|


MGK'da AB'ye zaman kalmamış (!)
Demokrasimizle övünüyoruz, oysa gerçek demokrasiyi bir türlü içimize sindirmiş değiliz.
Halkın seçtikleri insanlar, önceliklerini şaşırıyorlar ve toplumun önemli bir bölümünü oluşturan Laik kesimlerde kuşku ve kaygı yaratacak, gereksiz adımlar atıyorlar. Gerilimi attırıyorlar. Ülkedeki gerilimleri bilmiyormuş gibi hareket ediyorlar. Kıbrıs'ta çözüme gitme cesaretini gösteremiyorlar, AB'ye tam üyeliğin, ülkeyi düzlüğe çıkaracağını hala göremiyorlar. Ekonomiyi rayına sokacak cesur adımlar atamıyorlar, ardından Türban gibi önceliği en sonlarda bulunan bir konuyla gündeme geliyorlar.
Laikler de (ben dahil), Sivil Toplum Örgütlerini hareketlendirip, gerektiğinde sokaklara dökülüp haklarına sahip çıkacaklarına, "seçilmişleri , atanmışlara" şikayet ediyorlar.
Kimse gerçek rolünü oynamıyor. Herkes kendi işini bırakmış, diğerinin işine karışıyor.
Son MGK toplantısının perde arkası işte bu...
Asker, Cumhuriyet'in Kırmızı Çizgilerini tekrar hatırlattı, duyarlığını gösterdi. AKP'de hak verdi ve dikkatli davranacağını söyledi.
Şimdi, karşılıklı döneme dönemine giriliyor. Birbirimizi gözleyeceğiz. İlerde yeniden MGK'da buluşacağız. (!)
AB'YE ZAMAN YOK MUYDU?
Gazete haberlerini okurken, dikkatimi çekti.
MGK, Kıbrıs'ı , Irak'ı ve AKP'nin tutumuna o kadar çok zaman harcamış ki, 7.5 saat sonunda, gündemde olmasına rağmen AB'yi görüşememiş.
Yazıklar olsun...
Türkiye'nin önündeki en büyük uygarlık projesine zaman ayrılamamış. Hemde, son derece az bir süre ve yapılacak çok şey olmasına rağmen, AB konusu ele alınamamış.(!)
Unutuyoruz galiba... Türkiye'yi irticadan, bölücü akımlardan ve 3 üncü lige düşmekten, uzun vadede askerin sopası kurtaramaz.
Bir gün gelir, asker korkusu caydırıcılığını kaybeder. Oysa bu ülkeyi uzun vadede, Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkas ülkelerinin çok ötesine götürebilecek, irtica ve bölünme tehlikelerini yok edebilecek tek proje AB'ye tam üyeliktir.
Siz yine de kavga edin...
Kısır çekişmeleri sürdürün...
AB'ye de zaman ayırmayın...
Ancak unutmayın ki, çocuklarınız ve torunlarınız bunun hesabını sizlerden soracaklardır.
* * *
KIBRIS'TA PANDORA KUTUSU AÇILDI... Sizleri bilemem, ancak ben hayretler içindeyim.
Kıbrıs'taki gelişmeler öylesine başdöndürücü bir şekil aldı ki, kendi kendime "nereye gidiyoruz?" demeye başladım.
Hemen söyleyeyim, bu gidişi ben büyük bir keyifle izliyorum. "Ey dostlar bugüne kadar nerelerdeydiniz? Neden bu kadar beklediniz?" demekten kendimi alamıyorum.
İlk büyük adımı Türk tarafı attı.
Rauf Denktaş, eski katı tutumunu nasıl bıraktı da, böylesine önemli bir adım atabildi hala anlayabilmiş değilim. Hatta hala konuşmalarında öylesine sert ki, duvarı yıkan Denktaş ile bu konuşmaları yapan Denktaş'ın aynı kişiler olup olmadığından dahi kuşku duyuyorum.(!)
