04 Mayıs 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Amman'dan Bağdat'a...

     AMMAN

     Bomba! Belki de biz heyecan peşinde olmaya teşneyiz de ondan. Ama bu kadarı fazla. Daha gece yarısı uçaktan iner inmez aldık haberi:
     "Az önce havaalanında bomba patladı, bir polis öldü. Anlaşılan, Bağdat'tan dönerken bir Japon gazeteci hatıra olarak patlamamış bir bomba alıp koymuş çantasına... Geri zekalı! Çıkışımız zaman alabilir. Etraf sivil polis kaynıyor."
     Son kez 2000 yılı yazında gelmiştim Amman'a.
     O evi anımsıyorum.
     Ağaçların altında, fıskıyeli havuzun kenarında bir Arap aydınının bütün gece İsrail'e, Yahudilere dönük nefrete varan tepkisini dinlemiştim:
     "Arap dünyası çok büyüktür, okyanustur. İsrail ise bu okyanusta küçücük bir ada... Barış yakın değil. Bir zamanlar Haçlılar nasıl gelip gittilerse, bir gün onlar da gider."
     Üç yıl geçmiş, giden yok!
     Üstelik şimdi bir de Amerika Irak'ta komşu gelmiş Ürdün'e...
     O evin duvarlarında fotoğraflar vardı, eski Amman, Kudüs, Beyrut manzaraları. Tarih bu coğrafyada insanın yakasını hiç bırakmıyor. Ve şöminenin üstünde birden gözümü alan yağlıboya resim, evet, bir Fahrünissa Zeyd tablosu...
     İlgilendiğimi görünce "Ünlü bir Türk ressamı" demişti garson, "Onun evi, kiraladık" yanıtını vermişti. Koca bir sanatçı aile, Halikarnas Balıkçısı, Füreya, Aliye Berger... Yani Şirin Devrim'in o güzel kitabında anlattığı Şakir Paşa Ailesi...
     Üç yıl önceki Amman akşamında, Osmanlı'nın Arap alemindeki köklerini hatırlatan hoş bir sürprizdi. Ama Fahrünissa Zeyd'in evi keşke müze olsaydı diye geçmişti içimden...
     Işıl ışıl, renkli büyük tabelalar, havalimanından kente giderken birçok yerde dikkatimi çekiyor:
     Önce Ürdün!"
     Ellerin üstünde yüceltilen Ürdün bayrağı... Genç Kral Abdullah'ın başlattığı ve bir Ürdünlülük bilinci yaratmayı öngören politikanın bir göstergesi...
     Seksen yıl önce Atatürk'ün Anadolu'da yetmiş iki milleti bir ulus çatısı altında, bir potada buluşturmak için yola çıkarken attığı "Ne mutlu Türküm diyene..." sloganını çağrıştırıyor.
     Ürdün'de nüfusun çok büyük çoğunluğunu Filistinliler oluşturuyor. Sorduğunuz vakit, "İsmi Ürdün olan ülkede Filistinli olarak yaşıyoruz" diyorlar. Yani devlet olarak Ürdün'ü içine sindiremeyenler az değil. Şimdi onlara "Önce Ürdün!" dedirtmek, yani onları Ürdünlü yapmak, ekmeğini yediği ülkeye bilinçle bağlamak ne kadar mümkün?..
     Irak'ın da burada zorluğu var. Saddam diktası gidince, kapak kalkınca Şiisi, Sünnisi, Kürdü, Türkmeni ortaya çıktı. Farklı mezhepler, etnik gruplar ve aşiretler sahnede boy gösterdi.
     Peki, Iraklı nerede?..
     Böyle bir yapının üstünde demokrasi nasıl inşa edilebilir Irak'ta? Ürdün Dışişleri Bakanı'nın yazısı ilginç. "Irak'ta laik demokrasi mi, yoksa yeni bir teokrasi mi?" sorusuyla başlıyor.
     Ürdünlü meslektaşlarım Irak'ta İran benzeri dinci bir rejimin kurulabileceğine hiç ihtimal vermiyorlar. Seçim sandığından köktendinci bir partinin çıkması çok uzak olasılık onlara göre. Şiilerin siyaset meydanında blok halinde birlikte hareket etmeyeceklerini, parçalanacaklarını belirtiyorlar.
     Hepsinde, Amerika'ya tepki büyük.
     Amerika'ya kuşku derin...
     Sohbet sırasında dikkatimi çekiyor. TBMM'nin Amerika'ya ikinci cephe iznini reddetmis olmasını Türkiye'nin olumlu hanesi yazmış Ürdünlü gazeteci ve yazarlar. Hem Türkiye'de demokrasinin işlemesinden, hem de Amerika'ya kafa tutulmasından memnun kalmışlar...
     Vakit gece yarısı.
     Haritaya bakıyorum. Yolumuz uzun. Amman'dan Bağdat'a ilk kez karadan gideceğim. Sınıra kadar gece yolculuğu, gün aydınlanırken de Irak'a giriş... Bugünün koşullarında doğru olan buymuş...
     Arabamızın arkası yiyecek ve suyla dolu. Bağdat'ta, Filistin Oteli'ndeki meslektaşlarımızın siparişleri de var.
     Biz de hazırlıklıyız.
     İstanbul'dan yola çıkmadan önce madenci fenerleri bile aldık. Çünkü Bağdat'ta elektrik hala dertmiş. Ama sanıyorum Ahmet Dumanlı biraz abartıp, alna bağlanan madenci fenerlerinden de, nerede bulduysa ikimize de birer tane almış. "Gece vakti yazı yazarken, okurken alnına takarsın, kolaylık olur" dedi. Ama onun derdi galiba kolaylıktan çok, böyle bir fotoğraf yakalamak olabilir.
     Siz bu satırları okurken, biz Ahmet'le birlikte inşallah çölü geçmiş Bağdat'a varmış olacağız.
     İyi pazarlar!
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     





Çetin ALTAN
Uyusun da büyüsün, niiinni...

Melih AŞIK
Akşam gazeteleri

Fikret BİLA
Sağlıkta dönüşüm projesi

Hasan CEMAL
Amman'dan Bağdat'a...

Güneri CIVAOĞLU
Kravatsız

Can DÜNDAR
Neyin var ülkem, mutlu gibisin?

Abbas GÜÇLÜ
Deprem misyonerlerimiz neden yok?

Mehmet Y. YILMAZ
Provokasyon diyerek geçme tanı!

Hasan PULUR
"Sarı Gelin"i başkaları da seyretse...

Derya SAZAK
İstanbul depreme hazır mı?

Meral TAMER
Festivalle ışıldayan Beyoğlu

Ece TEMELKURAN
Olman gerekeni oldun mu?

Osman ULAGAY
İşsizliğin çaresi hızlı büyüme ama nasıl?

Güngör URAS
Art Nouveau'dan, Art Deco'ya

Serpil YILMAZ
Ziraat ve Halkbank'a Dallah Grubu mu talip?