" yollarından döne dolaşa; dağlar, tepeler, ormanlar içinden nerelere gitmedik ki...
     Ünlü Frankeştayn’ın şatosuna... Oralarda gelip oturmuş bir İngiliz kadın yazarın yarattığı bir efsane sonucu, Frankeştayn’ın adı umacılaşmış, filmlere konu olmuştu.
     * * *
     Hava güzeldi...
     Meyve ağaçları çiçek açmaya başlıyorlardı... Bahçelerdeki sarılı morlu, ufacık menekşe tarlaları ise, Irak savaşından o kadar habersizdiler ki... Tıpkı tarihteki savaşlardan da harbesiz oldukları gibi.
     Sonra katırtırnağı benzeri sarı çiçekleriyle, yer yer iri yeşil kümeler...
     Arabada Hartmut; Vivaldi, Chopin, Brahms kasetleri çalıyordu... Karı koca ıslıkla eşlik ediyorlardı çalınan besteye...
     Değişik lokantalarda yemekler yedik.
     Alman lokantaları tahta yatay kolonlarıyla alçak tavanlı, tül perdeli, geniş masalı, özel tezgahlı, ev tipi lokantalardı.
     * * *
     Heidelberg’in, üniversitesi kadar ünlü şatosu... Ve üniversitenin karşısında üstünde 1512’de kurulduğu yazılı bir kitapçı dükkanı...
     Hava da güzel olduğu için, Alman kafelerinin önlerindeki alanlara konmuş masalar insanlarla doluydu...
     * * *
     Wiesbaden, dedeme hak verdirecek kadar ahenkli, düzenli, görkemliydi...
     Umberto Eco’nun romanı "Gülün Adı"nın filme çekildiği Eberbach manastırına da gittik... 11. yüzyılda yapılmaya başlanmış, kışlalardan büyük bir manastır... Vaktiyle papazlar burada; asla kimseyle hiç mi hiç konuşmadan ve soğuklarda asla ısınmadan, çile çekerek çalışır, şarap üretirlermiş...
     Manastırın dev şarap fıçıları sıra sıra dizili duruyordu...
     Ama iki adam boyundan daha yüksek, neredeyse bir orman evi büyüklüğündeki bir şarap fıçısını Heidelberg şatosunda gördük...
     Ren Nehri... Ren Nehri’nden yük taşıyarak gelip giden uzun nehir tekneleri... Ve aileleriyle birlikte teknelerinde yaşayan nehir kaptanları...
     * * *
     3 günlü Almanya gezisinde en unutamadığımız sahne şu oldu:
     Hartmut Beck ailesi, evlerinde bize küçük bir konser verdi.
     Büyük anne 70 yaşındaki Helga, notalara bakarak şarkıyla katılıyordu konsere, anne Petra, artık 8 yaşındaki Johanna ve ev sahibinin yetişkin kızı flüt çalıyorlardı. 6 yaşındaki Lenny de, küçük özel sopasıyla değişik boylarda, değişik notaların seslerini çıkaran, yan yana dizilmiş plakalara vurarak ksilofon çalıyordu...
     Alkışladık, alkışladık, alkışladık...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     







Taha AKYOL
Amerikan tavırları?

Çetin ALTAN
Frankenhausen’de Hartmut Beck ailesi

Melih AŞIK
Powell’a ikram...

Fikret BİLA
Türkiye’nin önemi

Hasan CEMAL
İyi ki futbol var!

Yılmaz ÇETİNER
Türkiye’de savaş yok dünyaya duyurulmalı!

Güneri CIVAOĞLU
Bir avuç mavi

Can DÜNDAR
Demeliydik ki...

Hurşit GÜNEŞ
Sakın ha!

Doğan HEPER
Powell, Kuzey Irak, Güneydoğu’da kalkınma

Mehmet Y. YILMAZ
Hortumculara karşı da yufka yürekli olunca...

Hasan PULUR
Hovarda federasyon, fedakâr memur!

Derya SAZAK
Öp ve gönül al

Meral TAMER
‘Gönüllü bağışlar Cumhurbaşkanı’na emanet edilsin’

Yaman TÖRÜNER
Savaş, ekonomimiz için çıkış yolu olabilir mi?

Güngör URAS
Halk sakin, hükümetin morali bozuk

M. Ali BİRAND
Powell ile öpüşüp barıştık mı bari?