15 Nisan 2003 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Org.Özkök, olaylara farklı bakıyor

     Türk Silahlı Kuvvetleri ( TSK) Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 1 inci Başkanlığa geldiği günden bu yana, kendinden önceki dönemlerden, özellikle Kıvrıkoğlu'ndan çok farklı bir yaklaşımla karşımıza çıkıyor.
     Medya'da fazla görünmüyor. Gerekmedikçe konuşmuyor ve karargahının konuşmasını da istemiyor. Tezkere öncesinde , Milliyet Gazetesinde Fikret Bila'ya bir komutanın "asker rahatsız" demeci vermesi üzerine " TSK adına sadece ben konuşurum" tepkisi, bu yaklaşımın en belirgin işaretiydi. Tezkerenin reddinden sonraki konuşması, birçok çevrede "geç kaldı" diye eleştirilmesine rağmen, ben bu zamanlamayı Org. Özkök'ün gelen yaklaşımının bir yansıması, yani siyasilerin kendi sorumluluklarını almaları, başları sıkışınca "askerin arkasına saklanmamaları" anlayışının bir başka işareti diye yorumlanabilir. Nitekim, geçen hafta sonu TBMM Milli Savunma Komisyonu üyelerine "siyasi kararı alın, bir de üzerimize düşen görevi yaparız" demesi, bu genel yaklaşımını gösteriyor.
     
     KIBRIS, IRAK VE ABD İLİŞKİLERE BAKIŞI
     Kıbrıs konusunda da, Cumhurbaşkanı veya diğer bazı komutanların aksine, Annan planının sakıncalarını görmesine, bunları dillendirmesine rağmen, (Doruk toplantılarına katılıp Genelkurmay Başkanını dinleyen kişilere göre) hiçbir zaman katı ve kesin bir tutum almamış , "kötünün iyisi" gibi değerlendirmiş ve esnek bir yaklaşım sergileyerek, kararı siyasilere bırakmayı tercih etmiştir.
     Kuzey Irak ve ABD ile ilişkilerde de, yine konuşmalarına tanıklık eden bazı diplomat ve siyasilerin bana anlattıklarına göre, Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarına ve stratejik konumuna çok daha fazla dikkat eden bir yaklaşım benimsemiştir. Kuzey Irak' ta atacağımız her adımın ülkemizdeki Kürt sorununa yansımaları olacağını görmüş ve adımlarını buna göre atmaya çalışmıştır.
     Her asker gibi laiklik ve Cumhuriyet'in temel ilkeleri konularında son derece duyarlı olmasına rağmen, örneğin AKP'nin her görüldüğü yerde ezilmesi ve her yaklaşımına tepki gösterilmesi gerektiğine inanmıyormuş izlenimini vermektedir. Bu ilkeler çerçevesinde kaldığı sürece, AKP' nin gözetimde tutulması ve "gerektiğinde " tepki gösterilmesini, sorunların kavga, dayatma ve tehditle değil, uzlaşı ve akılcı yaklaşımlarla çözümlenmesini tercih ediyormuş görünümü vermektedir .
     Özkök' ün kullandığı anahtar cümle de şu: Siyasi kararı alın, biz de gerekeni yapalım.
     Bu demek değildir ki, TSK'nın kırmızı çizgileri yoktur. Bu demek değildir ki, ülkenin çıkarlarına ters düşen kararlar uygulanır.
     Genelde siyasetçilerimiz kararsız davranıp boşluk yarattıkça, bu boşluğun asker tarafından doldurulmasına zaman zaman göz yummuşlar, hatta teşvik dahi etmişlerdir. Ardından da "ne yapalım, asker istemedi "deyip sorumluluktan kurtulmaya çalışmışlardır.
     Siyasetin temel kuralıdır: Boşluk bırakırsanız, mutlaka birileri doldurur.
     Yanılabilirim ancak benim izlenimim, Org. Özkök siyasilerin kendi sorumluluklarını bilmelerini, üslerine düşen kararları almalarını, TSK' nın da kendi sorumluluğunu yerine getirmesini, yani sistemin giderek normale dönmesini istediği şeklindedir.
     2004 Türkiye için, Avrupa Birliği yılı olacaktır.
     Adeta Org. Özkök, Türkiye' nin AB yolundaki mayınları temizlemeye çalışıyormuş gibi görünüyor.
     
