|


Saddam'ın ardından
Bir diktatör daha gitti. Irak'taki gelişmelere bölgeden bakanlar arasında, Baas rejiminin çökmesini, "felaketin başlangıcı" gibi görenler var. ABD ve Britanya'nın askeri hedeflerine ulaşmasına derin bir öfke duyanlar, Irak askerlerinin Saddam için savaşmamasına şaşıranlar, Bağdat halkının "emperyalizme karşı destansı bir direniş" göstermek yerine, Saddam'ın heykellerinin üzerinde tepinip saraylarını talan etmesine içerleyenler var. Sokaklardaki anarşi görüntülerine bakıp "Saddam varken yağma mı vardı" diye hayıflananlar var. Irak'ın bundan böyle düzene artık kavuşamayacağını, iç barışını asla sağlayamayacağını, Irak halkının demokrasiyi zaten hiç beceremeyeceğini söyleyenler var. Haritasını,1915'te ingilizler'in çizdiği ülkenin, bundan böyle bir "Amerikan kolonisi" olacağından kuşku duymayanlar var.
Lübnan kökenli ABD'li arkadaşım Samir Nasif, iki gün önce Georgetown Üniversitesi'nde, Irak'taki gelişmeler konusunda Arap medyası ve akademi dünyasında yapılan ilk yorumlar üzerine bir tez yazma önerisini ortaya atarken, Türkiye'de de kolayca gözleyebildiğimiz bu tepkileri sıraladı. Ardından "Çoğu kişinin söyleyemediği çok temel bir şey var" dedi Samir, "'Bir diktatör daha gitti' diyemiyorlar. Bunun Irak halkı için de, kendileri için de çok daha iyi bir geleceğin başlangıcı olabileceğini söylemiyorlar."
***
Baas rejiminin Bağdat'ta çökmesinden bir gün önce, Washington'da, Irak'a yakın ülkelerden bir dizi gazeteciyle sohbet toplantısı yapan bir ABD'li yetkili, adı saklı kalmak koşuluyla yaptığı değerlendirmelerde, bir cümleyi tekrar tekrar söyleme gereksinimi duydu: "Yeni Irak'tan korkulmasın." Irak'ın komşularına, ama komşu yöneticilerden ziyade, komşu halklara bir mesajdı bu.
Yetkili, tek tek bazı ülkelerde yönetimlerin tavrından söz ederken, her ne kadar Irak'taki adaşı ile "düşman kardeşler" sayılabilecek bir geçmişe sahip olsa da, Suriye'de de bir Baas rejimi olduğunu hatırlattı ve "Şimdi Şam'daki liderler, kendi geleceklerinin ne olacağını sorguluyor olabilirler" dedi.
Bu sözlerin, "Irak'tan sonra sıra Suriye'de" anlamı taşıyıp taşımadığını sorduğumuzda, yetkiliden, "Irak'a karşı askeri harekat çok özgün koşullarda, BM kararlarını 12 yıl boyunca ihlal edip kendisine tanınan son fırsatı da değerlendirmeyen bir rejime karşı yapıldı. Suriye ile Irak aynı konumda değil" yanıtını aldık.
Ancak yetkili, Saddam'ın çöküşünün bölgedeki bütün otokrasiler için bir mesaj taşıdığını da söylemekten geri durmadı. Suriye'deki Baas liderlerinin, "demokratik, müreffeh bir Irak halkı" ile komşu olmaya nasıl ayak uydurabileceklerinin, iran'daki İslam rejiminin, Irak Şiileri'nin daha ılımlı bir çekim merkezi oluşturmasına nasıl karşılık vereceklerinin "zaman içinde" görüleceğini aktarınca, yetkiliye bu kez, "Irak konusunda ya çizdiğiniz iyimser tablo oluşmazsa, 'Saddam'dan sonra tufan' başlarsa" diye sorduk. Yanıtı, kendisine güvenliydi: "En kötüsü, Saddam ile birlikte bitecek. Irak halkı, bazılarının iddiasının aksine, demokrasiye muktedir olduğunu dünyaya gösterecek."
