11 Nisan 2003 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Türkiye Kuzey Irak'a girebilir mi?

     Şimdi bizlerin bakışları Kuzey Irak'a döndü.
     Güney ve Bağdat büyük oranda koalisyon ortakları tarafından kontrol ediliyor, ancak Kerkük-Musul'da direnme olduğu belirtiliyor.
     Şimdiye kadar Türkiye durmadan "gerek görürsek gireriz" diyordu. İlk defa dün müdahele koşullarını netleştirdi:
     1. Kürtler, Türkmenlere karşı bir saldırı girişiminde bulunurlar ve Kerkük-Musul bölgesinde nüfus kaydırmasına giderlerse, TSK müdahele eder.
     2. Kürtler, Kerkük ve Musul'da bir yönetim kurup bu kentleri denetimlerine alırlarsa, bu durum da müdahele gerekçesi sayılır.
     Ancak gelinilen bu noktada, artık herşey Amerikalıların elinde.
     Kuzey Irak'ta artık bir göç olmayacağı açıkça anlaşıldı. Dolayısıyla bu konudaki eski kaygılar dağıldı.
     Geriye Kürtlerin genel yaklaşımı kalıyor.
     Kürtlerin tutumları ise, ABD'ye bağlı. Eğer Washington yeşil ışık yakarsa Kürtler Kerkük'ü de alabilirler, istediklerini de yapabilirler. Nitekim dünkü manzara Kürtlerin pek kontrol altında olmadıklarını gösteriyor. Ankara'yı rahatsız eden görüntüler yaşanıyor.
     Acaba Türkiye bu manzara askeri bir müdahelede bulunabilir mi?
     Ben, imkansız dememek için, bunu çok zor gördüğümü söylemeliyim.
     Kuzey Irak'a girecek olan Türk askeri, Amerikan ordusuyla karşı karşıya kalacak. ABD ile çarpışma pahasına, Kürtleri Kerkük'ten çıkartmaya çalışmak, bu ülkeyi son derece büyük risklere atmak demektir.
     Ancak, Washingtonda, Türkiye ile uzun vadeli ilişki sürdürmek istiyorsa, Ankara'nın bu sıkışık durumundan yararlanmak yerine, duyarlılıklarına azami dikkat harcamalıdır.
     
      * * *
     
ASIL ZORLUK ŞİMDİ BAŞLIYOR...
     Çarşamba günü bütün dünya canlı yayında, sembolik dahi olsa Saddam yönetiminin yıkılışını seyretti.
     Manzara içler acısıydı.
     Fazla kalabalık değillerdi, ancak Iraklıların Amerikan askerlerini alkışlamaları, Saddam'ın resimlerini yırtmaları, o heykelin yıkılışı sırasındaki sevinçleri beni çok rahatsız etti.
     Belki bizler farklı yetiştirildiğimizden dolayı, bu sahneleri üzülerek izledim. Her toplumun içinde, bir gün önce taptığı insanları ertesi gün yerlerde süründürenler vardır. Ancak bu kadarı da fazla idi.
     Koalisyon kuvvetleri, koskoca Irak'ı sadece 3 tümen ile istila edebildiler. Koskoca 5 milyon kişilik Bağdat'ı sadece 7 bin askerle teslim almak üzereler.
     Bir ülke bu kadar kolay teslim olur mu?
     İstilanın ilk günlerindeki direniş nerede kaldı?
     Nasıl o direniş dünyayı şaşırttı ise, Irak milliyetçiliğinin dirildiğinden söz edilmeye başlandıysa, Bağdat'ta yaşananlar da aynı oranda şaşırtıcı oldu.
     Bazılarımız bu sonucu öngörmüştü. Bazılarımız ise tam aksine, Türkiye'nin de (tezkereyi geçirmeyerek) katkısıyla Irak'lıların bu istilayı püskürteceklerine inanmışlardı.
     Ancak şimdi bakıyoruz, meğer Iraklılar Saddam'ı istemiyorlarmış. Aksi olsa, savaşmasalar dahi, sokakları doldurup, istilacı orduları durduramasalar dahi yavaşlatabilerlerdi. Koalisyon güçlerinin sonunda kazanacakları biliniyordu ancak, kimse Iraklıların ülkelerini bu kadar ucuza bırakacaklarını beklemiyordu.
     Demek ki, Saddam gerçekten istenmiyormuş. Üstüne üstlük, tüm tehditlerine rağmen Baas rejiminin de içi boşmuş. Iraklıların vatan sevgisi, milliyetçilik hisleri de yeterince gelişmemiş.
     Böyle bir durumda Türkiye ve Türk toplumu ne yapabilir ki...
     
     GERÇEK SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR
     Bu savaş bitmedi.
     Koalisyon güçleri durumlarını belirli oranda sağlamlaştırdılar, ancak bütün ülkeyi kontrol altına alabilmeleri için daha mücadele etmeleri gerekecek.
     Askeri zafer kazanmak genelde kolaydır. Ancak asıl önemlisi, savaş sırasında yaraları sarmak, insanların kalbini kazanmak ve herkesin kabul edebileceği yeni bir düzen kurabilmektir. Koalisyon ülkelerini bekleyen en zor işlev bu olacaktır.
     Silahlarınız çok güçlü olabilir, teknolojiniz sayesinde tüm engelleri aşabilirsiniz, ancak barışı yerleştiremezseniz, sonunda yine mağlup sayılırsınız...
     
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )     
     
     mabirand@e-kolay.net
     







Taha AKYOL
Kerkük, Kürtler ve petrol

Çetin ALTAN
Kanlıca’da çay içme saltanatı ve bitmeyen martaval...

Melih AŞIK
Akvaryum eksikti

Fikret BİLA
Kriz yönetimi

Hasan CEMAL
Saddam’ın düşüşüyle taşlar yerinden oynadı!

Güneri CIVAOĞLU
Ateş topu

Abbas GÜÇLÜ
Neden Hülya Avşar?

Hurşit GÜNEŞ
Savaşın asıl hasarı

Sami KOHEN
Kritik günler

Hasan PULUR
Güçlü olan haklıdır!!!

Derya SAZAK
Oyun bitti

Meral TAMER
Bush yerine Clinton da olsa fark etmezdi

Ece TEMELKURAN
Baah-daat!

Güngör URAS
Aria ‘direk dikmeden’ dolaşım istiyor

M. Ali BİRAND
Türkiye Kuzey Irak'a girebilir mi?