14 Nisan 2003 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Ekonomi yönetiminin oluşumu

     Hazine Müsteşarlığı bugünlerde Washington'da iç borçların nasıl düşürüleceği konusunda açıklamalar yapıyor. Güngör Uras dünkü yazısında Hazine'nin yabancılara ne anlattığına değinmiş. Kısaca, Hazine eskiden olduğu gibi ekonomiden ve üretimden hiç bahsetmeden iç borçları nasıl ödemek istediğini anlatıp duruyor; havanda su dövüyor.
     Hazine bir ölçüde haklı. Çünkü, ekonomiyi o yönetmiyor. Ekonominin sadece bir bölümünden sorumlu. Hazine'ye, Merkez Bankası'na, Bankacılık Üst Kurulu'na ve Sermaye Piyasası Kurulu'na tek elden hakim olmadan ekonomi yönetilemez.
     Bu aşamada, Maliye'nin yetkileri sadece "vergi toplama" ile kısıtlanıp, istediği harcamayı yapma ve fasıllar arası aktarma yetkisinin kaldırılması lazım. Yani, harcamayı mutlaka Hazine tek elden yapmalı. Sermaye Piyasası Kurulu'nun da "Sermaye Piyasası Üst Kurulu"na dönüştürülüp, "piyasaların oluşturulması" için yeni yetki ve sorumluluklarla donatılması lazım.
     Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, Bankacılık Üst Kurulu ve Sermaye Piyasası Üst Kurulu tek bir ekonomi bakanına bağlanmalı veya ilgilendirilmeli. Ancak, ekonomi bakanı bu kurumları ikna etmek zorunda kalmaksızın, yönlendirebilmeli. Yani, ekonomi bakanı gerektiğinde Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, Bankacılık Üst Kurulu ve Sermaye Piyasası Üst Kurulu üzerinde yasalarla tanınan belli ölçüde yetki sahibi olmalı. Bu yetkiler, kurumların özerkliğini yok etmemeli. Özerklik de "her istediğini yapar" biçiminde algılanmamalı. Bu kurumların hiçbiri başbakana bağlanarak veya ilgilendirilerek ayrıcalık yaratılmamalı. Böylece, başbakan gerektiğinde ekonomi bakanından hesap sorup, diğer bakanlıklarla ekonomi arasındaki koordinasyonu sağlayabilmeli.
     Bu prensipler uygulandıktan sonra, istenirse ekonomi bakanı Maliye'den veya maliye bakanı, ekonomi bakanlığından sorumlu olabilir. Ama, prensiplerin konulması ve korunması çok önemli.
     Gelelim, "iç borç" sorununa. İç borçların azaltılması sadece üretimi artırmakla sağlanamaz. Siz, "çok yüksek reel faiz" verdikçe iç borçlar katlanır. Yani, üretimi ne kadar artırırsanız artırın, ormanların neresini satarsanız satın iç borçları ödeyemezsiniz. Yaptığınız şey, özelleştirme yaparak veya ormanları satarak elde ettiğiniz geliri devlete borç verene yani, rantiyeye vermektir. Zaten, bu "çok yüksek reel faiz" sorunu çözülmeden üretimi de artıramazsınız. Çünkü, yapılacak yatırımlardan elde edilecek gelir, hiçbir şey yapmadan Hazine'ye borç vermekle elde edilecek bedava gelirle yarışır. Sonunda, yatırım yapılmaz. Yatırım yapılmadığı için de üretim olmaz.
     Şu anda, "reel faiz" % 27 civarında. Merkez Bankası anketlerine göre, önümüzdeki bir yıl içinde enflasyonun % 30'un altına düşmesi bekleniyor. Yani, "reel faiz" aslında beklenen enflasyon kadar. Siz bu reel faizi verdikçe, enflasyonu dü - şü - re - mez - si - niz.
     "Çok yüksek reel faiz"i düşürme işi ise, para politikasını yönetenlerin işidir. Para politikasını ise sadece Merkez Bankası değil, iç borçları yönettiği için Hazine, bankacılık sistemini yönlendirdiği için Bankacılık Üst Kurulu ve piyasayı yönlendirdiği için kurulacak Sermaye Piyasası Üst Kurulu yönlendirir.
     İşte bu nedenle, bir ekonomi bakanlığı kurulmalı ve kuruluş yasası hazırlanırken Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, Bankacılık Üst Kurulu ve Sermaye Piyasası Üst Kurulu yasaları gözden geçirilmelidir.
     
     ytoruner@milliyet.com.tr
     







Taha AKYOL
Saddam'ın Babil imparatorluğu

Çetin ALTAN
Yüz binlerce güneşin doğduğu gezegenler

Fikret BİLA
Gül'ün kaygısı ve umudu

Yasemin CONGAR
Saddam'ın ardından

Hasan PULUR
İzmir'in körfezi Moda'nın tramvayı

Derya SAZAK
Kıbrıs üye, Türkiye ortak

Ece TEMELKURAN
Kafalar bir milyon!

Yaman TÖRÜNER
Ekonomi yönetiminin oluşumu

Osman ULAGAY
Savaşa karşı olmanın tam zamanı

Güngör URAS
Halkımız bonoyu sevdi