Yetkili, "Yeni Irak'tan korkmayın" derken Ankara'ya da getirdi sözü. "Demokratik" Türkiye'nin, Irak'taki değişime en fazla sevinmesi gereken ülkelerden biri olduğunu savundu. Dedi ki, "Yeni Irak ile en fazla ticareti Türkiye yapacak. Artık komşularını tehdit eden, Türkiye'ye karşı teröre destek veren, sürekli istikrarsızlık kaynağı bir Irak rejimi olmayacak güneyinizde."
Sonra Kürt meselesi açıldı. Yetkiliye göre, "Türkiye'nin güneyindeki Kürtler'in haklarından korkması için bir neden olmamalı" idi. şöyle devam etti: "Irak Kürtleri'nin, ülkenin toprak bütünlüğü dahilinde, diğer bütün etnik gruplar gibi Bağdat yönetiminde söz sahibi olmalarını, Irak'ın ulusal gelirlerinden eşit pay almalarını istiyoruz. Türkiye, gündemindeki demokratik ve ekonomik reformları hayata geçirmeyi sürdürürse, Türkiye halkı da, Kürt kökenli Türk vatandaşları da, daha mutlu, daha müreffeh yaşayacak. Ankara'nın, Irak Kürtleri'nin 'emsal' olmasından çekinmesine gerek kalmayacak."
***
Bağdat'ın, Kerkük'ün, Musul'un Baas rejiminden kurtulması ardından, Arap ve Müslüman ülkelerden bir grup gazeteci için, bu kez kameralara açık bir brifing düzenlendi Washington'da.
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, bu brifingde Kerkük'ün geleceği ile ilgili bir sorumuzu yanıtlarken, Türkiye'nin Kuzey Irak'la ilgili kaygılarının "çok meşru" olduğunu, zira bölgede barınak bulan teröristlerin 1990'larda binlerce kişiyi öldürdüğünü vurguladıktan sonra, PKK terörü ile mücadelede, Türkiye'ye sadece ABD'nin değil, iki Kürt partisi, KYB ve KDP'nin de "muazzam yardım ettiğini" söyledi.
Wolfowitz, Saddam rejiminin etnik temizlik hareketine hem Kürtler'in, hem Türkmenler'in hedef olduğunu, onların evlerinden atılıp yerlerine Araplar'ın yerleştirildiğini de hatırlattı ve bu kişilerin, "kaba kuvvet" yerine "düzenli bir hukuki süreç" izlenerek, zaman içinde evlerine dönmelerinin sağlanacağını söyledi.
***
Geçen hafta tanık olduğum üç diyaloğu aktardım sizlere. şimdi sondan başa giderek sorularla bitiriyorum:
Kerkük'teki Kürt nüfusunun artmasını istemeyen, Kürt partilerinin bölgedeki "tapu kayıtlarını yağmalayıp yok ederek" haksız yere hak iddiasında bulunacaklarını düşünen Ankara, Wolfowitz'in açıklamalarına nasıl bakıyor? Yeni Irak oluşurken, Türkiye'nin de, KYB ve KDP ile, yeni ve güven temelinde bir ilişki kurması mümkün mü?
Washington'da, "Türkiye'deki Kürt kökenli nüfusun, Irak'ın Kürtleri'ne öykünmeye başlamaması için, Ankara'nın demokrasisini ve ekonomisini hızla adam etmesinin gerekeceği" konuşulurken, Türk devleti ne düşünüyor?
Saddam'ın gitmesinin, Irak halkı için de, Türkiye için de çok daha iyi bir geleceğin başlangıcı olabileceğine inanan kaç kişi var Ankara'da?
Bu soruların yanıtları, Türk - Amerikan ilişkilerinin geleceğini de etkileyecek.
ycongar@erols.com
|
|

|