04 Mayıs 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         


İyi ki Türkiye’de doğmuş

Yıldız Kenter yıllardır sahnelerde "1 numara" olarak kalmayı başarmış bir usta. Yazıp oynadığı "Hep Aşk Vardı"yı okursanız bunu nasıl başardığını çok iyi anlayacaksınız

     1950’lerin sonlarında Devlet Tiyatrosu’nda "Çöl Faresi"ni izliyorum. Gencecik, benim için yepyeni bir oyuncu var sahnede. Oynamıyor, büyü saçıyor sanki. On beş saatlik otobüs yolculuğundan sonra otel yerine tiyatroya gitmeye karar vermiş, saç diplerine kadar yorgun olan beni bile diriltiyor. Adı Yıldız Kenter.
     ***
     Şimdi 50’nci sanat yılını kutluyor. 50 yıl sahnede kalmak nedir?
     Çılgınlık.
     Ezra Pound bir şiirinde yazar olmaktan yakınıyor. "Tanrım, küçük bir tütüncü dükkanı ver bana. Ya da hangi mesleğe yazarsan yaz... İnsana her zaman beyninin gerektiği bu kahrolası yazarlık mesleğinden başka" diyor.
     Tiyatroculuk, yazarlık gibi de değil üstelik. Beyin dışında, sürekli fiziksel dirilik de istiyor.
     Tanrı, istediği tütüncü dükkanını verseydi, iki gün sonra kepengi kapatıp yine yazarlığa dönerdi Pound. Çünkü o da çılgınlardan biriydi.
     Yıldız Kenter gibi.Yıldız Kenter de çılgınlığını yaşamının özü, yaşamının gerekçesi yapmış.
     Onurla taşıyor.
     ***
     Yukarıdaki satırları Yıldız Kenter’in sahnedeki 50’nci yılı dolayısıyla yazmıştım.
     Bu kadar süre sahnede kalan, üstelik hep "yıldız" olarak kalan oyuncular sanırım bütün dünyada parmakla gösterilir. Yıldız Kenter bu mucizeyi gerçekleştirmiş, üstelik ödün vermeden "1 numara" olarak kalmayı başarmış bir usta.
     ***
     Yazıp oynadığı "Hep Aşk Vardı" (İş Bankası Yayınları) bir anı-oyun. Ayşe Yıldız’la birlikte annesi Olga Cynthia’yı, kızı Fatma Leyla’yı anlatıyor. "Üç yaşam, üç kavga, üç aşk" diyor Yıldız Kenter.
     Olga Cynthia’nın İngiltere’de Türk Naci beye aşık olup 1920’de Türkiye’ye gelmesiyle başlayan öykü, sadece bir ailenin serüvenini anlatmıyor, o yıllardan günümüze ülkemizin öyküsünü de küçük fırça darbeleriyle yansıtıyor.
     Yıldız Kenter, dilinin akıp gitmesi bir yana, kişilikli bir yazar olarak beliriyor:
     "Konservatuvar yılları, harp yıllarıydı. Karartma vardı. Ekmek, şeker, çay karneyle veriliyordu. Sabah yemekhanenin kapısında kuyruğa girerdik, bir küçük külah toz şeker, dörtte bir ekmek. Bana yetiyor, artıyor bile. Bütün gün, piyano, keman sesleri, flüt, obua sesleri, şan, opera, tiyatro çalışan güzelim insan sesleri... Bir cümbüş yaşıyorum, doyamıyorum. Anne, British Council’a geçmemişti daha. Taa Etimesgut Havaalanı’nda çalışıyordu. Servis otobüsü, her sabah saat 6’da konservatuvarın önünden geçiyor. Ben de sabahları erkenden kalkıyorum. Bir çalışma odası kapıyorum, kitaplarımı bırakıyorum. Koşuyorum ön tarafa, demir parmaklıklı kapının ardına. Annemin otobüsü geçecek şimdi. Bir heyecan, bir heyecan! Anne... İşte! Bugün üçüncü pencerede. Görüyor beni, el sallıyor, öpücük yolluyor. Pos bıyıklı, koca Arnavut kapıcı Hüseyin Efendi şaşkın, bakıyor. Sabahın köründe uzaktan uzağa bir aşk yaşanıyor. Ve o gün, çok güzel başlıyor..."
     ***
     Kendi tiyatrosunu kurduktan sonra onu yeterince solda olmamakla, sadece "burjuva eğlencesi" oyunlar oynamakla suçlayanlar oldu.
     Yıldız Kenter, açık yüreklilikle, "Ben Artık Emek’i, Sermaye’yi filan okumadım" diyor. "Marx’ı da okumadım, okusam da anlayamazdım... Ama sen, Çehov’a, Arthur Miller’a, Gorki’ye, Pembe Kadın’a, ne bileyim ben, Hocamın Olgunluk Çağı’na, daha birçoklarına burjuva eğlencesi diyorsan, Marx’ı sen de iyi anlamamışsın canım. Bu oyunların hepsinde devrimin ta kendisi var be. (...) Ben artık her şeye tiyatronun penceresinden bakar oldum."
     O yılların oyunlarını düşünüyorum da, ne gününün Türkiye’sini, ne sokaktaki adamı anlamış ne Marx’ı sindirmiş kişilerin kurduğu derme çatma toplulukların sergiledikleri oyunlardan neredeyse hiçbirini hatırlamıyorum. Ama "Üç Kuruşluk Opera" da, "Vanya Dayı" da bütün canlılığıyla, gözümün önünde.
     ***
     "Hep Aşk Vardı" benim için olağanüstü güzel bir sürpriz oldu. Sadece tiyatro severlere değil, bütün edebiyat severlere okumalarını öneririm. Bir usta oyuncuyu daha iyi tanıyacaklar. Bunun yanı sıra, bir usta yazarla da tanışacaklar.
     Yıldız Kenter... Türkiye’de değil, bir Batı ülkesinde doğsaydı, bugün seçkin ödüllere boğulmuş uluslararası bir "starödı.
     Ama iyi ki Türkiye’de doğmuş, iyi ki bizim de böyle bir sanatçımız olmuş.
     





 Ahmet Turhan Altıner
 Ali Rıza Kardüz
 İlber Ortaylı
 Ülkü Tamer