|
|


Azerbaycan’dan bir Köroğlu destanı
Eşkıya yaratmaya toplumsal baş kaldırmanın en ilkel biçimi diyebiliriz. Baskıya, zulme ve yoksulluğa ilk baş kaldırma bu. Güçlülerin karşısına daha güçlü bir kişiyi, zorbaların önüne daha zorbayı çıkararak onlardan öç alma. Bu baş kaldırmanın yeni ve değişik bir düzen kurma diye köklü bir atılımı yok. Geleneksel düzeni, daha yaşanır, daha fukaradan yana, daha adil olarak görmek istiyor."
Bu sözler İlhan Başgöz’ün "Köroğlu Düzeni"nden. Memet Fuat, "Köroğlu" kitabına almış, ben de oradan aktarıyorum.
Köroğlu, çeşitli "rivayetölerden edindiğimiz bilgilere bakılırsa, bu tür bir halk kahramanıydı. Yeni bir düzen kurma amacı yoktu. En önemli işlevi halka umut vermek, onun geleceğe yönelik güzel düşler kurmasını sağlamaktı.
Çeşitli kaynaklar onun bir Celali reisi olduğunu belirtiyor.
Anadolu’da yaşamış ya da yaşadığı varsayılmış nice kahraman arasında ilk akla gelen ad Köroğlu’dur. Bunu sağlayan da onun dilden dile dolaşan şiirleri olmuştur.
O şiirleri yaratmasaydı, belki Köroğlu da ötekiler gibi geçmişin karanlığında yitip gidecekti.
***
Köroğlu’nu önce sinemada tanımıştım. İlkokul öğrencisiydim. Mümtaz Ener’in "Köroğlu"su doğrusu pek fazla etkilememişti beni. Takma bıyığıyla dansözler arasında kalça kıvıran Bolubeyi’ne ise o yaşımda bile kıkır kıkır gülmüş, "Bizim hamal Hüseyin bile bunu perişan eder" diye düşünmüştüm.
Ortaokul sıralarında şiirlerini okurken Köroğlu’nu daha bir ciddiye aldım. Ama yaşamıyla, serüvenleriyle ilgili bilgilerim son derece sınırlı kaldı. Onu Errol Flynn’in Robin Hood’unun "Türkçe sözlü"sü gibi gördüm.
Köroğlu’nu anlatan çeşitli rivayetler olduğunu öğrendim zamanla. Ama bir Antep rivayeti de olduğundan, Hüseyin Bayaz hoca elinde koca bir metinle beni Milliyet Yayınları’nda ziyarete gelinceye kadar habersizdim.
Yıllar önce (herhalde ben doğmamıştım bile) Antep kahvelerinde anlatılırmış Köroğlu’nun serüvenleri. Anlatanlardan biri çok ünlüymüş. Hüseyin Hoca o rivayetin peşine düşmüş. Anlatan adamın öldüğünü öğrenmiş. Oğlunu bulmuş. Babasından kalma yazılı bir metnin olup olmadığını sormuş.
"Yok" demiş oğlu. "Ama ben ezbere bilirim. Babam her akşam beni de kahve kahve dolaştırırdı."
Hüseyin hoca para verip yazdırmış rivayeti. Altı ay sonra yine gitmiş adamın oğluna. "Yazdığın defterleri yitirdim. Şu rivayeti bir daha yazar mısın?" demiş.
Yeni defterleri altı ay önceki defterlerle karşılaştırmış. Kelimesi kelimesine aynı. Adamın rivayeti gerçekten ezbere bildiğine inanmış.
O metni yayımlamıştık. Kitap kısa sürede tükendi. Yeni baskısı da yapılmadı. Dilerim, bir yayınevi ilgilenir, Köroğlu Antep Rivayeti yeniden günışığına çıkar.
***
Pertev Naili Boratav, Köroğlu’nu anlatan çeşitli rivayetler arasında dört metnin "tam" olduğunu ileri sürmüştü: Tobol rivayeti (sadece altı sayfa), Özbek rivayeti, İstanbul rivayeti ve Azeri rivayeti.
Bu rivayetlerden en uzunu, en kapsamlısı Azeri rivayeti. Polonya asıllı araştırmacı Alexandre Chodzko, 1934’te bu rivayeti Aşık Sadık Biz ağzından Mahmud Han Dünbüli Serhun ile Katip Mirza Abdülvehhab’a yazdırmış, sonra da İngilizceye çevirip 1942’de yayımlamış. Aslı Paris’te, Ulusal Kitaplık’ta bulunan yapıt, Prof. Ferhat Gulamoğlu Ferhadov tarafından yeniden düzenlenip 1975’te Bakü’de yayımlanmış.
Kitap İsa Öztürk’ün özenli çabasıyla dilimize de kazandırıldı. Geçen hafta "Köroğlu Destanı" adıyla yayımlandı (Desenler: Mehmet Ulusel; Adam Yayınları).
***
Köroğlu destanı Anadolu’nun her yöresinde, daha çok Doğu Anadolu’da söylenmiştir. İsa Öztürk’ün belirttiğine göre, doğum yeri Güney Azerbaycan, yaygın anlatım alanı ise tüm Azerbaycan’dır.
Kitabı okuyunca bu yargının doğruluğuna inanıyorsunuz. Azeri rivayeti, Köroğlu’nun gençliğinden kocalığına kadar bütün yaşamını kapsayan, serüvenlerini ayrıntılarıyla anlatan, her biri uzun bir öykü niteliğinde 17 bölümden oluşuyor. İçinde 206 da türkü yer alıyor.
Yaklaşık 500 sayfalık kitap (elbette İsa Öztürk’ün de katkısıyla) bir çırpıda, rahatça okunuyor. Uzun betimlemelere, "karakter tahlilleri"ne, gereksiz ayrıntılara yer verilmemiş çünkü. Bir "aksiyon filmi" gibi olaylar peş peşe sıralanıyor. Anlatımın sevimliliği de o rahatlığı renklendiriyor: "Akşam düğün eğlencesi başladı. Düğün sahibi zengin bir adamdı. Türkmenin adlı sanlı yiğitleri, aksakal, karasakalları, kızları, gelinleri, pepe diyenden meme diyene hepsi düğüne gelmişti."
Köroğlu denildiğinde aklıma gelenler, cenk, kelle uçurma, kan, haraç, talan gibi şeylerdi. Azeri rivayetini okuyunca yeniden değerlendirdim onu, yüreğinde şahinlerle güvercinlerin yan yana uçuştuğunu gördüm.
|
|


|