|


Dur!
... Sonra durdum. Yokuştan iniyordum tam. Tam geceydi, tastamam.
Canlı yayınlar, verilen röportajlar, üniversite konuşmaları, toplantılar, kitaplar, yazılar, köşe yazıları, insanın kafasını karıştıran adamlar, başka ülkelerde başka diller, hava alanları, bavullar, oteller, yine köşe yazıları, yine canlı yayınlar, laflar, sözler, gürültü, telefonlar, telefonlar, gülmeler, zeka göstermeler, göstermemeler, yetişemediğin şeyler, becermeler, becerememeler, eylemler, savaş, ölü çocuk fotoğrafları, ölü çocuklardan soğukkanlılıkla bahseden adamlar, bunlardan bahsetmekle alay edenler, sonra yine -lar, -lar, -lar...
Sonra durdum. Aniden. Tam kalbimin dur dediği yerde. Bir adım bile ileride değil, tam o yerde, durdum. Yokuşun başında, Boğaz’a bakan bir yerde.
Bitti çünkü. Bitti. "Koş" diyen şey sustu.
Dur dedi bir şey. O kadar. Denize karşı.
Ceket cebimde telefon çaldı. Açmadım. Çünkü kimseye söyleyecek bir şeyim kalmadı. İçimde ses bitti, anladınız mı?
***
Ben yazı yazardım evvelden beri. Yazı, yazı yazmayı öğrenmeden çok önce başlayan bir şeydi. Bakmakla ilgili bir şey idi, bakakalmak ve görmeden duramamakla, öğrenmeden bilmekle ilgili.
Evrendeki her bir şeyde konaklamakla ilgili bir şeydi yazmak, alfabeyle ancak sonradan ilgili. Sanki, sen doğmadan çok önce yapılmış bir haksızlığa kendi etini kese kese sitem eder gibi.
Başka bir zaman ise içinde bitmeyen bir neşe varmış da dünyaya bu neşeyi dağıtmalıymışsın gibi. Işıklı bir şey, anladın mı? Zifirî bir şey. Kimi kez kılıcı ete sokup döndürmek kimi kez simli bir örümcek ağına bozmadan dokunmayı becermek.
Bir taş bir taşa aşık olsa ne derdi? Kelebeğin kederi nasıl bir şeydi? Albino bir tavus kuşu konuşsa ne söylerdi? Bir denizkestanesi kimseye sarılamamanın tarihini nasıl bildirirdi? Gücünü kullanmak istemeyen bir boğa nereye kaçabilirdi? Zakkum ağacı hep zehirli olmanın lanetini dese dese nasıl derdi?
Ben bunlara verdim kendimi. Bir de para kazanmak, insanlarla geçinmek, zeka göstermek, güçlü olmak ve şu ve bu gerekiyordu tabii.
Hepsi bir araya gelince yaşamak, yeryüzünün bütün dağlarında aynı anda cenk etmek gibiydi. Cenk etmek diye bir derdi olmayana bu dünya, azaltıcı, eksiltici, intiharî bir şey idi.
***
Durdum. Çünkü içimde ses bitti. "Koş" diyen şey yoruldu. Ezanlar da bitti halbuki, gemiler de gitti. Yine de "Ece" denilen kütleyi hareket ettirmek mümkün değildi. Şimdi tanıdık biri görüp de "Niye duruyorsun burada?" dese, ne denmeliydi?
Ceket cebimde telefon çaldı yine. Gürültüden çağıracaklardı beni. Açtım bu sefer. Bir sevgili dost, "Tebrikler, ödül aldın" dedi. Ben bir şey demedim galiba.
Bir adım attım. Sonra bir tane daha... Yürüyüp geçebildim geceden. Ses düştü içime yeniden. Yetmez mi?
ecetem@hotmail.com
|
|

|