03 Mayıs 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Halktan korkarak demokrasi olmaz!

     Örgütlü halk demektir demokrasi. Bir toplum ne kadar örgütlüyse, ağırlığı o kadar çok olur. Bu sayede demokrasi çok daha iyi işler, ete kemiğe bürünür, güçlenir. Kamuoyu ağırlığı, devleti yönetenlerin hizaya gelmelerini, ayağını denk almalarını sağlar.
     Yani, sivil toplumu gelişmiş bir ülkede demokrasi adam gibi demokrasi olur.
     Çünkü böyle bir toplumda birey, devlete karşı kendini çok daha donanımlı, çok daha güvence altında hisseder. Yönetenlere hem sesini duyurur, hem de etkili olur.
     Böyle bir toplum ve devlet düzeninde demokrasi bir hayat tarzı olarak özümsenir. Seçimden seçime sandık başı yapıp oy kullanmaktan ibaret yüzeysel bir oyun olmaktan çıkar siyasal sistem...
     Tersinden söylersek:
     Halktan korkarak demokrasi olmaz!
     Ölçü, yalnız devletin değil halkın da gücüdür. Bizde bu nedenle birinci sınıf demokrasi bir türlü olamıyor.
     Evet, ukalaca bir yazı girişi.
     Niye?
     Önümde iki tane devlet yazısı var. Her ikisinin üstüne kocaman GİZLİ damgası vurulmuş. Biri Başbakanlık'tan, biri YÖK'ten. Ve her ikisi de sivil toplum hakkında.
     Ecevit gizli genelgesini giderayak, yani genel seçimlerden dört gün sonra 7 Kasım 2002'de imzalamış.
     Girişinde uzun uzun hükümet dışı kuruluşlar diye nitelediği sivil toplum örgütlerinin demokrasi içindeki yerini anlatıyor, önemsiyor. Bizde sivil toplumun Avrupa'daki kadar gelişmediğinden yakınan bir üslupla devlet içinde yeni bir kuruluşun işaretini veriyor:
     "İçişleri Bakanı'nın başkanlığında bir Sivil Toplum Örgütlerini Geliştirme Kurulu oluşturulmuştur."
     Ve Ecevit'in genelgesinde Kurul'un daimi üyeleri sayılırken, en başta Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Başyardımcısı dikkati çekiyor. Genelge şöyle noktalanmış:
     "Kurulun sekretarya hizmetleri, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından yürütülecektir."
     Bir başka deyişle:
     Sivil toplumun geliştirilmesi MGK Genel Sekreterliği'ne bağlanıyor. Belki de MGK Genel Sekreteri Kılınç Paşa'nın haklı eleştirilere yol açan Avrupa gezisi Ecevit'in bu genelgesi çerçevesinde yapılmıştır.
     YÖK'ün genelgesine gelince...
     4 Mart 2003 tarihini taşıyor. Üniversite rektörlüklerine gönderilmiş GİZLİ yazının altında YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Aybar Ertepınar'ın imzası var.
     Özeti şöyle:
     "Sivil toplum örgütlerinin (...) ülke içinde ve dış ülkelerde Devlet adına siyasi, kültürel ve ekonomik alanlarda faaliyet yürütebilecek yetenek kazanmalarının, (...) milli menfaatler doğrultusunda faaliyet göstermelerinin sağlanması konusunda kamuoyunun aydınlatılması için kurs, konferans, seminer, sempozyum, panel ve açık oturumlar düzenlenmesi düşünülmektedir. (...) İlgili öğretim elemanlarının YÖK'e bildirilmesi..."
     Bu kafa nedir?
     Bizim devlet nedir?
     Sivil toplum nedir?
     Ya da devlet eliyle sivil toplum geliştirmek ne ola ki?
     Arkanıza yaslanın, şöyle bir düşünün bu soruların karşılıklarını. Çünkü bu kafanın, bu zihniyetin sivil toplumla da, demokrasiyle de ilgisini yakalamak o kadar kolay değil.
     Çünkü bu kafa ne olursa olsun, özünde halktan, örgütlü toplumdan korkan kafadır. Kendi insanına güvenmeyen köhne bir zihniyettir. Özgüvenden yoksun bir anlayıştır.
     Bu kafayla demokrasi olmaz.
     Fakat Allah'tan bu toplum, Türkiye kalkınma yolunda mesafe alıp zenginleştikçe kendiliğinden örgütleniyor, zincirlerini kırıyor.
     Zaten demokrasiler hep böyle gelişti, aşağıdan yukarıya... Ve bireyle toplum, örgütlendikleri ölçüde devlet karşısında kendilerini korumaya almasını öğrendiler.
     Biz de öğreneceğiz.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     





Taha AKYOL
Deprem kültürü

Çetin ALTAN
Kepazeliğin kanlı dorukları

Melih AŞIK
Cannes yolunda

Fikret BİLA
Düzeni değiştirmek

Hasan CEMAL
Halktan korkarak demokrasi olmaz!

Güneri CIVAOĞLU
Bingöl'ü hissetmek

Can DÜNDAR
Hayat dersinden ihmale kalmış çocuklar

Abbas GÜÇLÜ
Politikacılar yalana doymadı

Sami KOHEN
Dünya da "neden ders almıyorsunuz" diye soruyor...

Mehmet Y. YILMAZ
Evet, iddialıyız.. En güvenilir gazeteyiz

Meliha OKUR
'Yeşil sermayeye özel pazar'

Hasan PULUR
Bakanın hayatındaki tesadüfler!

Derya SAZAK
Doğu insanını anlamak

Meral TAMER
Vestel'de Çince ve suşi dersleri

Tamer HEPER
Kapıdan alışveriş

Güngör URAS
Çiftçiye mazot parası

M. Ali BİRAND
Boşverin, bize birşey olmaz (!)