|


Powell ile öpüşüp barıştık mı bari?
Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Ankara'ya gelişi, bence son dönemlerde yapılmış en önemli gezilerden biri oldu.
Bu ziyaret öncesinde manzara son derece iç kapayıcıydı:
· Türkiye, tezkereyi reddettiği için Amerikan kamuoyundan kaynaklanan sert bir eleştiri kampanyası ile karşı karşıya kalmıştı.
· İşin kötü yanı, savaş uzadıkça ve ölü sayısı arttıkça Türkiye'yi sorumlu görenler de artar olmuştu.
İlişkiler adeta başıboş bırakılmıştı ve mayın tarlalarına doğru yavaş yavaş kayan bir buzdağına benziyordu. Birilerinin bu gidişe dur demesi ve yeni bir ince ayar yapması gerekiyordu.
Powell işte böyle bir ortamda geldi.
Sadece Türk-ABD ilişkileri değil, aynı zamanda kendine yönelik eleştirileri de yatıştırmaya yönelik bu ziyaret çok zamanlı oldu. Yaraları sarma, yanlış anlamaları düzeltme, uzun vadede iki ülkenin birbirlerinden soğumalarını engelleme gezisi oldu, denilebilir.
Bunun yanısıra, en ağırlıklı konu Kuzey Irak idi.
Yapılan resmi açıklamaların dışında, görüşmelerden herhangi bir ayrıntı sızmadı. Genel bir anlayış havasında olunduğu, insanı yardım konusunda anlaşıldığı ve taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının büyük oranda giderildiği söylendi.
Kuzey Irak konusu, bence bu kadar kolaylıkla halledilebilinecek cinsten değil. ABD'nin Irak'a müdahelesi gündeme geldiği ilk günden bu yana, Washington ile Ankara arasındaki en önemli ve reddedilen tezkeredeki en ihtilaflı sorundu.
ABD, TÜRKLER VE KÜRTLER ARASINDA KALDI
Washington ilk günden bu yana, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Kuzey Irak'a girmesine karşıydı. Nedeni de, Kürtleri korkutmamaktı. Zira Kürtler, TSK'nın Kuzey Irak'a girdikten sonra bir daha çıkmayacağına ve elde ettikleri tüm siyasi kazanımları engelleyeceklerine, hatta geri götüreceklerine inanmışlardı. Bundan dolayı da Washington'a "Türkler gelirse, biz yokuz" demişlerdi.
Öte yanda da Türkiye vardı.
Ya TSK 40-45 bin askerle Kuzey Irak'a girecek veya işbirliği (yani üslerin kullanılması, asker sevkiyatı vs) gerçekleşmeyecekti.
ABD sonunda, Kürt grupların tüm tehditlerine rağmen Türkiye'yi tercih etti, ancak bu defa tezkere TBMM'de takıldı.
TÜRKİYE HALA ISRAR EDİYOR
Ankara, Kuzey Irak konusunda hala son derece duyarlı. Hala Washington üstündeki baskısını sürdürüyor. Powell, ne kadar anlaştıklarını söylerse söylesin, isterse yazılı güvence versin, Türkiye'nin askeri tehdidi sonuna kadar sürecektir.
Özetlersek, Powell gezisi birçok açıdan yararlı oldu. İşki savaşta beklenmedik yeni gelişmeler yaşanmasın ve yazılı senaryoların dışına çıkılmasın.
* * *
ABD HALEPÇE AYIBINI UNUTMAMALI Uluslararası ilişkilerdeki çifte standart her zaman insanları şaşırtır. İnsan Haklarını savunanların, demokrasiyi ön plana çıkaranların, ucuz gerekçelerle savaş açtıkları günleri yaşıyoruz.
Amerikan ve İngiliz televizyonlarında şu sıralarda bir belgesel yayınlanmaya başlandı.
Hayretler içinde kaldık.
Konu, 1988 yılındaki ünlü Halepçe katliamı.
İran savaşı sırasında, Saddam Hüseyin'in Kürtlere karşı giriştiği katliamı ayrıntılarıyla işliyor. Son derece çarpıcı görüntüler ve tanıklar eşliğinde, Saddam Hüseyin'in binlerce insanı nasıl öldürdüğü anlatılıyor.
O günleri çok iyi hatırlıyorum.
Başbakan Özal, bu katliamı sert şekilde kınamakla kalmamış, aynı zamanda sınırlarını açıp binlerce kürt göçmeni kabul etmişti. Bununla da yenimemiş, BM'nin derhal bir soruşturma açmasını istemişti.
İstediği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını bilen Amerikalılar, Halepçe olayında Saddam'ı kollayan, hiç değilse üstüne fazla gidilmemesi için çabalayan bir tutumdaydı.
O günün dengeleri böyle bir tutum gerektiriyordu. Ancak istedikleri kadar belgesel göstersinler, bugün Halapçe ayıbından kendilerini kurtaramazlar.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|

|