03 Mayıs 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Kepazeliğin kanlı dorukları

     8 - 10 - 12 yaşındaki minikler, geceleyin depremle üstlerine çöken yatakhanelerinin yıkıntıları altında; küçücük gövdeleri, ranzaların, beton parçalarının arasına sıkışmış; kırık kolları bacaklarıyla, aç susuz, yaşamak için direnmeye çalışarak öldüler... Zorla nefes alıp verme gücünün bittiği an... Öldüler minikler... Beşer beşer, onar onar öldüler...
     Anneleri babaları, yakınları, çökmüş yatakhane yıkıntılarının başında... Yavruları yıkıntılarının altında...
     Miniklerden bazılarının sesi duyuluyormuş:
     - Babaaa...
     Üstüne yığılan beton parçalarının arasında sıkışıp kalmış, küçücük bir oğlan çocuğunun imdat isteyebileceği, gücüne güvendiği tek insan:
     - Babaaa...
     Tıpkı canı dayanamayacak kadar yandığı zaman:
     - Anneciğim, anneciğim demesi gibi...
     Ve annelerle babalar, çocuklarının üstüne çökmüş yatakhane yıkıntılarının başında; yavruları yıkıntıların altında...
     ***
     Ve 80 yıldır dönüp duran malum plak:
     - Gereken önlemler derhal alınmıştır, yaralar en kısa zamanda sarılacaktır, hepimizin başı sağ olsun, hepimize geçmiş olsun...
     Türkiye'nin bir deprem bölgesi üstünde olduğu konusunda az şey mi yazıldı, az açıklama mı yapıldı, alınması gerekli az öneri mi sıralandı...
     Yalancılar, talancılar, dilenciler yozluğu; ne kadar hamaset edebiyatıyla kılıflanırsa kılıflansın; su baskınları da asla kulak asmıyor şanlı tarihimize, depremler de kulak asmıyor büyük devlet oluşumuza, kışın binlerce köyün yollarını kapatan karlar da kulak asmıyor bir Türk'ün dünyaya bedel oluşuna...
     ***
     Er geç yaşanacağı söylenen İstanbul depremi, daha da çok ortaya çıkaracağa benzer büyük devletimizin gerçek yüzünü...
     Yerinde infazlar, filistin askıları, işkenceler, içeri tıkılan yazarlar çizerler, "asmayalım da besleyelim mi" hükümranlıkları, darbeler, giyim kuşam kavgaları...
     Ve depremler...
     Ve "yağmura yine teslim olduk" manşetleri...
     Ve yağmalanmış Hazine arazileri...
     Ve devlet bankalarından alınıp geri dönmemiş krediler...
     Ve devlet eliyle kişi zengin etmeler...
     Ve silahlara ödenen milyarlarca dolar...
     Ve 35 bin köy, 20 bin mezra...
     Ve ulusal gelir dağılımı uçurumunda, Tanzanya'nın da altında oluş...
     Ve 370 bin resmi lojman, 150 bin resmi araba...
     Az mı yazıldı bütün bunlar?
     ***
     Döndürün plaklarınızı tosunlarım:
     - Gereken önlemler alınmıştır, yaralar en kısa zamanda sarılacaktır; yüce Türk ulusu, her türlü felaketin üstesinden gelecek güçtedir; sorumlular hakkında gereken işlemlere başlanmıştır...
     Bakarsınız bir akıldane de çıkar:
     - Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, "depremler" de, Anayasamızın değiştirilemez maddeleri içine alınacaktır, der...
     Nasıl ki bazı politikacılarımız da:
     - Depremlerdeki yıkıntı ve çöküntüler, bir ahlak sorunudur, demeye başladı...
     ***
     Şayet ahlaksızlık daha çok prim yapıyor, köşeyi daha çabuk döndürüyorsa; ve "saydamlık" çalışmaları, "devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmak" sayılıyorsa; ahlaksızlık bir epidemiye dönüşmez de ne olur?
     Arapsaçıyla, deli pöstekisi bir bürokrasiyle, kasaba açıkgözlerinin ortaklaşa örgütlediği Hazine talanı, "işbilirlik" başarısı sayıldığı sürece; "ahlaklı olmak", kuru bir "aferin"i bile alabilir mi?
     Türkiye'nin kendi yarattığı bir "otofaji"den, kendi iç dinamikleriyle bir türlü kurtulamadığı, büsbütün ortaya çıkıyor artık.
     Bir İstanbul depremi de, hepsinin üstüne tüy dikeceğe benzer.
     ***
     8 - 10 - 12 yaşındaki minikler, geceleyin depremle üstlerine çöken yatakhanelerinin yıkıntıları altında; küçücük gövdeleri, ranzaların, beton parçalarının arasına sıkışmış; kırık kolları bacaklarıyla aç susuz, yaşamak için direnmeye çalışarak öldüler... Öldüler minikler... Beşer beşer, onar onar öldüler...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     





Taha AKYOL
Deprem kültürü

Çetin ALTAN
Kepazeliğin kanlı dorukları

Melih AŞIK
Cannes yolunda

Fikret BİLA
Düzeni değiştirmek

Hasan CEMAL
Halktan korkarak demokrasi olmaz!

Güneri CIVAOĞLU
Bingöl'ü hissetmek

Can DÜNDAR
Hayat dersinden ihmale kalmış çocuklar

Abbas GÜÇLÜ
Politikacılar yalana doymadı

Sami KOHEN
Dünya da "neden ders almıyorsunuz" diye soruyor...

Mehmet Y. YILMAZ
Evet, iddialıyız.. En güvenilir gazeteyiz

Meliha OKUR
'Yeşil sermayeye özel pazar'

Hasan PULUR
Bakanın hayatındaki tesadüfler!

Derya SAZAK
Doğu insanını anlamak

Meral TAMER
Vestel'de Çince ve suşi dersleri

Tamer HEPER
Kapıdan alışveriş

Güngör URAS
Çiftçiye mazot parası

M. Ali BİRAND
Boşverin, bize birşey olmaz (!)