|


Uyusun da büyüsün, niiinni...
Ankara'da demokrasiye âşık olmayan, demokrasi için yanıp yakılmayan, demokrasiye övgüler yağdırmayan kimse yoksa da; seçilmişler - atanmışlar didişmesinin de bir türlü gelmez sonu...
Bu kez de uzun mu uzun süren MGK toplantısı, nedense eski bir fıkrayı anımsattı bize...
Adamın biri, çapkınlık yapmak ister, bir türlü başarıya ulaşamazmış.
Arkadaşları akıl öğretmişler kendisine:
- Hoşlandığın kadına önce kur yap, demişler.
- Nasıl kur yani?
- Ne güzel gözleriniz var, de. Müzik sever misiniz, diye konuşma aç. Okuduğu romanları sor. Giysilerini beğen falan filan...
Adam:
- Peki, demiş.
Ve bir gün bir tren kompartımanında genç bir kadına rastlamış. Bir süre kadına dik dik baktıktan sonra:
- Gözleriniz ne güzel, demiş.
Kadın gülümseyerek:
- Mersi, demiş.
Adam susmuş, susmuş, arkasından:
- Müzik sever misiniz, demiş.
- Çok. Özellikle senfonileri...
Adam yine susmuş. Sonra:
- Hangi romanları okuyorsunuz, demiş.
- Elime ne geçerse...
Ve yine susmuş adam. Derken:
- Giysilerinizi çok beğendim, demiş.
- Sahi mi, çok sevindim...
Adam bir süre daha susmuş. Sonunda:
- Bu kadar kur, yeter, demiş; haydi soyun da yat bakalım şuraya...
***
Demokrasiyle birlikte başlayan halklaşma süreci, Türkiye'nin saklı duran iç yüzünü de, olduğu gibi dışa çıkardı, diyorlar.
Haremağası, saray hekiminin yanına giderek, sıkıştırmaya başlamış hekimi:
- Ben gördüm, hayvanları yüzerken, derisini tulum olarak tersine çevirdiler mi, içi beyaz çıkıyor. Sen de, beni tersime çevir, beyaz olayım.
Hekim başı:
- Ağa hazretleri olmaz öyle şey, diyormuş.
Arap diretiyormuş:
- Olur, tersimi çevir de bak nasıl beyaz olurum.
Hekim başı, haremağasını başından savamayacağını anlayınca:
- Evet ama, demiş, önemli bir sakıncası var bunun. Sizi tersinize çevirince, vücudunuzun saklı duran yerleri, alnınızın ortasıyla ense kökünüze gelecek. İsterseniz yapayım.
Arap düşünmüş:
- Vazgeçtim, demiş.
Diyorlar ki, bazen bir toplumun da iç yüzü dışa dönünce, galiba olmadık yerleri çıkıyor başa...
***
Tayyip Bey'le Deniz Baykal konuşuyorlardı. Tayyip Bey, salt düzayak bir halk çocuğu değil, sanatla da ilgili biri olduğunu göstermek için, Baykal'a:
- Heykeltıraş Rodin'in ünlü sözünü bilirsiniz, diyordu; Rodin'e sormuşlar:
"- Bu güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz, diye..." Rodin:
"- Taşın fazla tarafını atıyorum, geriye heykel kalıyor", demiş.
Biz de, devlet yönetiminden rüşvetleri, yolsuzlukları, çalıp çırpmaları çıkarabilsek, geriye sadece demokrasi kalacak...
Deniz Baykal:
- Evet ama, dedi, yine de bir kuşku düşüyor insanın içine; ya geriye hiçbir şey kalmazsa, diyor...
***
İncili Çavuş'a sormuşlar:
- Gazeteler sık sık "Ankara'da deprem" diye manşetler çekerler. Sence Ankara'daki depremlerle, yurdun başka yerlerindeki depremler arasında nasıl bir fark var?
İncili Çavuş:
- Ankara'daki depremlerde, demiş; yer değil, koltuklar sallanır sadece...
***
Bekri Mustafa:
- Ankara egemenlerine göre, diyormuş, halk yığınları ayak takımıdır.
- Ya peki, demişler, halk yığınlarına göre Ankara egemenleri nedir?
Bekri, bir fırt çekip gülmüş:
- Hokkabaz takımı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|