|
|


İspanya zil, şal ve gül müydü?
İspanya, Yahya Kemal’in dönemindeki gibi zil, şal, gül, mistisizim ve politik kavga dünyası değil, bizim tanımamız gereken bir yer
Fax: (0312) 427 20 64
İspanya yolunu buldu, tarihinin en düzgün asrını yaşıyor. Bu nedenle de Avrupa’nın iki senyörüne yani Fransa ve Almanya’ya onları takip etmeyeceğini; ayrı iktisadi çıkarları olduğunu göstermek istiyor. Irak Savaşı bu meydan okuma için uygun alan ve uygun zaman oldu. Doğrusu Avrupa’nın en köklü devlet ve diplomasi geleneğine sahip bu ülke durumu iyi değerlendirdi. Madara olan Fransa ve Almanya’ya katılmadı. Kendine göre kurnazca bir politika izledi. Sokaklarda protesto eden kalabalıklar şimdi medyada başka nutukları dinliyor. İspanya ise başkalarının kavgasından iktisadi çıkar sağlayacak. Teknoloji bilgisi ve sanayii ile Avrupa’da öne geçebileceğine inanıyor. Eğitim kurumlarının ise İngiltere’nin aksine pek parlak olmadığı söyleniyor. Yüksek tahsilin çöküşü Avrupa kıtasının genel hastalığı. Bu hastalıktan uzak durmamız lazım. İspanyol nüfusu da yaşlanıyor. Bizde sanıldığının aksine İspanya’nın etnik sorunları çözülmez boyutta değil; Basklar 1,5 milyon kadar, dünyaya açılımları, dil bilgileri İspanyollardan önde. Bask ülkesi, İspanya’nın eskiden beri sanayileşmiş kesimi. Geçen aralıkta Bask otonom bölgesi başkanını dinledim. "Saygın ve öncü bir kavmiz, kültürümüze ve haklarımıza saygı isteriz ama azınlık da çoğunlukla birlikte bir ülkeyi inşa etme görev ve mesuliyetine sahiptir" diyordu. Katalunyalılar da dünyaya açık, tüccar bir kavim. Aslında İspanya’nın Akdenizli kesimi Katalunlardır. Ayrılıkçılık hakim olmadığı gibi toplumsal sorumluluk duyguları var. Bu yüzden İspanya talihli bir ülke sayılır.
Avrupa Parlamentosu’ndaki İspanyol mebuslarının katıldığı ve Avrupa Parlamentosu Başkanvekili Vidal Quadras’ın yönettiği kapalı toplantıda; "İslam ve Türkiye’de İslam’ı" tartışıyoruz. İspanyollara has kibar bir üslup hakim. Ama İspanyol politikacıların ve tarihçi meslektaşlarımızın bence temel bir yanlışı var; insanlığın kurtuluşunu laiklikte görebiliriz veya aksini düşünebiliriz. Ama İslam’ı sadece bağnazlık, kendi dinini ise bir kültür çevresi ile tarif edip asri medeniyetin öncüsü olduğunuzu düşünürseniz ve yirminci yüzyıldaki refahınızı dininizin "esnekliğine!" bağlarsanız, tarihi realiteyi inkar etmiş olursunuz, kavga devam eder. İslam fundamentalist gruplar üreten bir din dediğiniz zaman, on tane Müslüman fundamentalist grubun bir Katolik Opus Dei örgütünün gücüne ve etkinliğine sahip olmadığını bilmeniz gerekir. Katolik toplumların seçkinlerini toplayan; Papalık ve milli hükümetler arasındaki bağları kendine göre yöneten böyle bir kuruluş İslam dünyasında henüz yok; kurulmasına ve gelişmesine biraz da boşuna çalışılıyor. Ortadaki Rabıtat’ul Alem’ul İslam gibileri ancak Opus Dei’nin güneşte kurutulmuşu olabilir. Dindar olsun ya da olmasın kimse kimliğinden fedakarlıkta bulunmak istemez, bulunmasın da zaten. Ama kendi dini kimliği ile övünüp öbürünün kimliğini aşağılamayı ve kendi dininde mistisizm ve akide diye yücelttiği unsurları öbürünün dininde tehlikeli yobazlık belirtileri diye yaftalamayı kimse kabul edemez. Bu şartlarda 11 Eylül havası da dağılamaz. İslam patriarkal bir din dendi. Hangi semavi din bugünün çağdaş denen niteliklerine sahip? Bunların hepsi bir laf salatasıdır. Yirminci yüzyılın muğlak kavramlarıyla 2 bin yıllık inançları değerlendirmek ne kadar sağlıklı sonuç verir? Engizisyon mahkemeleri çoktan kalktı ama mütekebbir bir akide insanların zihninde yaşıyor ve herkes birbirini itham ediyor.
Fakat İspanyollar için Türkiye sempatik ve kendine benzeyen bir ülke. Kafkaslardaki Gürcistan’da da Türkiye aynı imaja sahiptir. Akdeniz’in binlerce mil ucundaki bu ülke birçok orta ve Kuzey Avrupa ülkesinden daha yakın Türkiye’ye.... Kanlı bir iç harbin, acılı tarihin ürünü olan modern İspanya Ortega y Gasset’nin deyişiyle bu "Belkemiksiz ülke" bize ibret olmalı. Aynı akıbete uğramamak için bazı kurumlara ve ilkelere dikkat etmemiz lazım. Avrupa’daki siyasi ve hukuki konsüllerin değil; kendi toplumsal, tarihi mirasımızın gösterdiği yolu izlemeliyiz. Bu zorunluluğu da gene en çok İspanyollar anlıyor. İspanya, Yahya Kemal’in dönemindeki gibi zil, şal, gül, mistisizim, politik kavga dünyası değil. Belki artık özgünlüğünden kaybetmiş, yorgun bir tarihin nekahat devrini atlatmış, bizim tanımamız gereken bir yer.
|
|


|