|


"Yürü yavrum yürüüü, yürüteyim seni"...
Debreli Hasan'a sormuşlar:
- Ankara'nın ABD ile olan ilişkileri hakkında, içeride sürüp giden tartışmaları nasıl değerlendiriyorsun?
Debreli Hasan:
- Eski Rumeli'de "Deli Dılaca" hikayeleri vardır, ona benziyor, demiş.
Ve bir tanesini anlatmaya başlamış:
- Deli Dılaca, genç bir kızdır. Evlenme çağındadır. Bir gün Deli Dılaca'nın evine görücüler gelir:
"- Kızım annen evde yok mu", diye sorarlar.
Deli Dılaca da:
"- Yok, der, komşuya kavgaya gitti."
"- Neden kavgaya gitti ki komşuya?"
"- Komşu, benim kuyularının içine sıçtığımı iddia ediyor; annem de 'kuyunun içine sıçmadı, kıyısına sıçtı, sonradan ayağıyla itti içine' diye iddia ediyor. Saç saça baş başa dövüşüyorlar şimdi..."
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Başkan Bush, Irak'ı elektrikli sandalyeye oturttu öyle değil mi?
Hoca:
- Öyle görünüyor ama, biliyorsunuz Irak'ta elektrikler kesik, demiş. Onun için elektrikli sandalyede infaz, mumla gerçekleştiriliyor sanırım...
***
Bekri Mustafa TV kanallarından birinde, Türkiye'deki "iktidar - muhalefet" ilişkilerini anlatıyormuş:
- Delinin biri, diyormuş, ters tuttuğu bir çiviyi, sivri tarafına vurarak çakmaya çalışıyormuş duvara. Yanına gelen bir başka deli de:
"- Ulan diyormuş, ne kafasız adamsın sen. Görmüyor musun bu çivi, bu duvarın değil, tam karşısındaki duvarın..."
***
Bektaşi, pek yaygın olan "açık oturum"lardan birinde, "politika"nın ne olup, ne olmadığını anlatıyormuş:
- Örneğin diyormuş, politikaya sıvandığın yerde şöyle kafadan bir hesap yaparsın; ev sahiplerinin sayısı mı daha çok, yoksa kiracıların mı, diye. Ev sahiplerinin sayısı daha çoksa, "kiraların artırılması, milli çıkarlarımız için şarttır. Kiralar artırıldığı zaman, devlete ödenen vergiler de artar. Vergiler arttığı zaman, devlet yatırımları artar. Yatırımlar arttığı zaman, işsizlere çalışma olanakları artar. Çalışma olanakları artınca, ülkede refah artar" diye söylersin nutkunu.
Baba erenlere sormuşlar:
- Ya peki kiracıların sayısı daha çoksa?
- O zaman da "kiraların düşürülmesi milli çıkarlarımız için şarttır" dersin. "Kiralar düşürülünce, evi barkı olmayanların alım gücü yükselir. Alım gücü yükselince piyasada hareketlenme yükselir. Piyasada hareketlenme yükselince, üretim yükselir. Üretim yükselince, devlete ödenen vergiler yükselir. Vergiler yükselince, devletin yapacağı yatırımlar yükselir. Yatırımlar yükselince, işsizlerin çalışma olanakları yükselir. Çalışma olanakları yükselince, ülkede refah yükselir"...
- Peki, Baba erenler, kısaca söylesene ne anlama gelmektedir "milli çıkar" edebiyatı?
- Kıçımın çıkarı anlamına gelmektedir. Malum ya, politikada en önemli amaç ya oturduğun koltuğu kaybetmemek, ya bir koltuğa çıkıp oturmaktır. Bu temel amaç için söylenen nutuklar, "milli çıkarlar" için söyleniyormuş gibi gösterilir. Politika, kitlelere atacağın kazığı, latilokum gibi gösterebilme şarlatanlığıdır.
***
Borazan Tevfik:
- Eskiden diyordu, savaşlar çok daha karlıydı. Savaşanlarda atılan her bombayla, sıkılan her kurşun sonucunda ölenler; silahçılara büyük paralar sağlıyordu. Şimdiyse modern teknolojilerin artan üretimi yüzünden, eski hesap bozuldu. Şimdi öldürdüğün her kişi, silahçıya yine kar sağlıyor ama; bu kez de araba, cep telefonu, bilgisayar vs. üretenler için bir müşteri eksiliyor.
Borazan Tevfik'e sorular yağmaya başladı:
- Vatanları için ölenler, aslında silahçılar para kazansın diye mi, öldüler...
- Yok hayır, aynı zamanda iktidardaki politikacıların egemenliği de yıkılmasın, diye öldüler.
- Hey Borazan Tevfik buraya bak; yoksa sen vatanları için ölenlerin, birtakım sinsi hesaplar yaparak yaşayanların "zafer" demeçleri vermeleri için mi öldüklerini söylüyorsun?
Borazan Tevfik şöyle bir yutkundu:
- Sen o soruyu git, bulabilirsen Saddam'a, yahut Bush'a sor, demek istedi.
Sonra vazgeçti ve var gücüyle bağırmaya başladı:
- Yaşasın vatan, yaşasın vatanın milletin bölünmez bütünlüğü, yaşasın vatan için ölenler, yaşasın Galiçya şehitleri, yaşasın Sarıkamış şehitleri, yaşasın Kore şehitleri...
Ve alkışlandı, alkışlandı, alkışlandı...
Vatan ancak bu kadar sevilebilirdi.
***
Tayyip Bey'in de durumunu netleştirmek için, yine ünlü bir deli fıkrasıyla bitirelim yazıyı:
Bir akıl hastanesine yeni bir başhekim atanmış. Başhekim hastaneyi gezip gözden geçirirken, bir kapının önünde eğilmiş, anahtar deliğinden içeriye bakan bir deliye rastlamış. Neye baktığını anlamak için, deliyi itip gözünü anahtar deliğine uydurmuş.
Kenara itilen deli:
- İlahi doktor, demiş, ben tam yirmi yıldır bakıyorum da bir şeycik göremedim; sen hemen bir dakika bakmakla ne görebileceksin ki sanki?
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|