|


Amerika, demokrasi, Saddam ve Llosa!
Mario Vargas Llosa. Birçok romanı Türkçeye çevrilen Perulu ünlü yazar. Amerika'nın Irak savaşını destekliyor. Daha ileri gidip, Amerika'yı dünyadaki bütün diktatörlere karşı demokrasi adına sefer açmaya çağırıyor.
Entelektüellere de çağrısı var:
"Diktatörlere karşı demokrasiyi savunun. Demokrasi olmadan ne sanat olur, ne düşünce olur, ne de siz olabilirsiniz."
Bu kampanyanın kendisini fazla popüler yapmayacağını biliyor. Ama yolundan sapmak niyetinde değil.
Şöyle diyor:
"Solcu elit önce komünizm hakkında yanıldı. Sonra bu hatasıyla ilgili olarak yalan söyledi. Şimdi de Batı uygarlığında değerli ne varsa yıkmayı hedef alan diktatörlük ve köktendincilik konusunda ipe un seriyor."
Vargas Llosa, Gulaglar'ın ortaya çıkmasından çok sonra Stalin'den vazgeçen entelektüellerin bu kez Üçüncü Dünya diktatörlerini savunmaya başladıklarını belirtiyor.
Şu sözler onun:
"Örneğin Castro'ya karşı çıkıyorsan, faşistsin, o kadar. Bu moral linçe karşı hep mücadele verdim. Sovyetler Birliği'ne yaptığım ilk gezi benim hayatımın en büyük hayal kırıklıklarından biri olmuştu. Castro, '68 Prag Baharı'nın ezilmesini destekleyince, hayal kırıklığım daha da kesinleşti. Ama ondan sonra rahatladım. Birçok yazarın tersine, inanmadığım tek kelime yazmadım."
Vargas Llosa, dünyanın despotları küçümsediği kanısında. "Almanya gibi dünyanın en uygar ülkelerinden birinde bir diktatör kitleler tarafından benimsenebilmişse, her ulus kendini bir diktatörlük altında bulabilir" dedikten sonra ekliyor:
"Uluslararası seferberlik olmadığı için diktatörler koltuklarında oturabiliyor."
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ı da eleştiriyor Perulu yazar:
"Chirac'ın Avrupa vizyonuna yalnız İngiltere değil, İspanya'yla birlikte komünizmden kurtulmuş bütün Doğu Avrupa ülkeleri de karşı çıkıyor. Yeni bir Sovyetler Birliği istemiyorlar Avrupa'da. Ya da Fransa'nın etrafında örülmüş gülünç bir kaleyle Amerika'ya karşı kültürel savaş açılmasından yana değiller."
Llosa'ya göre büyük tehlike:
"Amerika'nın kendisi eğer haydut devlet gibi davranmaya başlarsa, onunla da mücadele ederiz. Fakat şimdilik böyle bir durum söz konusu değil. Bence büyük tehlike, eski Avrupa'da esen anti - Amerikanizm havası... Fransa'da Amerika'dan nefret etmek, futboldan daha popüler bir milli spor haline geldi. Stalincilerle faşistlerin tuhaf bir ittifakı söz konusu... Fransa'daki barış yürüyüşlerinde komünistlerle Le Penciler birlikte gösteri yapıyorlar."
Amerika'nın İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında Fransa ve Almanya'nın demokrasiye geçişlerinde nasıl olumlu bir rol oynadığına işaret eden Perulu romancı, Amerika'yla Avrupa'nın çatışmasına karşı çıkarken şunları söylüyor:
"Amerika'yla Avrupa arasında ekonomik rekabet hiç kuşkusuz iyi bir şey. Bir noktada Tony Blair'e kendimi daha yakın hissediyorum. Atlantik dostluğudur barışı bugüne kadar koruyan. Batı kültürü, özgürlüktür. Ve Batı bugün düşmanlarla çevrilidir. Bu durumda ne diye kendi aramızda kavga edelim ki? Chirac, Batı dostluğunu tehlikeye düşürecek kadar bir sorumsuzluk içinde..."
Vargas Llosa sözü ister istemez 11 Eylül'e getiriyor:
"11 Eylül'le birlikte özgürlük kendini tehdit altında hissetmeye başladı. Çünkü 11 Eylül, sivil özgürlüklere karşı açık bir saldırı... Demokratik kültür, dünyanın en önemli kurumlarını yarattı. İnsan hakları, fikir ve eleştiri özgürlükleri, yani iyi olan her şey ondan, demokratik kültürden geliyor. Uygarlıktır bunun adı."
Amerika'ya gelince...
Suudi Arabistan'daki rejimden, İsrail'de Ariel Şaron'dan, Kyoto Anlaşması'ndan ölüm cezasına kadar birçok bakımdan Amerika'nın eleştirilmesinden yana Vargas Llosa.
Ama şunu da ekliyor:
"Ama bütün bunlara rağmen Amerika, Amerikan toplumu bir demokrasidir. Onu Saddam'la kimse mukayese etmesin." (*)
Amerika'nın Saddam'ı devirmesini bütün bu nedenlerle demokrasi adına savunuyor Perulu romancı Mario Vargas Llosa.
Siz ne düşünüyorsunuz bir pazar günü?..
—————————————
* Mario Vargas Llosa'yla mülakat, The Sunday Times, 30 Mart 03, sayfa 7.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|