|


100 bin konut, kimlerin olamayacak?
Bugün köşemin büyük bölümünü, adını benden bile gizleyen bir okuruma bırakıyorum. Yoksullaşan Türkiye'mizin milyonlarca ailesinden ikisini anlatıyor. Henüz aynı eve taşınıp büyük aile olmamışlar, ama bu gidişle o da yakındır. Yoksulluğun ve yolsuzluğun üzerine gideceği vaadiyle vatandaştan oy alan AKP'ye duyurulur:
"Sevgili Meral Hanım, hükümetin 100 bin konut projesiyle ilgili 29 Nisan tarihli yazınızı okudum. Hani şu gerçek ihtiyaç sahiplerinin alamayacağına kalıbınızı bastığınız yazı!
Bırakın konut almayı, size nasıl geçindiğimi, üstelik devlete 30 yıl hizmet etmiş babamın nasıl geçindiğini anlatayım. Babamdan başlayayım:
Kendisi devletten emekli. Aldığı maaşı söylemeye gerek yok. Annem ev kadını. Aldıkları emekli maaşına üç kuruş katkıda bulunabilmek için 70 yaşında çocuk bakıyor. Üstelik ayda 30 milyon gibi bir rakama.
Bu yaşta kendisine reva görülen, ev işlerinin yanı sıra sabahtan akşama çocuk ağlaması. Gözleri gördüğü sürece dantel yapardı, şimdi o da yok. Babam karşı çıksa da çocuk bakmaya devam ediyor. 'Erkeğim bu yaşta çalışıyorsa ben de durmam' diyor.
Babamsa her sabah oturdukları yerden yaklaşık 30 km öteye Asya'dan Avrupa yakasına, bir ilkokulun kapısı önünde kalem - defter - silgi satmaya gidiyor. Günde kaç lira için biliyor musunuz? Sıkı durun. Her sabah erkenden gidip akşama geldiğinde cebinde net 5 milyon varsa kendini şanslı sayıyor. Üstelik sabah kahvaltıyla ve belki öğlen bir simitle idare ederek...
Annem babam onurlu insanlar. Kendilerine 'Usulden boşanın. Dedemin maaşını alın' dediğimde annem 'Kurtuluş Savaşı gazisi babamın kemiklerini sızlatmam' diyor. Ama o yaşında evin çamaşırlarını hâlâ merdaneli makinada yıkarken sızlayan ellerini ve ayaklarını bir kenara bırakıyor.
Biliyorum ki, evlerine aylardır, bir zamanlar çok sevdikleri ve küçükken mutfağımızdan eksik olmayan malum kahvaltılıklardan zeytin ve yağsız peynirden başkası girmiyor.
Yıllardan beri bu ülkenin bütün emeklileri gibi, hayatlarında sinema - tiyatro yok. Halbuki birlikte defalarca seyrettikleri Dr.Jivago, Raj Kapor, Casablanca ve diğerlerinin öykülerini ne güzel de anlatırlardı...
Harcayacak paran yoksa, fiş bulamazsan vergi iadesi de alamazsın.
Elektrik - su - gaz vs. gibi faturalar da geçerli olmadığı için, vergi iadesi de alamıyorlar. Bazı emeklilerin yaptığı gibi sahte fiş fatura ya da boş zarf da kullanmıyorlar.
Beni merak ettiniz değil mi? Üniversite mezunuyum. İşsizim. Eşim bilgisayar programcılığı ve iktisat mezunu, yani 2 üniversite bitirdi. İşsiz evde oturuyor, çocuk büyütüyor. Ben hafta sonları bazen şoförlük yapıyorum, bazen ev için balık tutuyorum. Hiç değilse bedavadan yemek çıkıyor. Hafta içinde de bir şeyler bulup satıyorum. Hepsi bu kadar. Hoşçakalın."
Şakayı kim başlattı? Dün sabah gazeteye gelip de bilgisayarımı açtığımda, (kendisine gelen ilginç e - postalardan beni de mahrum etmeyen) sevgili Hülya Gürcan'ın gönderdiği aşağıdaki fıkrayı buldum. Okuyunca yüzümü bir gülümseme kaplayıverdi. Güncel olaylar ya da Türkiye'nin dört bir yanını sarmış haddini bilmezlerle bir alaka falan kurmadan!, sadece "belki sizi de gülümsetir" diye aktarıyorum:
"Adamın biri iş başvurusunda bulunmuş. Görüşmeye çağırmışlar. Görüşme sonuna doğru ortalama bir tip olduğu anlaşılan adama şirket yöneticisi sormuş:
"Peki beklentilerin ne? Seni ne tatmin eder?"
Adam saymaya başlamış:
"Öncelikli olarak bir araba istiyorum. Ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla, onu da şirketin karşılaması iyi olur. Maaş olarak da 3000 dolardan aşağı alamam."
Şirket yöneticisi adam sözlerini bitirdikten sonra "Biz sana son model bir Cherokee ve Tarabya'da bir villa vereceğiz. Ayrıca bizim bu pozisyon için planladığımız maaş 6000 dolardır," demiş.
Bizim elemanın gözleri fırlamış:
"Şaka yapıyorsunuz!"
Şirket yöneticisi yapıştırmış cevabı:
"Önce siz başlattınız..."
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|