11 Nisan 2003 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Kanlıca’da çay içme saltanatı ve bitmeyen martaval...

     Dün Boğaz’ın Anadolu yakasından Kanlıca’ya kadar uzandık. Çengelköy’den Anadoluhisarı’na doğru sık sık göze çarpan kendince markete dönüşmüş mahalle bakkalları, manavlar, vitrinli küçük mağazalar, sıram sıram ayakkabıları, tişörtleriyle tezgah satıcıları, eskilerden kalma bazı ahşaplar ve sadece caddeye açılan dış kapıları görünen yüksek duvarlı yalılarla, apartmanlar...
     Boğaz yine bakmaya doyulamayacak bir güzellikteydi... Hava da güneşli olduğu için masmavi sular ışıklar içindeydi...
     Kaptan köşkü kıçta ve yüksek, koskocaman vinçleriyle uzun mu uzun şilepler geçiyordu Boğaz’dan...
     Kanlıca’da küçük sıcak ibriğinin üstünde demliğiyle birlikte getirilen taze çay ve bir de kağıthelvası...
     ***
     Tanrım ne kadar da güzeldi masmavi Boğaz... Hele güneşin ışıkları altında...
     Fatih Köprüsü uzaklarda ve yükseklerdeydi, arabalar geçiyordu üstünden küçük böcekler gibi...
     Ya hele Kanlıca’nın sıcak mantı üstüne döküldüğü zaman dahi ekşimeyen özel yoğurdu...
     Ünlü Kanlıca yoğurdu satan bir dostun özel övüncüydü bu...
     ***
     Ufarak cam fincanlarda demli çayları, özlenilmiş bir ağız tadıyla içip, güneş ışıklarıyla masmavi Boğaz sularının bitip tükenmeyen göz kamaştırıcı aşkını seyrederken içimden:
     - Keşke Saddam’la Bush da gelip yanımıza otursalar da; onlara da birer çay ikram edip, dereden tepeden konuşsaydık, diyordum...
     Fena bir saltanat değildi güneşli bir ikindide, Boğaz’ı seyrederek Kanlıca’da demli çay içmek...
     Hele bendenize sorarsanız, böyle bir saltanatı; ne megalomanyaklar sultanı Saddam’ınkiyle değiştirmek isterdim, ne de demagoglar şampiyonu Bush’unkiyle...
     ***
     Siyasetçilik, egemenlik, üstünlük... Ve "liderlik" yaftası arkasında, sayısız cinayetlerle katillik üstüne kurulmuş tahtlar...
     Naralar kopuyor sanki insanın yüreğinden:
     - Gelin ulan kanlı serseriler, bir çay için Kanlıca’da da, ruhunuz temizlensin...
     ***
     Eve döndüğümüzde TV ekranları, Bağdat’taki Saddam heykelini yıkma çabalarını gösteriyordu.
     Taşınan tahta merdivenlerle heykelin kaidesine çıkmalar; heykelin boyuna takılan kalın bir urgan...
     Ve kaideye indirilen balyozlar...
     Sonunda heykel alaşağı edildi.
     ***
     Son aylarda ne kadar da çok yorum dinlemiştik Irak savaşı üstüne...
     Kuzey cephesi açılmadıkça başlama olanağı bulunmayan savaş...
     Pentagon’un bir de "B" planı olduğunu açıklamasının bir blöf olduğu yorumları...
     Sonra Ankara’nın aldandığı itirafları...
     Kapısı 90 milyar dolardan açılan pazarlıklar falan...
     Emekli generallerin analizleri...
     ***
     Kimbilir belki de ABD’nin Irak savaşı için asıl planı, bugün uygulamakta olduğu idi...
     Ve belki de Türkiye’de konuşlandırılması istenen 60 bin ABD askerinin üstleneceği asıl işlev, çok daha başkaydı...
     Çünkü ABD, beklendiği kadar da asılmamıştı o ünlü "A" planına sanki...
     Kimbilir belki de Türkiye’ye biçilmesi düşünülen rol, bizim tahminlerimizin çok daha dışındaydı...
     ***
     Soğuk Savaş yıllarında kendimizi iyice kaptırdığımız militarist bir hamasetçiliğin ekonomiye yüklediği ağırlıktan, ola ki artık sıyrılmamız isteniyordu...
     Ola ki global ekonominin bizdeki gibi oligarşik bir savurganlığa artık tahammülü yoktu...
     Ne bileyim ben canım... 21 günlük savaşta ölüp gitmiş olanların henüz tam sayısı bile bilinmiyor...
     Bazıları Irak kaybının yüz binleri bulduğunu söylemede...
     ***
     Üretimi durmadan artan modern teknolojilerle, yavaş yavaş ortaya çıkacak olan yeni enerji kaynaklarının oluşturacağı yeni dönem, yani 21. yüzyıl; besbelli ki, önce köylülüğü aşamamış ve rant ekonomisine dayalı özenti bir burjuvaziyi dahi tam yaratamamış "Üçüncü Dünya" ülkelerini çitileyecek...
     Ve şimdiden öngörülemeyen, ama "ulus - devlet" modelini aşacağı artık iyice belli olan, yepyeni küresel denklemler kurulacak...
     ***
     Ah keşke, Türkiye de bir an önce AB üyesi olabilse...
     Nasıl olsa 20 - 30 yıl sonra olur ama, kimbilir ne bedeller ödeyerek...
     Siz yine enseyi karartmayın...
     Baharın güneşli günleri yakın. Arada sırada gidip Kanlıca’da bir yoğurt yiyin, demli çaylar için, Boğaz’ı seyredin...
     En büyük saltanatı yaşarsınız, inanın...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     







Taha AKYOL
Kerkük, Kürtler ve petrol

Çetin ALTAN
Kanlıca’da çay içme saltanatı ve bitmeyen martaval...

Melih AŞIK
Akvaryum eksikti

Fikret BİLA
Kriz yönetimi

Hasan CEMAL
Saddam’ın düşüşüyle taşlar yerinden oynadı!

Güneri CIVAOĞLU
Ateş topu

Abbas GÜÇLÜ
Neden Hülya Avşar?

Hurşit GÜNEŞ
Savaşın asıl hasarı

Sami KOHEN
Kritik günler

Hasan PULUR
Güçlü olan haklıdır!!!

Derya SAZAK
Oyun bitti

Meral TAMER
Bush yerine Clinton da olsa fark etmezdi

Ece TEMELKURAN
Baah-daat!

Güngör URAS
Aria ‘direk dikmeden’ dolaşım istiyor

M. Ali BİRAND
Türkiye Kuzey Irak'a girebilir mi?