13 Nisan 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Haberci Çocuk Cinayetleri(*)

Gazetecileri, Bağdat'ta, Filistin Oteli'nde vurdular. Zalim, işlediği suçları dünya bilmesin istedi. Kendi sesi dışında bir sese tahammül edemedi. Bu yüzden bilerek ve isteyerek ihtiyar çocukları öldürdü. Öfkeliyim ben, müthiş öfkeliyim. Çünkü bu, bir haberci çocuk cinayetiydi!

     Duracak bir yer bulamaz kimileri. Bu dünyada, bu hayatta duracak yerleri yoktur onların. Hayatlar, insanlar, yerler arasında gezinmelidir kimi ruhlar. Gazeteciler bu dünyaya bir türlü sığışamazlar. Sığışamadıkları için bu kadar çok konuşurlar.
     Gazeteciler: İhtiyar çocuklar! Birçok hayatın içinden geçmenin ihtiyarlığı ama yine de merak etmenin yaramazlığı. Kalbinin katlanabileceğinden fazlasını görmek hep ama yine de bakmak istemek, bakmaya devam etmek. Gördüklerini anlatıp durmak. "Anlattım, tükettim" dediğin anda bile içinde bir hüzünlü cümleler birikintisiyle yeniden, yeniden ihtiyarlamak. Kimsenin görmediği kadar görmek ve bu yüzden herkesten önce yorulmak. İnsanlığın en alçak ve en yüksek hallerine bakmak, bakakalmak. Bazen bakarak, anlatarak dünyayı ve hayatı yağmaladığını hissetmek ama çoğu kez bir kelebek telaşıyla zamanın içinden geçmek. Anlatmak için yaşamak gibi. Ancak anlattığında yaşamak... Böyle bir şey. Tam değilse bile bunlar gibi.
     
Neden gazeteci "ölünür"?
     Bağdat'ta, Filistin Oteli'nde neden durulur? Ölümle karışık sağanak altında, böyle bir alçakça hava basıncında durmakta niye ısrar edilir? Bir haber dünyanın gidişatını mı değiştirecektir? Zalim korkup kaçacak mıdır, mazlum kurtulacak mıdır? Öyle değil işte, başka türlü. Sanki, içimizin en dibinde, hareket, ses ve ışık olan yerden gidememe duygusu... İnsanlığın bu son sirkinden gözünü alamamak, öfkeden ve acıdan kilitlenmek. İnsanlık Bağdat'ta bir çukura düşüyorsa göğsü ezen bir kahroluş duygusuyla orada durmayı, sonunu, en sonunu görmeyi istemek... Sanki dünyayla birlikte dönerken, döne döne zamanın içinde yitip gitmek... Yitmek. Bu yüzden durdular orada. Meslektaşlarım... Kardeşlerim... Öldüler.
     
Acıdan haberler
     "Müslümanlar cennete gitmek için dua ederler" diyordu kadın. Başında beyaz bir örtüyle, Ürdün'de bir evde ağlıyordu. Gözyaşlarıyla temizlenmiş yüzü deliremeyecek kadar yorgun düşüyordu. Bağdat'ta Amerikan bombalarıyla ölen El Cezire muhabirinin karısıydı, 14 aylık kızı sehpayla koltuklar arasında yürümeyi yeni öğreniyordu. Kadının konuşmalarının üzerinden şimdi ölmüş olan bir adamın, bir iyi kalpli adamın besbelli, görüntüleri akıyordu. Kadın konuşmaya, inadına konuşmaya devam ediyordu:
     "Müslümanlar cennete gitmek için dua eder. Ama benim kocam her gece Filistin ve Irak halkı için dua ediyordu."
     Bir gazeteci iyi kalpliyse, iyi bir insansa, derisi kalın olmayan birisiyse eğer, bu dünya onu beter eder!
     
Öfkeliyim ben
     Çok öfkeliyim ben. Çünkü nasıl duygularla gidildiğini bilirim. Acıya doğru, insandan yana olana doğru, haber etmek için, dünyayı uyandırmak için. O çocukça, hatta kimi kez
     o enayice duygudan haberdarım. Bu kadar temiz bir şeyi kanla kirlettiler diye öfkeliyim. Amerikan bombaları ve tanklarıyla meslektaşları ölürken hâlâ Amerikan birlikleriyle hareket eden bazı "gömme muhabirlere" sinirliyim. Yaptıklarının hesabını nasıl verecekler diye, kendilerini hangi süslü sözlerle aklayacaklar diye merak içindeyim.
     İhtiyar çocukları Filistin Oteli'nde vurdular. Zalim, dünya işlediği suçlardan habersiz kalsın istedi. Zalim, doğruyu söyleyen çocukların kellesini istedi. Kendi sesi dışında bir sese tahammül edemedi. Bu yüzden bilerek ve isteyerek ihtiyar çocukları katletti. Öfkeliyim ben, müthiş öfkeliyim. Çünkü Bağdat'ta yaşanan, taammüden işlenen bir haberci
     çocuk cinayetiydi!
     
* Perihan Mağden'in eski ve güzel bir kitabının adı.
     
     
     ecetem@hotmail.com
     







Çetin ALTAN
Deli deli tepeli...

Melih AŞIK
Bağdat masalı...

Fikret BİLA
Abdullah Gül: Komutanların tutumu örnektir

Hasan CEMAL
Amerika, demokrasi, Saddam ve Llosa!

Güneri CIVAOĞLU
Bozuk harç

Can DÜNDAR
"Hanginiz Saddam Hüseyin!"

Abbas GÜÇLÜ
22 yıl sonra bir gün

Mehmet Y. YILMAZ
Tilkinin kuyruğundaki kızıllık...

Hasan PULUR
Bağdat şehri Dicle'nin akrebi...

Derya SAZAK
Yeni ortaçağ

Meral TAMER
AKP de CHP de Cem Uzan'a çalışıyor!

Ece TEMELKURAN
Haberci Çocuk Cinayetleri(*)

Tamer HEPER
İki yol da işinizi görür

Osman ULAGAY
Brezilya'da Lula'dan AKP'ye akıl dersi

Güngör URAS
"Biz bu borcu öderiz Abicim..."

Serpil YILMAZ
"Nejat Basmacı Yasası" değişir mi?