Ne olursa, kim olursa olsun önemli değil. Yapılanlar son derece doğru.
Şimdi de Rumlar hareketlendiler.
Haberleşmedeki kısıtlamalar kaldırılacak.
Bunun ne kadar önemli olduğunu, ancak Kıbrıs'ın Türk ve Rum bölgelerine gidip gelenler anlar. 100 metre mesafedeki iki insan (Biri Rum, diğeri Türk bölgesindeyseler) birbirleriyle telefonla görüşemezlerdi. Rum bölgesi bütün dünya ile konuşabilir, herkes arayabilir, ancak ne Türkiye ne de KKTC'den aranabilirdi. Bu çağdışı yaklaşım artık bitiyor.
Türk mallarına uygulanan ticari ambargonun bir bölümü de kaldırılıyor. Türk ürünleri içerde serbestçe dolaşabilecek. Ancak KKTC'ye yönelik dış ambargo hala yürürlükte. Yakında bu da kalkacak, daha doğrusu kaldırılmak zorunda kalınacak.
TARAFLAR NE YAPMAK İSTİYORLAR?
Gelişmeleri üç şekilde yorumlayabilirsiniz:
1. KÖTÜMSER
Özellikle Rumların son kararlarını "ard düşünceli, göz boyamaya yönelik ve KKTC'yi yutmak için hazırlanmış, sinsice uygulamaya koyulmuş bir plan" olarak niteleyebilirsiniz.
KKTC'de ve Güney'deki bazı çevreler, karşılıklı atılan adımlara abartılı bir kuşkuyla bakabilirler. Bu yaklaşımların büyük bir tuzak teşkil ettiğini ve direnilmesi gerektiğini söyleyebilirler.
2. İYİMSER:
Artık bıkkınlık veren, politik hesapları bir yana bırakırsanız, hem Türk hem de Rumların belki de ilk defa bir çözüme yaklaştıklarını söyleyebilirsiniz. Bunun nasıl bir çözüm olabileceği henüz bilinmiyor. Ancak havada genel bir iyimserlik var. Hiç değilse, atılan bu adımlardan geri dönülemeyeceğine inanabilirsiniz.
3. BIKKIN-ÇEKİMSER:
Birde, Kıbrıs'ın her şeyinden bıkmış olanlar var. Çözüm olmuş veya olmamış umursamayanlar... Yavru vatan edebiyatına inanmayanlar veya "Bunlar birbirlerini yemekten kurtulamazlar. Hiçbirine inanmamak gerekir" diyenler...
Ben iyimserler arasındayım.
Pandora kutusu açıldı. İçinden çıkan cinleri artık bir daha içeri sokmak imkansız.
YILANLAR DA ORTAYA ÇIKIYOR
Şu ana kadar gelinilen noktada sadece bazı saptamalarda bulunabiliriz.
Örneğin, Kıbrıs'lı Türklerle Rumlar bir araya getirildikleri taktirde soykırım yaşanabileceği ileri sürülüyordu.
Bunun doğru olmadığı anlaşıldı.
Örneğin, taraflar "egemenlik" haklarının erozyona uğrayıp uğramadığı konusunda eskisi kadar titiz davranmıyorlar.
Örneğin, KKTC, Türk toplumunun patlama noktasına geldiğini dolayısıyla duvarı yıkarak patlamayı engellemeyi tercih ettiği, Rumların da KKTC'ye "egemenlik verilmemeli" bağımlılığından kurtulmaya başladığı söylenebilir.
Özetle, olumlu bir yöne doğru gidiliyor...
* * *
BAŞSAĞLIĞI: Bingöl depreminde hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dilerim. Ne yazık ki, deprem konusunda o kadar çabaya rağmen bir türlü gereken önlemleri alamıyoruz. İnsan hayatına hala yeterince önem veremiyoruz.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|

|