      * * *
     
AB' de KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK
     Bugün, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki randevu son derece önemli.
     Lüksemburg'da, AB dönem başkanı Yunan dışişleri Bakanı Papandreu ile Abdullah Gül arasında " ortaklık konseyi" düzeyinde yapılacak.
     Bu toplantının çok sembolik bir yanı var.
     Yarın Atina'da Türkiye'nin de davetli olduğu, AB'nin belki de son Genişleme Doruğu yapılacak. Katılacak 10 ülke ile anlaşma imzalanacak, geriye kalanlara da sözler verilecek.
     Türkiye listenin en sonunda yer alıyor ve hala çok kesin bir sözü alabilmiş de değil. Daha da önemlisi, Rumlar AB'nin gözünde, Kıbrıs'ın tamamını temsil ederek tam üye olacaklar. Türkiye ise resmen tanımadığı Kıbrıs Rum hükümetiyle ilişki kurmaya zorlanacak veya AB ile ilişkilerinde sıkışacak. Nitekim siyasi açıdan o resmin içinde görünmemek için Tayyip Erdoğan Atina' ya kendi yerine Gül'ü yolluyor.
     Aslında hiçbir şey değişmeyecek. Korkunun ecele faydası olmadığı gibi, Türkiye de bir gün AB ile Kıbrıs arasında bir tercih yapmak zorunda kalacak. Ancak politikacılar günlük yaşadıklarından dolayı, Erdoğan, yerine Gül' ü göndererek son kararı ( ecel gününü ) biraz daha ertelemeyi tercih ediyor.
     Doruk öncesindeki Ortaklık Konseyi, işte bütün bu nedenlerle, Türkiye' yi 2004 yılında nelerin bekleyeceğini ortaya çıkaracak. Konsey toplantısı sonunda yapılacak basın açıklamaları, Türkiye' nin AB gözündeki yerini ortaya koyacak.
     
     2 İNCİ KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ ÇOK MUĞLAK
     AB Komisyonu'nun yayınladığı Türkiye 2 inci Katılım Ortaklığı Belgesi, ülkemizin konumu açısından hiçbir netlik taşımıyor.
     Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlayabilmesi için tamamlaması gereken eksiklikler, belgeye son derece ayrıntılı biçimde - bizim istediğimiz gibi- konmuş. Ancak en önemli unsur yok. Yani, belgedeki eksikler tamamlandıktan sonra , tam üyelik müzakerelerinin hemen başlayıp başlamayacağı, açıkça yazılmamış. İşin ucu açık bırakılmış.
     Lüksemburg Ortaklık Konseyi işte bu konuda net bir şey söylemeli.
     Bir de Kıbrıs var.
     Türkiye Annan planı trenini kaçırdıktan sonra, şimdi "aman kapılar kapanmasın" telaşında. Belki bu konuda da AB'den birkaç kelime koparılabilir.
     Allahım ne günlere kaldık…
     
     
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )     
     
     mabirand@e-kolay.net
     







Taha AKYOL
Barzani doğru söylüyor

Melih AŞIK
Talihsiz Irak...

Fikret BİLA
Türkmenlerin korkusu

Hasan CEMAL
Atina'da yarın bir tören var!

Güneri CIVAOĞLU
Kuzu postu

Can DÜNDAR
Meczup

Abbas GÜÇLÜ
YÖK yasası rafa mı kaldırıldı?

Hurşit GÜNEŞ
İnternet Haftası kutlu olsun!

Sami KOHEN
'Kırmızı çizgiler' tartışması

Derya SAZAK
Savaşın teolojik boyutu

Meral TAMER
Katliamın 23 günlük maliyeti

Güngör URAS
"Tekel'i babalar gibi satarız!.."

Serpil YILMAZ
"Öteki Türkiye" modelini arıyor

M. Ali BİRAND
Org.Özkök, olaylara farklı bakıyor