|


Kıbrıs'ı ancak Erdoğan-Simitis çözer
16 Nisan günü, Kıbrıs Rum yönetimi Avrupa Birliğine katılma imzasını atacak. Bu tarihten itibaren Kıbrıs, AB kararlarından söz sahibi olacak. Böylece hedefine ulaşacak ve sırtını Brüksel'e dayayacak. Türkiye ile ilgili müzakerelerde de masanın karşı tarafında oturacak. Gerektiğinde vetosunu kullanabilecek, istediğinde birçok kararı engelleyebilecek.
Böyle bir ortamda, Kıbrıs sorununa her iki tarafın kabul edebileceği bir çözüm bulunamadığı taktirde, Türkiye'nin 2004'te katılma müzakerelerini başlatma tarihi alması, söz konusu olamaz.
Bu gerçeği iyice içimize sindirmemiz gerekiyor.
Kıbrıs'ın Kopenhag kriterlerinin arasında olup olmaması da artık önemli değil. Kabul edelim veya etmeyelim, çözümsüz kaldığı sürece Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye gidiş yolunun üzerindeki en önemli engel olacaktır.
AVEROF-ZORLU VE MENDERES-KARAMANLİS
Bundan böyle, artık Annan planı yok.
Kıbrıs Rumlarının üstünde de herhangi bir çözüm baskısı kalmıyor.
Geriye sadece, Türkiye ile Yunanistan kalıyor.
Yunanistan, Kıbrıs'ı tam üyeliğe kabul ettirerek, sırtındaki en önemli yükten kurtulduğu için rahat.
Türkiye de, AB uğruna Kıbrıs'ta belirli kırmızı çizgileri geçmeyeceğini açıkça gösterdi.
Yani herkesin eli belirli oranda açıldı.
Eğer Yunanistan ve Kıbrıs Rumları, Türkiye'nin AB'ye gidişini engellemek istiyorlarsa, bunu kolaylıkla gerçekleştirebilirler. Ankara'nın en çok duyarlık gösterdiği toprak, egemenlik ve mal mülk değişimi konularındaki tutumlarını aynen sürdürürler. Mesele hallolur...
Eğer Türkiye'yi AB'de görmek istiyorlarsa, Türkiye'de AB'ye tam üyeliği gerçekten arzuluyorsa, o zaman işler değişir. Sonuç alınabilir.
Tek çıkış yolu da, 1960'ta dışişleri bakanları Averof-Zorlu'nun başlattıkları , iki Başbakan Menderes ile Karamanlis'in tamamladıkları sürecin tekrarlanmasıdır.
Yunanistan'ın Simitis'i ve Papandru'su bu açıdan bir şanstır. Zira bu ikili şimdiye kadar hiçbir zaman aşırılığa kaçmamış, daima uzlaşı aramıştır.
Bu açıdan bakıldığında, Erdoğan-Gül ikilisinin Avrupa Birliği hedefine bakışları ve Kıbrıs'ta çözüme yaklaşımları da bir şanstır.
Bakalım tarih tekerrür edecek mi?
* * *
SAVAŞIN EN ZOR BÖLÜMÜ BAŞLADI Irak savaşının en zor bölümüne gelindi.
Ne kadar güçlü, teknolojik yönden ne kadar ileri olursa olsun her ordunun kötü rüyası şehir şavaşı yapmaktır.
Koalisyon kuvvetleri, Güney'de beklemedikleri bir direnişle karşılaştılar. Bunu aşıp Bağdat kentinin eteklerine kadar gelmeyi başardılar. Ancak bundan sonrası çok daha büyük zorluklarla dolu. 5 milyonluk bir kenti ele geçirmenin riskleri anlatılamayacak kadar fazla.
Herkesin beklentisi, Cumhuriyet Muhafızlarının kırsal bölgelere oranla Bağdat'ta çok daha etkili bir direniş sergilemeleri. Cumhuriyet Muhafızları, kırsal alanda siper savunmasında başarılı olduklarını gösterdiler. 5 milyonluk başkentte bu direnme avantajını kullanıp kullanmayacakları bilinmiyor.
Şehir savaşlarında ateş gücü üstünlüğü yetmiyor.
93-94'teki Somali olaylarını hatırlayın. Amerikan askerleri, hafif silahlı binlerce Somalili karşısında perişan olmuşlardı.
İsrail'in güçlü ordusu, Beyrut'ta Hizbullah, İslami Cihad ve Hamas örgütlerine karşı çaresiz kalmıştı.
Rusya, tüm üstünlüğüne rağmen, Çeçen gerillaları ancak, başkent Grozni'yi yerle bir ederek sindirebilmişti.
İşte şimdi Amerikan-İngiliz koalisyonunu bu örnekler düşündürüyor. Karşılarında iki seçenek var:
1. Kötümser senaryo, Bağdat'ın yerle bir edilmesi, binlerce Iraklı'nın öldürülmesi ve Saddam'ın düşürülmesidir.
Bu yöntem hem Irak'ta, hem de dünya'da öylesine tepki toplar ki , altından kalkabilmeleri çok daha zor olur.
2. İyimser senaryo ise, Saddam'ın etrafındaki komutanların kaybettiklerini anlayıp liderlerini bırakmaları ve teslim olmalarıdır.
Bunun gerçekleşmesi, Cumhuriyet Muhafızlarının moraline, direnmeyi sürdürüp sürdürmemelerine bağlı görülüyor.
Neresinden bakılırsa bakılsın, savaşın en kritik aşaması içine girildi.
Gelişmeler, Türkiye'nin tutumunu da etkileyeceğinden dolayı çok önemli.
Kötümser senaryo, Türk-ABD ilişkilerini kötüleştirecek, ekonomiyi gerecek ve sonu belli olmayan bir sürece girilmesine neden olacak.
İyimser senaryonun gerçekleşmesi ise, Türkiye dahil herkese rahat bir nefes aldıracak.
İşte bu açıdan, önümüzdeki günler nefesler kesilerek izlenecek.
DÜZELTME: Cumartesi yazımızda "Hooligan" kelimesi yanlışlıkla "Holigan" olarak çıkmıştır. Düzeltiriz.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|

|