|


‘Gönüllü bağışlar Cumhurbaşkanı’na emanet edilsin’
Ne ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’in Türkiye ziyareti, ne Irak’ta asırlardır birbirine düşman Sünni ve Şii halkın, ilk kez ABD işgaline karşı omuz omuza birlikte savaş vermeleri...
Bizim halkımızı son günlerde yoğun biçimde meşgul eden tek bir konu var: Ulusal seferberlik çerçevesinde gündeme getirilen "Gönüllü bağış". Savaş tahvilleri, servetten pay gibi kurumsal yönü de olan bağış enstrümanları halkı pek ilgilendirmiyor. Onların kafaları sadece gönüllü bağışla meşgul ve konuyla ilgili 3 farklı eğilim dikkati çekiyor:
3 farklı eğilim
1) AKP’ye oy veren, hükümete inanan ve destekleyen, dolayısıyla da 3 kuruşluk tasarrufunu Türk ekonomisinin selameti için seve seve vermeye hazır olanlar.
2) Ekonomimizin içinde bulunduğu darboğazdan kurtulması, IMF’ye ve ABD’ye göbekten bağımlılığın son bulması için fedakârlıkta bulunmayı arzulayan, ancak AKP hükümetinin de geçmiş hükümetlerden farklı olmadığını düşünerek paraların çarçur edileceği kaygısını taşıyanlar. Bu kesim, tahmin edebileceğiniz gibi AKP seçmeni değil. Üstelik geçmişte (depremde) devlete yaptığı bağışlarla ilgili çok kötü anıları var. Mektup, faks, telefon ve e - postalardan anlayabildiğim kadarıyla yapacakları bağışlar Cumhurbaşkanı Sezer gibi toplumun tam güvenini kazanmış birinde toplanıp oradan dağıtılacak olsa (ki bu kesinlikle mümkün değil) hemen harekete geçecekler. Tıpkı Bursa’dan e - posta gönderen okurumuz Nusret Polatcan gibi:
Sezer güven veriyor
"Ülkesini seven, çocuklarının daha iyi yarınlara ulaşmasını isteyen her insan gibi ben de yıllardır Türkiye’nin kötü yönetildiği için borç batağında kıvrandığını görüyorum (42 yaşındayım). Özellikle Amerika karşısındaki boynu büküklüğümüz, her Türk gibi beni de derinden yaralıyor.
Son günlerde çok sözü edilen gönüllü bağış meselesi, inanın çok uzun zamandır halkın gündeminde. Bunu çevremde uzun zamandır görüyordum, ama çok önemli bir engel var: GÜVEN. Kime güvenip de dişimizden - tırnağımızdan artırdığımız paraları teslim edeceğiz?
Bence bu sorunun cevabı, bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar yansız ve adil davranışlarıyla sayın Cumhurbaşkanımız, bu güveni fazlasıyla hak etmiştir.
Cumhurbaşkanımızın böyle bir görevi üstlenmesinde hukuksal bir engel var mı bilmiyorum, ama halkın tek isteği var: "Verdiğimiz paralar başka yerlere aktarılmadan direkt borçlarımıza gitsin." Yeğenleri veya gönül borcu olmayan, bunu yapabilecek en uygun kişi bence sayın Sezer’dir.
Amerika’ya göbek bağıyla, borçlarla, enkaz devraldık edebiyatıyla geçti ömrümüz. Çocuklarımın bunlarla büyümesini istemiyorum."
Zırnık vermem diyenler
3) "Devlet bugüne kadar benden aldığını hep çarçur etti. Benim iyi niyetimi istismar etti. Hâlâ da istismar etmeye devam ediyor. Ben artık kendi paramı kendi inisiyatifimle harcamak istiyorum. Bağış yapacaksam da kendi seçeceğim kişilere yaparım. Kamudaki savurganlık hâlâ tam gaz ve bundan vazgeçilecekmiş gibi de durmuyor. Ben vergimi yıllar boyu düzgün ödedim. Tayyip Bey ona saysın. Ne bugünkü hükümete, ne başkasına verecek tek kuruşum yok! Geçmiş hükümetler benim gibilerin parasıyla hovardalık yaptı, şimdi sıra bugüne kadar devleti sömürenlerde, hortumcularda, hırsız banka patronlarında..."
Balık baştan kokar
Hürriyet’te birkaç gün önce çarpıcı bir haber vardı: Bizim Başbakanlık kadrosu Beyaz Saray’ın kadrosunu ikiye katlamış. Beyaz Saray’da 750 kişi çalışırken, bizim Başbakanlık’ta tam 1500 kişi istihdam ediliyormuş! Türkiye’nin dış temsilciliklerindeki müsrifliklerle ilgili e - postaları okusanız dudağınız uçuklar. Futbol Federasyonu’nun İngiltere’ye 90 küsur kişilik milli maç seferi de bu konjonktürde akla ziyan bir iş...
Tayyip Bey de, hükümet üyeleri de, Futbol Federasyonu ve futbolcular da, sanatçılar da toplum için rol modelidir. Bir kere mahkûm oldum, ama aynı atasözünü yeniden kullanmadan duramayacağım:
Balık baştan kokar!
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|